28 Haziran 2026

Can Eseler, Yarım Artı: Ortalamaya Övgü

ile izdihamdergi

Anneler, babalar ve öğretmenlere bir çağrı yapma vakti. Çünkü belli birtakım şeyler yolunda gitmiyor. Her geçen gün kötü olaylar ve örneklerle karşılaşan toplum, neler yapması gerektiğine dair harekete geçmeli. Bu durum hali hazırda bir anlayış ve uygulama değişikliğini bize teklif etmekte. Böyle bir dönüşüm, çağın şartları içinde kaçınılmaz hale doğru ilerliyor.  

Yeni nesilleri bir proje, mükemmel olmak adına bir vesile ya da esasen kendi aşağılık duygusunu düzeltmek adına bir kurtuluş çabası olarak görenler ne kadar da vahşi. Acımasız, hissiz ve duygudaşlık yoksunu ebeveynler, yeni nesli bir emanet olarak görmek yerine, mükemmel olmanın çarkları arasında ezmeyi tercih ediyor. Öğrenciler için gösteriş ya da durumu idare eden bir anlayışın adı eğitim olamaz. Durumu idare etmekten bir an önce vazgeçerek, gerçeği en yalın hali ile öğrenciye ulaştıracak yeni bir düzene geçmek, yeni nesiller adına en hayırlı işlerden olacak.  

Hal ve Gidişat 

Önceden yarım artı almak diye bir not biçimi vardı. Bugün ise öğrenciye başarısızlığını hatırlatmak bile söz konusu olmuyor. Mükemmel olmak adına kurban edilen bir neslin sancısına şifa bulmak gerekiyorsa, belki de bir ütopya olan başarı dayatmasından sıyrılmak gerekebilir. Gerçek bir başarı elde etmek başarısızlık ile yüzleşmeden mümkün mü? Tıpkı hayatın akışında görmeye alışık olduğumuz iniş ve çıkışlar gibi, eğitim yolcuğu da başarı ve başarısızlık ikileminden geçmeden gerçek bir yaşanmışlık haline dönüşmeyecek. Başarısızlık durumu asla kabul edilemeyen bir olgu olmaya devam ettiği sürece, onu ortadan kaldırıp görmek dahi istenmeyen bir eşya gibi ele almak kaçınılmaz oluyor.

Yıllardır tam puan alınan sınavlar ve şatafatlı mezuniyetler ile muhatap olan öğrencilerin egoları gelecekteki çetrefilli yaşam için ne kadar hazır? Yarım artı alan öğrenciler, hayata hazırlandıkları, eğitim aldıkları bir okulda daha gerçek bir deneyim yaşıyor. Çünkü hayat hiçbirimize hiçbir zaman hayal ettiğimiz ölçüde müreffeh olmayacak. Bunun bilincinde olan bir öğretmen, öğrencilerine adil olmanın ötesinde, eğitim verirken hayata dair bir öğreti sunacaksa, orada olması gereken gerçekliğin içinde acı ve zorluk da olmalı. 

Hayat insana ileri yaşlarda neler sunuyor? Her zaman şeker şerbet gitmeyen yaşamın zorlukları karşısında neler yapacağını bilmeyen bir nesil nereye kadar ilerleyebilir? İnsan eğitim aldığı yıllarda hayata hazırlanmakta. Bu hazırlık hem bilgisini artırmak hem de duygu dünyasını şekillendirmek zorunda olan bir program. Teknik açıdan mükemmel olan bununla birlikte teoride muhteşem olan insan, uygulamaya geçtiği ölçüde hakikatin ta kendisi ile yüzleşiyor. Bu yüzleşme çocukluk yıllarındaki o pembe hayaller ve hayallerin ötesinde ileride gelecek olan zorlu yolları insanın karşısına çıkartıyor. Hemen herkesin geçtiği bu çetin sınanmaların okul yıllarında hazırlığı yapılan ve çeşitli önlemleri alınmış olan yaşantılar olması, insan için bir zorunluluk. Bu zorunluluk ilerleyen yıllarda telafisi yapılabilecek şeyler de değil. Eğitim öğrenciyi geleceğe sadece överek ve el üstünde tutarak yürünen bir yol olacaksa, ilerleyen yıllardaki girift sorunlar insan için oldukça zorlu imtihanlar olacaktır. Yarım artı alan, mezuniyeti için yüksek masraflar ve gösterişli törenler hazırlanmayan bir öğrenci, ilerleyen yıllarda karşılaşacağı zorluklara kontrollü bir çile programından geçmiş olarak merhaba diyecek. Bu tür bir eğitim anlayışı, henüz hayatının baharında olan bir gencin gerçek anlamda bir deneyimi yaşaması ile çok sağlıklı ve oldukça hayata yakın bir eğitim süreci olacak.

Şişirilmiş bir ego kadar yeni nesillere ne zarar verebilir? 

Gereksiz bir gösteriş budalalığı bizleri ne kadar sağlıklı bir noktaya getirebilir ki? 

