Mehmet Şahin, Sahipsiz Bir Roman Kahramanı

Kapıyı açtığımda yumuşak bir rüzgarın yüzüme çarptığını hissettim. Yoksa yumuşak bir rüzgar yüzümü yaladı mı demeliydim. Ama bana çarpmış gibi geldi, yumuşak ama çarptı… Hava iyice kararmış yağmur haddinden fazla ince ve seyrek yağıyordu. Haddinden fazla ama ince ve seyrek.

Şirketin önündeki çimlendirilmiş küçük ve içine birkaç süs ağacı dikilmiş; hani şu bir sürü ağacı kesip de yerine koca koca binalar yapılıp, belki de vicdan azabı yaşamamak için birkaç ağaçlık yer bırakılan ve adına yeşil alan denen bölgeye doğru yöneldim, mazot kokularından arınmış saf bir toprak kokusu bulurum ümidiyle. Mazot kokularından arınmış saf bir toprak kokusu.
Ve ne yazık ki modern zaman arkadaşlığı bana böyle bir zevki çok gördü, kolumdan tutan, iş arkadaşım Celal, beni şehrin ortasında yeni keşfettiğim bu doğa kırıntısından mahrum bıraktı. Böyle bir kırıntıyı öpüp kimsenin basamayacağı, yüksek bir yere koymak isterdim.
–   Lan oğlum yolunu mu şaşırdın araban bu tarafta?
   
–   Ben yürüyorum Celal, baksana tam aşık olunacak hava bu havada arabaya mı binilir ?
     
–    Yürüyor musun, anlamadım.
   
  –    Tamam Celal yok bir şey sen git sonra görüşürüz.
Celal koşar adımlarla uzaklaştı. Tüm isteğim kaçmıştı nedense. Ellerimi montumun cebine koyup sokak lambalarını aydınlattığı caddeden yürümeye karar verdim. Yağmurlu bir akşam, elleri cebinde yağmur altında yürüyen bir adam. Bir romancının beni keşfetmesi işten bile değil.
Ellerimi çıkarıp çakmak arıyormuş gibi ceplerimi tek tek karıştırmaya başladım. Şimdi bir sigara bağımlısı olmadığım için kendimden utandım. Henüz sigaraya başlama yaşının dokuza inmediği zamanlarda yani ben yedi yaşındayken, sigara içmeyi denedim ve o günden beri içime çektiğim her duman ciğerlerim tarafından ihanete uğrayıp yüksek bir öksürük eşliğinde tekrar dışarı atıldı. Üniversiteyi bitirip kendi üzerimdeki gözlemimi tamamladığımda, aslında sigara içmenin bir yetenek olduğunu ve benim bu yetenekten mahrum olarak dünyaya geldiğimi tespit ettim.
Yolun ortasında durdum, kafamı yukarı doğru kaldırıp, ağzımı açtım. Ağzıma düşen yağmur tanelerini sayıp her damlanın tadını hissetmeye çalıştım. Böyle bir şeyi ilk defa yapmıyordum; çocukken ne zaman yağmur yağsa, dışarı çıkar ağzıma düşen yağmur tanelerini sayardım. Belki de bu da bir yetenektir. Yanımdan geçenler yüzüme tuhaf tuhaf bakıp yoluna devam ediyorlar. Devam ediyorlar çünkü üstünde durulacak bir mevzunun olmadığını düşünüyorlardır herhalde. Manyağın biri ağzını açıp yağmur yutuyordu, onlara neydi ki. Son geçen kişi hiç oralı olmadan hatta diğerlerinden farklı olarak yüzüme bile bakmadan geçip gitti önümden. Kafamı indirip  dikkatlice baktım, elleri cebinde acele etmeden yürüyordu. Saçları kızıl ve beline kadar uzun, giydiği kırmızı renkte İspanyol paça pantolon, ayağındaki converse ayakkabısıyla kendine fazlasıyla bir üniversiteli havası vermişti  -Bu kızı Eskişehir’de hukuk fakültesine girerken hayal ettim, neden Eskişehir bilmiyorum.-
 Durmayı bırakıp kızın peşinden yürümeye başladım. Çantasını karıştırıp içinden bir sigara paketi çıkardı. O an ellerim bir çakmak bulur ümidiyle tekrar ceplerimde dolaşmaya başladı. Bir sigara bağımlısı olmadığım için ikinci kez kendimden utandım, işte bunu ilk defa yapıyordum; yani bir sigara bağımlısı olmadığım için bir gün içinde kendimden ilk defa, ikinci kez utandım.
Kız otobüs durağında durdu ve çantanın içini biraz daha karıştırıp çakmağı buldu. Sigarasını yaktı ve burnuma mazot kokularından arınmış saf bir sigara kokusu geldi. Mazot kokularından arınmış saf bir sigara kokusu…
Sigarasını ikinci kez ağzına götürdüğünde otobüs durağa yanaştı, kız birkaç defa sigarayı çekti ve yere atıp otobüse bindi. Sonrasında birkaç kişi daha bindi. Ben bir ayağım otobüsün basamağında öylece durdum, şoförün balgamlı hırıltısıyla birden irkildim.
– Hadi kardeşim binecek misin ?
       
– Ben yürüyorum, baksana tam aşık olunacak hava, bu havada arabaya mı binilir?
Balgamından hiçbir şey kaybetmemişçesine, aynı hırıltıyla;
   
-Anlamadım
   
-Yok bir şey binmiyorum, devam et sen.
Otobüsün kapıları yüzüme kapandı. Şoförün dudak kıpırtıları birkaç saniye gözümün önünden gitmedi. Anladığım kadarıyla akrabalarımdan bahsediyordu.
Bir süre otobüsün kayboluşunu seyrettim, arkamı döndüğümde durakta kimse kalmamıştı. Kızın attığı sigaradan dumanlar yükseliyordu. Ellerimi cebime koyup yağmurlu havada bir romancının beni keşfetmesi için yürümeye koyuldum. Yerdeki sigara bir süre benim kayboluşumu seyretti. Sonra ne oldu bilmiyorum.
Mehmet Şahin
İZDİHAM

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın