İnsanın konforu için çıkılan bu yolda, insanı bataklığa saplayan bir şeyler oldu. Günümüz insanındaki bu huzursuzluk, bu sevgisiz ve bencil yeni model, insanın gidişatı ile ilgili ciddi korkuları işaret etmekte
Avrupalılar 19. YY’ın başında büyük bir teknik ilerlemeyi gerçekleştirdi. Son derece hayatı kolaylaştıran gelişmeler serisi böylece insanoğlunun yaşamına girdi. Bu kolaylıklar tekniğin insan gelişmişliği açısından sonuna kadar yürünmesi gereken bir yol olduğu düşüncesini geliştirdi. Bu düşünce daha sonra devam eden on yıllar hatta günümüze kadar devam etti. Bu devam eden düşünceler öyle bir seviyede seyretmekte ki, adeta ana fikir bugün için tamamen bu şekilde değerlendiriliyor.
Peki, tekniğin insan yaşamına doğrudan kattığı bu konfor insana dair hikâyeyi tam olarak nereye taşıyor?
Avrupalı düşünürler elitler ve biçare halk, uzunca bir süredir tekniğin insan yaşamına getirdiği yenilikler ile sosyal ve kültürel hayatlarına farklı boyutlar katıyor. Bu farklı yaşama biçimleri, insan için konforlu, doğru ve mutlak anlamda örnek olarak kabul görüyor. Bu örnek kabul edilen yaşama biçiminde arkaik kabul edilen birtakım kadim gelenekler var. Bu geçmiş yaşama dair olgular, bugünün modern toplumu için hummalı bir hasta kadar tehlikeli addediliyor.
Köklerini silen insan için dalları atiye uzatmak nasıl mümkün olacak?
Uykuların ve uyuşmanın insana getirdiği en vahim sonuç, neler olduğuna dair bilgisi ve ön görüsü olsa bile ne yapacağı ile ilgili bir hamlesi olmayacak kadar acze düşmesidir. Günümüz dünyasında insanlığın unuttuğu değerler bizler için gerekli toplumsal normlar olabilir. Zeminin silinmesi olarak betimlenen bu kopuş bizlere son derece belirsiz bir gelecekvadediyor. Bunu yüksek sesle dile getirmenin vakti çoktan geldi ve geçiyor. İnsanın konforu için çıkılan bu yolda insanı bataklığa saplayan bir şeyler oldu. Günümüz insanındaki bu huzursuzluk, bu sevgisiz ve bencil yeni model, insanın gidişatı ile ilgili ciddi korkuları işaret etmekte
Nereye doğru ve ne kadar?
Bencil, bireyci ve sadece hazların peşinde bir yeni insan ile karşı karşıya kaldık. Bu yeni model insan için uzun süredir çalışıldı. Önce zeminde ne varsa büyük bir hassasiyetle silindi. Yeni üretilen bu değerler, yargılar ve yaşama biçimi insanoğlunun tek çıkar yolu diye pazarlandı. Baştan sona sosyal, ekonomik ve siyasal devrim insanoğlunun bu yeni yaşama biçimine etki ediyor.
Yenidünyanın bize dayattığı bu stil nereye doğru ve ne kadar acaba?
Elbette bugün ortaya çıkan bu yaşama biçiminde insan için gayet konfor dolu bir yön mevcut. Ancak bu hazcılık, bu bireysel ve bencil insanlık nereye kadar ayrışmaya devam edecek? Sürü olmaktan kaçan insan hikâyenin sonunu göremeden kurdun avı mı olacak? Evet, 21. YY da yaşayan insanın çantasını sinsi bir kurt karıştırıyor. Günümüz dünyasında gidilen bu yön için söylenecek sözler olmalı. Artık yaşanılan bu küresel buhran bütün insanlığın sonunu getirmeden itiraf edilmesi gereken gerçekler var. Dayatma ile gelen yaşama biçimi, insana giydirilmek istenen bu gömlek ya küçük geliyor ya da daha kötüsü belki de sadece bir deli gömleği. Olmayan bir kıyafet bugün içinde ruh barındırmayan makine gibi bizleri karşılıyor. Yaşamın geldiği bu yalancı görüntüler örgüsü ise bizleri tam anlamı ile kocaman bir tımarhaneye sürüklüyor. Adeta beş yüz yıl önce yaşamış birini günümüze getirmeyi başarsak neresi burası diyecek bir dönüşüm bugün insanoğlunu kuşatmış durumda. Bu güçlü kuşatmanın toplumu götürmek istediği yerle ilgili de derin korkulara sahip olunmalı. Her merhalede biraz daha silinen insan bugün nereye doğru ilerlediğini bilmezken ne kadar kendini terk ediyor ona dair kesin bir bilince de sahip değil.
