10 Temmuz 2026

Arife Bacık, Kırk Parçada Bir Ölüm

ile izdihamdergi

Değiştin diyorlar, Rehnümâ.

Kırk parçaya bölündüğümü,

Kırk birinde öldüğümü.

Bilmiyorlar.

Yüzümde asılı kalan o eski tebessümün

Aslında bir mezar taşı olduğunu,

İçimde fırtınalar koparken

Dışımın buz tuttuğunu bilmiyorlar.

Bilmiyorlar, Rehnümâ.

İnsan tek bir darbeyle devrilmez bazen;

Yıllarca süren sağır bir sessizliğin kuyusunda

Milim milim ölür.

Önce eşyanın sesi çekilir odadan.

Sonra göğün damarındaki son mavi kurur.

Bir sabah uyanırsın.

Kuşlar yine o kusursuz neşeyle ötüşür,

Sen ise o şenliğe yetişemeyecek kadar

Geç kalmışsındır hayata.

Değiştin diyorlar.

Değişmedim, Rehnümâ.

Sadece bir zamanlar kalbimin diz çöktüğü ne varsa,

Beni bu karanlıkta tek başıma bıraktı.

İnandığım şeyler benden önce öldü.

Bir çocuğun gözlerinde sakladığım bahar,

Bir annenin duasında bulduğum emniyet,

Bir ağacın gölgesindeki serinlik,

Bir dostun sesinde duyduğum vefa…

Hepsi birer birer çekildi dünyadan.

Ben,

Geride kalan boşluğa dönüştüm.

Şimdi geceleri ay doğuyor yine.

Yıldızlar yerlerini biliyor.

Rüzgâr aynı rüzgâr.

Gece aynı gece.

Ama dünya artık,

Bir daha dönmemek üzere kaybettiğim birinin

Ardından kapanan kapıya benziyor.

Ne yana baksam,

Bir eksiklik büyüyor içimde.

Sanki hayat benden habersiz çekilmiş de,

Ben hâlâ terk edilmiş bir sahnede,

Rolünü unutmamak için direnen son oyuncuyum.

Soruyorlar:

“Neden böyle karanlıksın?”

Nasıl anlatayım, Rehnümâ?

Ben insanlara değil,

İnsanlığa kırgınım.

Bir kalbin bu kadar kolay taş kesilebildiğini,

Bir vicdanın bu kadar kolay sessiz kalabildiğini,

Bir insanın bir başka insanın acısına

Bu kadar yabancılaşabildiğini gördüm.

Şimdi sen söyle, Rehnümâ;

Hangi ışığa inanayım?

Hangi sabaha güveneyim?

Hangi baharın gerçekten geleceğine

Kendimi ikna edeyim?

İnsanların yüzümün gölgeliklerinde gördükleri şey

Sıradan bir hüzün değil.

Bir zamanlar göğe uçurduğum o körpe umutların,

Kendi cehenneminde savrulan külleridir.

Ve inan bana, Rehnümâ;

İnsan en çok da

İçindeki son iyiliğin cenazesine ağlıyor.

Çünkü bir gün geliyor;

Sevdiğin insanlar gitmiyor yalnızca,

İnandığın anlamlar da terk ediyor seni.

İşte o zaman anlıyorsun;

Bazı ölümler toprağın altında başlamıyor.

Ağlıyorum, Rehnümâ.

Bir kişiye değil,

Bir zamana,

Bir düşe,

Bir ihtimale.

İçimde yıllarca kanat çırptıktan sonra

Sessizce düşüp ölen o kuşa ağlıyorum.

Ağlıyorum.

Ve herkes bana

Değiştin diyor.

Kırk parçaya bölündüğümü,

Kırk birinde öldüğümü

Bilmiyorlar.

Ben o kırkın içinde ölmedim, Rehnümâ.

Ben,

İçimdeki son umudu toprağa verdiğim gün

Öldüm.

İZDİHAM DERGİ

Hepimiz Ölecek Yaştayız.