7 Mayıs 2026

Sena Parlar, Gerçekliğe Şaşı Bakmak: “Görünüyorsan Varsın!”

ile izdihamdergi

Postmodern insan, 7 G teknolojisiyle internet ağını kuvvetlendirirken sol tarafından bulunan yüreğiyle bağını zayıflatmıştır. Nitekim bağ kurmanın ilk düsturu dinlemektir. Kalbinin sesinden uzak, kendine gurbet bu yeni insan türüne sus payı gündemler her daim yaratılmaktadır. Zira insanı meşgul eden şey daha sonra işgal eder. 

Teknolojik devrimlerin vaatkâr tutumu insanlığın evrimleşmesine yol açtı. Bu evrim sahneden lineer yani ileriye dönük sözler ve konformizme hizmet eder reklamlarla satılsa da geldiğimiz nokta da insanlık sükût-u hayale uğruyor. Nitekim anti depresanlarda yaşanılan satış patlamaları, ekran ve bilumum bağımlılıkların popülasyonundaki hız, bireyselleşme ile beraber kaybolan kolektif bilinç… Dijital dünyanın kolaycılığına göz kırpan sosyal medya dejenere olmuş ve daha da olacak insanlığın mihenk taşıdır. Görünür olduğun kadar varsın yeni dünya düsturu maalesef spot altında olmayan hayatların önemsizliği algısını yaratıyor. Bu algı ile milyonlarca insan takipçi adı altında röntgencilik yapan insanlarla güvensiz bir etkileşim içinde oluyor. Göz göze iletişimin yerinin chatleşmeler aldığından milyonların takibi de bireyi yalnızlık duygusundan alıkoyamıyor. Çünkü modern insan anlamlı bağlar peşinde değil, ekranda var olma çabası içerisindedir. Sanal dünya milyonlarca kişiye suni bir kimlik yaratma fırsatı verdi.  İmajinatif kimlikler hakikatle küs ruhlara dönüştü. Bu varlık çabası rekabet kültürünün köleliğini üzerinde gururla taşıdı. Üzerinde sadece logolar taşıyan, en iyi mekanlarda ve lüks restoranlarda bulunan hatta bulunmakla kalmayıp bunu sosyal medyasında paylaşan imaj çalışması içinde kan ter içinde kalan yorgun ama havalı ruhlar… Komşusu açken tok yatan bizden değildir medeniyeti yerinin tabağını paylaşanlar yığınlara bıraktı. 

Sosyal medya vatandaşlığının peyda ettiği bu kimlik ve gerçekliği arasındaki kolerasyon farkı ruhsal bunalımını ve kimlik kargaşasını ortaya koyuyor. Ötekinin filtreli hayatı izleyen için ulaşılması güç görünür. Çünkü ekranda gördüğünün gerçekliğine inanır ve yanılsamaya kanar. Bu durum bireyin haset psikolojisini tetikler. Zincirleme duygu bunalımını ve yetersizlik duygularını oluşturur. Onda var ama bende yok… İki farklı yaşamın kıyasına dönüşen bu adaletsizlik terazi bireyde sadece mutsuzluk hissine neden olur. Çünkü her insan yaşamının pratiği ve dinamiği başkadır. Aynı ailede doğan kardeşlerin dahi hayatları arasındaki farkları göz önüne alırsak bu kıyasın acımasızlığını da idrak edebiliriz. 

Medeniyetimizin mihenk taşı insandır. Tarihimizin ruhlara nakşettiği insan insanın yurdudur sözünün üzerine adeta bir karabasan gibi çöken batılı bir metafor var: İnsan insanın kurdudur.  Hakikate şaşı bu bakış açısı, birçok toplumsal probleme kaynaklık etmektedir. 

Dijital dünya endüstrisi, köle pazarına çıkarılan insani tüm duyguların sömürülmesini de kolaylaştırmıştır. İnsanlar izledikleri acılara şahit değil artık sadece tanıklardır. Çünkü şahitlik eylem gerektirir izlemekten farklı. Acılar alt yazılara sığdırıldığından bu yana ölü sayıları rakamlardan ibaret sayıldı. Konforlu koltuklarda izlenen yaralı hayatlar vicdanın ataklarını uyuşturdu. Çünkü rahattık bize dokunmayan yılanın yaşaması veya başka hayatları sokmasıyla ilgilenmiyorduk. İnsan eylemleriyle insandı. İyilik yapma kapasitesi ve ötekine dokunma gayreti onu diğer tüm canlılardan ayrı ve üstün tutan yegâne şeydi. Bireysellik pompalanan çağımızda insandan insan olma gayretini ve azmini alan bir düzen var. Peki bu gayret alındığından insanın güdüleriyle var olan hayvandan ne farkı var? Elbette hayatta kalmak için beslenmek, neslinin devamı için üremek yeterli eylemlerdir. Peki ya yaşamak… İnsan hayatta kalmak için değil yaşamakla mükelleftir. Zira dijital dünya. Çepeçevre sardığı insanın beşerî ihtiyaçlarına hizmeti ele alsa da insanlığına yatırımı ıskalamıştır. Göz önünden olana yatırım yapmak kötü değildir ancak görünmeyeni yok saymak ne kadar doğrudur?

Dijital dünya önce insanın baktığı yeri değiştirmiştir. Artık insanlık yüzlere değil ekranlara bakıyordur ve anda kalma süresi azalırken ekran süresi artıyordur. Nitekim sîret sûrete yansır. Muhatabımızın halini anlamanın en kestirme ve tahkiki yolu yüzüne bakmak ve gözlerine odaklanmaktır. İnsandan insanlığa, teklikten çoğunluğa, benden bize geçişin köprüsü ötekinin yüzüne bakmaktır. Dijital dünyada ilk baltalanan organımız gözlerimizdir.

Pahalı kıyafetler içerisindeki yaralı ruhlar… Bakışlar modern insanda, spot ışıkları üzerinde yanık ancak ruhu dipsiz karanlıkta ve kurtarılmayı bekliyor. Korunmasız bir çocuk ürkekliğinde ancak zevklerinin de esiri. Vücudunun ve organlarının ayarlarını bozmuş teknolojik esaretin tam ortasında. Yeni yeni sendromların ağında. Postürü C formatında… Başını öne eğmekten kamburu sırtında… Nerede o vaat edilen ilerleme? Nerede varlığın ve çokluğun anlattığı mutluluk? Naftalin kokulu az ama öz eşyalı sıcak yuvaların hikayeleri doğru muydu? Aynı hane içerisindeki insanların birbirlerine olan kilometrelerce yalnızlığını anlatabilecek bir teknoloji var mı?

İZDİHAM DERGİ