Ortalama Nota Övgü

En başarılı, en zeki, en mükemmel benim çocuğum. 

Ben çocuğum için ne emekler verdim. 

Onu en iyi şartlarda yetiştirdim, dolayısıyla en iyi ebeveyn benim.

Egosu arşa dayanmış ebeveyn şımarmaktan başı dönmüş yeni nesiller ve gelinen noktada her şeyi en iyi bilen bir güruh. Gerçek ise bambaşka bir hikâye. Gerçek olanın kusurlu olması esasen onun hakikatine dair en öne çıkan sıfattı. Gerçek olandaki kusurluluk halini sevmek, ne kadar büyük meziyet. Ortalama olan her şey, içinde belli kusurları barındırıyor. Bu ortalama olma hali ise, her şartta hayatta kalmayı başarıyor. 

En çok, en güzel, en kusursuz gibi başlayan cümleler ya da düşünceler her zaman ütopyaya saplanmak tehlikesi ile karşı karşıya. Ütopya ise hiçbir zaman gerçek olmayacak. Ütopyalar hayalleri süslese de, insanı hakiki manada tatminden uzak tutmakta. O sebeple ortalamanın ayakta kalması ve her şartta sürdürülebilir olması bizleri kucaklıyor.

Eğitimde ortalamayı yakalamak da böyle bir hedef. Gelecek nesillere aktarmamız gereken en sakin, en serin gerçekler arasında ortalamanın sürdürülebilirliği ve gerçeğe en yakın yüzü olmalı. Birçok ebeveyn henüz bebeklik günlerinden bu yana, çocuklarının sadece telefon kullanabildikleri için son derece zeki olduklarını düşünüyor. Oysa ışıltılı ekran ve motor becerileri gayet doğal sonuçlar. Çocuğu hakkında sanrılara kapılan ebeveyn asıl kabiliyetlerini kazanmak yerine çocuklarını belki de asıl katiline teslim etmekte. Çocukların eğitimini üstlenmek, büyük ve son derece meşakkatli bir yol. Bunu bir gerçek olarak kabul etmek yerine egolarını tatmin ederek hakikatten, emekten ve çocuklarının asıl geleceklerinden çok uzak bir yere sürükleniyorlar. 

Sonuç: hayal kırıklığı, psikolojik sorunlar ve zorlanan hayatlar. 

Ortalama yaşam, başarı ya da alınan bir sınav notu. Bu övülmeye layık bir şeydir. Herkesin süper kahraman olmadığı bir yaşama biçimi gerçek ve güvenli olan bir hedef. Buna erişmek için çabalamak gerekiyor. Çünkü sosyal hesaplar hayatımızı işgal etmeye devam ediyor. Bu durum hepimizi esir almaya devam ederken, hiç farkına varmadan hemen herkes birbiri ile yarışan çeşitli ütopyaları saplantılı bir biçimde hayatına sokan ve sonunda son derece mutsuz sonuçlar elde eden bir vaziyette. Hayatın bizi yeterince yıprattığı yetmiyormuş gibi bir de yarış parkurlarına sokulmak ve sonunda bir tane şampiyonun gölgesinde kalmak ne kadar anlamsız. İnsan yapabildiği ölçüde gücünün yettiği kadar ve en önemlisi çabası doğrultusunda değerli bir varlık olmalı. Herkesin önüne aynı hedefi koyup o hedefe ulaşamayanları başarısız ilan etmek insanın kendine yaptığı bir zulüm. Nice güzel özelliklere haiz olan birçok insan kendini bu kıyma makinesinde ezip tarumar ediyor. 

Yolcuya Bir Mesaj 

Ortalamanın ve sürdürülebilir olanın değerini fark etmek bizler için ne kadar ferah bir alan açıyor. Bunu bütün öğrencilere ve onların ebeveynlerine dolayısıyla topluma sürekli olarak hatırlatmak gerekiyor. Her insan değerli, özellikle birbirine benzeyen ortalama ve mütevazı hayatları olanlar da. Yarım artı alan bütün insanlar hayatlarını bir şekilde yaşıyor. Güneşin doğuşunu izlemek ya da yağan yağmurdan keyif ve huzur duymak gibi zevkleri hedef edinenler de. Hayat yarım artı aldıktan sonra tekrar yola devam edenlere oldukça cömert sonuçları sunmakta. 

Ortalama ve mütevazı kalanları, yarım artı alan bütün yoldaşları gönülden ve candan selamlıyorum.. 

Başarının ilk adımı olarak yarım artıyı almayı ve onu devam ettirmek sureti ile sabitkadem olmayı bilenler için yaşam çok daha keyifli bir yol olacak. Bunu fark etmek, kendi öz benliğimize daha şefkatli davranmak adına çok önemli bir tavır. Ütopik ve genel geçer bir biçimde oluşmuş yargılarla düşüncelerini zehirleyip içindeki savaşçıyı incitme. Unutma ki, o senin en büyük dayanağın.

İZDİHAM DERGİSİ