Kerem Gümüş, Yas’tayım
“Hüzün sende süslü durmuyor.”
Yaşama dair ne varsa içimde biriken
acılı bir sevda yığınına dönüşüyor gün geçtikçe.
Bazı sabahlar kalktığımda yatağımdan olur da perdeyi aralarsam / tam o zamanlarda güneş ışıkları fazlaca düşer gönlüme. O ışık, acımasızca sokağın bütün çıplaklığını önüme sermiş olur. Her dışarı baktığımda, kaldırım taşlarından hüzün süzülür içeri. Ve ben, hayatın bu ısrarına kimselere bahsedemeden derin derin içerlerim. Bu sokakta zaman geçmez böyle. Sadece bu sokak değil, böyle zamanlarda kimse yas tutmayı bilmez.
Son zamanlarda çok duymaya başladım. Zaman lazım diyorlar sana hep. Sadece birazcık zaman. Zamana ihtiyacım var ama zaman yetmiyor bana son zamanlarda. Zaman bana sadece alışmayı öğretiyor. Acı, yerini değiştiriyor, biçimini değiştiriyor. Ama kökü hiçbir yere kaybolmuyor. Gün geliyor, sessizce oturuyor yanıma. Bazen gülüyor, çoğunlukla susuyor, bazen nefes gibi sıcak kalıyor. Sonra insan onu taşımaya alışıyor. Oysa varlığı hep aynı ağırlıkta.
Hayatta kalana ölüm şifa mıdır?
Okumuştum bir keresinde; birbirini çok seven iki insandan biri öldüğünde, gerçek ölen hayatta kalandır, diyordu. Galiba benim yaşadığım da buydu. Birileri giderken ömrümden, bir yandan bir şeyler de götürmüş içimden. Boşluğun sesinden anladım eksildiğimi. Şu yaşıma kadar yaşarken hiç ölmemişim dedirten tam olarak bu oluyormuş. İnsanın en ağır yükü, kendi içine gömdüğüymüş. Artık insan, geride kalmanın ağırlığını ancak kalbi daralınca anlıyormuş.
Büyüdükçe değil, eksildikçe öğreniyormuş.
Birini özlerken acele etmiyorum artık.
Acının da bir ritmi var; onu hızlandırmaya çalışmak sadece kalbi yoruyor. Teslim oldum olalı bu düşünceye, nereye gidersem gideyim, hayata dair tüm başlangıçları yanımda taşıyorum.
Kendi enerjimi kendim üretiyorum; acı öğütme makinası gibiyim. Bazen çocuk hissediyorum kendimi, sonra açıyorum tüm ışıklarını karanlıkta kalan kalbimin.
Yetmese de ritme uyuyorum. Acı çekiyorum sonra.
Yavaştan ve usulca.
Yas, kalbin kendi ritmine döndüğü en yavaş andır. İşte tüm acıları, kulaklıkla müzik dinlemeye benzetiyorum o yüzden. Kulaklık kimdeyse, o duyuyor ve sadece onun ritmi bozuluyor. Kim çekerse çeksin acıyı… Kimin ne çektiğini kimseler bilmiyor.
Sahipsiz kalmış tüm acılarıma birkaç cümle kurmam lazım.
Hayat, kalbin sanki sessiz bir misafiri gibi. Kapıyı kapatsan da bir yerden / ya da içerlerden seni izliyor. Sonra belki de insan, misafirle birlikte ev sahibi oluyor.
Tüm acılarımız misafir olsun, ev sahibi değil.
Acının fazlası, taşarsa taşırır insanı.
Yas, kapıda bekleyen en sessiz gerçek.
İZDİHAM
Hepimiz Ölecek Yaştayız.