Gelinecek noktada ne ile karşılaşacağını bilmeyen insan günümüz dünyasında birtakım görüntüler örgüsü ve dayatma biçiminde gelişen son derece güzel paketlere sarılmış sosyal düzeni kendine tek çıkar yol olarak kabul ediyor. Bu ön kabul, bu tapınmayı andıran bağlılık ise, insanlık adına bir takıntıyı ve bağımlılık belirtisini makul zihinlerde canlandırıyor. İnsan günümüzde endişenin ne kadar sağlıklı bir duygu olduğunu insanlığın geleceğine dair düşünürken kavrayabiliyor.
Bir sahtelik illüzyonu
Bugün milyarlarca insana benzer şeyler izletiliyor. Küreselleşen dünya hemen herkes için benzerlik belirtileri göstermeye devam ediyor. Bu benzerlik hemen her konuda kalın çizgiler ve ağır mecburiyetler ile kendini göstermekte. En basit konular ele alınacağı zaman bile hemen küresel normlar devreye giriyor.
Peki ya günümüz dünyasını tamamen etkisine alan bu küresel kaideler belli başlı birçok alanda insana dair ne varsa zarar veriyor olabilir mi? Toplu halde karşılanan ve insanoğluna elem dolu yaşamları getiren asıl sebep kurtarıcı diye sunulan bu küresel durumsa, insan ne yapabilir ki? Günümüz dünyasında devam eden bu kesin gerçek, bir illüzyondan ibaret ise insanlık bununla mücadele etmeli. Çoğu kere suçlu aranan hallerde suçlu sistemin kendisi olagelmiştir. Hatta genel kabuller açısından insanlık çok kolay bir biçimde manipüle edilebilir durumda kalır. Çoğunluğun hakikat namına davranmayacağı neredeyse tarihsel verilerle birlikte ortada. İnsanlık günümüz dünyasında kendi öz benliğine dönmekle ilgili çok az şeyin peşinde görülüyor. Bu gidişatın genel çerçevesini oluşturan şey, hakikatin peşinde bir gerçeklik arayan insan için, kocaman bir illüzyonun var olduğu ile yüzleşmekte yatıyor.
Bu yanılsama günümüz dünyasında en hızlı biçimde iletişim ile tüm dünyaya hızlıca yayılmak da. Bu genel duruş illüzyonun aslında nasıl bütüncül bir şekilde bütün bir insanlığı etkisi altında tutuyor görmekteyiz. Gönül, ruh, ya da iman gibi kavramlar günümüz dünyası için son derece olumsuz kavramlar olmaya başladı. İhtimal kavramı bile artık son derece güvenlik eksenin de ilerleyen insana ne kadar riskli geliyor. Bu risk ya da yukarıda konu edilen bu kavramlar günümüz dünyası açısından kapital bir değere sahip değil. Dolayısı ile üzerinde illüzyonun yoğun olarak uygulandığı insanlık için, kandırılmak bu kadar basit bir hale gelmekte. Hayal gören ve hazlarına köle edilmek isteyen insan için gelecek henüz tam anlamı ile tahmin bile edilemeyen seviyede.
Gözleri bağlı bir biçimde çaresiz bu illüzyona maruz kalan insan için görmesi gereken gerçekler var. İnsanoğlu toplu halde kendisine sunulan ve gerçek olmakla hiçbir ilgisi olmayan bir yanılsamaya maruz bırakılıyor. Bu illüzyon tekniğin insanı kör etmesi ile ortaya çıkarken, hakiki bir kurtuluş reçetesi olarak insana yutturuluyor. Oysa gerçek, aslında türü ve geleceği tehlike altında olan insandır.
Sosyal sapma
Aslında insan için bu teknik manipülasyonu şöyle görmek mümkün. Bütün alanlarda ilerleme kaydeden insan için bugün yaşanan buhran çok şeye işaret ediyor. Bir şeylerin ters gittiğini akışta gelinen noktaya bakarak kavramak gayet mümkün. Günümüz dünyası için hayat manevi değerlerin açlığı ile insanın nasıl da sarsıldığını gözler önüne sermekte. Bu açlık, hesaptaki bu açık, insan hikâyesi açısından nasıl okunuyor?
Modern toplumda yaşayan yeni insan modeli büyük oranda acı çekiyor. Modern toplumda yaşamaya mecbur kalmış olan insan için psikolojik rahatsızlıklar gün geçtikçe yaygın bir hale gelmekte. Bu durum normal olmayan bir gidişatı insanın kulağına fısıldamakta. Bu dikkat edilmesi gereken çağrıyı iyi okuması icap eden insanlık, kendi öz varlığını ileride gelecek yüz yıllara taşımak isterken bu gün dayatılan bu yaşama biçimi tarafından tehdit ediliyor.
Teknik ilerlemenin yaşama kattığı konfor insan için toplum düzeninde ve yaşama biçiminde hızlı değişimler getirdi. Bu hızlı değişimler insanlık için kolayca hazmedilecek dönüşümler değil. İnsan için alışık olmadığı ve hızlıca sirayet eden böyle yaşama biçimleri duygu dünyası ve inanç durumunda köklü değişikliklere sebep oluyor. Böylece manevi anlamda kendini boşlukta bırakan insan için keder kaçınılmaz yoldaş olarak kalmaya devam ediyor. Bugün adına psikolojik rahatsızlık dediğimiz bu vesveseler ve buhranlar günümüz dünyasındaki bu kolay yaşama biçimleri ile doğrudan bağlantılı olabilir. İnsanlığın hakikat arayışındaki bu kaybolma hali kişiler açısından büyük bir çıkmaz yol olarak değerlendirilmekte. Bugün yaşadığımız duruma bir isim vermek gerekirse kaybolma demek mümkün.
Sosyal sapma ile karşı karşıya kalan insanlık uzun süredir tecrübe ettiği yaşama biçimini değiştiriyor. Bu değişikli ise toplumsal açından derin farkları ortaya getiriyor. Bu durum insanlık açından sosyal sapma olarak değerlendirilmeli. Binlerce yıla sâri yaşama biçimleri henüz elli yüz yıllık gelişmeler neticesinde hak ile yeksan olurken bu durum insanlığa daha önce hiç denemediği yolları sunmakta. Bu yollara geçtiğimiz yüz yıllarda giren insanlık, günümüzde sosyal sapmaya dair etkileri gözlemliyor. Bu etkiler yaşamdaki huzursuzluk ve hakikatin kaybolması olarak kendini gösteriyor. Hemen her toplumda aynı sorun ile karşı karşıya olan insanlık, kendi öz arayışını değiştirmekte. İnsanlık için yaşamın başlangıcından beri devam eden hakikat arayışı bugün önemli bir kanadından yara almıştır.
Mutlak gerçek yanılsaması
Hakikat, tek yüzü olan bir nesne mi?
Tarihin başlangıcından beri insanlık hakikati aramakta. Günümüz dünyasında oluşan bu yaşama biçimi günümüzden birkaç yüz yıl öncesine dair ön kabullerin bir sonucu olarak insanın karşında duruyor. Bu ön kabuller teknik alandaki ilerleme ile birlikte son derece kesin gerçeklik olarak insanın karsında duruyor.
Ancak kim bilecek hakikatin mutlak yüzünü?
Mutlak anlamda bir gerçeklik anlayışı insan ömrü açısından dahi sürekli değişkenlik gösteren bir olgu. Bu değişkenlik durumu insanın ömründe gerçekleşirken, tıpkı bir bütün ömür gibi bütün insanlık tarihi açısından da geçerli. İnsanın gerçeklik olarak kabul ettiği temel unsurlar bile bir yansımadan ibaret olabilir. Evren denilen büyük okyanusla alakalı ne kadar az şey biliyoruz. Belki de insanlık sürekli değişkenlik içerisinde tekrar var olan bu âlemi hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacak. İnsan bu türden bir kavrayış için ne kadar da kısa ömürlü ve aciz bir varlık. Hakikatin kesine yakın yargılarla kuşatılamayacağını bilmek ve kabul etmek insanlık için belki huzur ve gerçek bir ilerlemenin başlangıcı olabilir. Mutlak anlamda gerçeği kuşatmak insana özgü bir beceri değil. Böyle bir beceri ancak bir yaratıcı için mümkün olabilir. Bu durumu şöyle betimlemek mümkün olabilir. İşleyen bir sistemin içinde var olan parça bütüne dair mutlak bilgiye sahip olamaz. Bu acizlik bir müjde olarak insana hatırlatılmalı. Çünkü teknik alandaki bu gün ki gelişmişlik durumu, insanın yaratıcı olma arzusunu çok yüksek biçimde tetikledi. Mutlak gerçeğin peşinde koşmak arzusu da insan için böyle bir iddianın sonucu. İnsan tutku ile yaratıcı olma arzusu ile hareket ettiği sürece mutlak hakikatin peşinde koşacak. Ancak şurası kesin ki, gerçek belki tek yüzü olan kesin yargılar denizi olmaktan çok uzakta.
Bir çareye ihtiyaç duyan insanlık adına yapılaması gereken, bir gerçeğin tek taraflı yüzüne sarılmaktan yüz çevirmek olabilir. Günümüz insanı en çok yoran iddiası bu olsa gerek. Kesin yargılar ve hakikatin mutlak anlamda keşfedilebileceği düşüncesi insanlığı kör eden bir dogmaya doğru ilerliyor. Keşfedilen herhangi bir teknik durumun insanoğlunun yaşamına bu kadar doğrudan müdahil olması, onun acısını görece dindiren bir görüntüyü sağlasa da, sonuç insan için mutlak gerçekliği kuşatmamış olmanın acısı ile yüzleşmek oluyor. Bu iddiadan sıyrılmak geleneksel yaşama örgüsü içinde kalarak ufak gelişmeler ile yol almaya çalışmak insan için daha huzurlu bir yolun ilk adımı olmaya namzettir.
İZDİHAM DERGİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız.

