İzdiham Dergi

Türkçeyi Ayakta Tutan Büyük Şair Ali Şir Nevai

Ali Şir Nevâî 9 Şubat 1441 tarihinde Herat şehrinde doğdu. Nevâî, mahlasıdır. Babası Gıyâseddin Kiçkine bir Uygur Türk’ü olarak Timur ailesinden Ebulkasım Babür’ün saray görevlisi idi. Daha sonra Sebzevâr valisi oldu. Alişir’in hem anne hem baba tarafından dedeleri de Timurîlerin saraylarında üst görevler yapmışlardı.

Bir cümleyle ifade etmek gerekirse, Alişir, doğrudan doğruya Timurîlerin saray çevresinde yetişti. Beraber büyüdükleri arkadaşı, meşhur şair ve devlet adamı Hüseyin Bay-kara ile aynı okulda okudu. Bu iki büyük insanın dostlukları ömürlerinin sonuna kadar devam etti. Hüseyin Baykara, Nevâî’nin devlet adamı olarak yetişmesinde ve sarayda hizmet yapmasında, imkanlar yaratmış, bir şah sıfatıyla, onu daima desteklemiştir. Alişir sekiz yaşındayken, Horasan’daki siyasi hadiseler sebebiyle ailesi Irak’a göç eder.

Yolda, Teft şehrinde o, Timur tarihçilerinden biri olan meşhur Şerafeddin Ali Yezdi ile karşılaşır. Bu hadisenin ve şair olan dayıları Mir Sâid (Kabûlî) ve Muhammed Ali (Garibî) kardeşlerin tesiriyle sanata, yazmaya yönelir. Alişir’in ailesi, 1452’de Herat’a döner. Alişir tahsiline devam eder. İlim, fen, san’at ve müzikte eğitimini sürdürürken bir taraftan da ilk gazellerini yazmaya başlar. Genç yaşta Feridüddin Attar’ın “Mantıku’t-Tayr” adlı eserini okumuş ve ezberlemiştir. Birçok âlim, Nevâî’nin dünya görüşünün şekillenişinde bu eserin büyük rol oynadığında birleşiyor.

Alişir’in şiirdeki üstadı Lutfî’ydi. Lutfî, Alişir daha on iki yaşındayken onu keşfetmiş, yüreklendirmiş ve yeni şiirler yazması için teşvik etmiştir. Lutfî, Alişir’in; Arazın yapgaç közimdin saçılur her lahza yaş Böylekim, peyda bolur yulduz, nihân bolğaç quyaş diye başlayan gazeline hayran olmuştur. Tarihçi Handemir’in naklettiğine göre, Lutfî bu gazel için “Eğer mümkün olsa, Fars ve Türk diliyle yazdığım 10-12 bin mısralık şiirimi bu gazelle de- ğişirdim ” demiştir. Alişir on beş yaşındayken babadan yetim kaldı ve Ebulkasım Babür’ün sarayında yetişti.

Ebulkasım Babür, Meşhed’deyken uzun yıllar Alişir de Meşhed’de yaşadı, burada okudu ve şiir yazmaya devam etti. Hüseyin Baykara ise, ata binip kılıç kuşanıp Timurîler tahtı için mücadeleye girer ve Merv’e yönelir. Bu devirde Alişir bütün şark klasiklerini okudu; şiir, felsefe, din ilmi, sanat ve kültür tarihini iyi öğrendi. Türkçe’yle Farsça’yı şiirlerinde aynı derecede yüksek sanat gücüyle kullandı. Türkçe yazdığı şiirlerde Nevâî, Farsça yazdığı şiirlerde ise “Fâni” (Arapça “fena” sözünden: yok oluş; mecazi mânâsı ise Allah’ın aşkıyla kendinden geçme, yok olma) mahlasını kullandı. Alişir, Meşhed yıllarında şair Kemal Turbetî ve Hasan Erdeşir’den etkilendi. Sonraki yıllarda bu iki şahıs hakkında hususî eser yazdı.

Alişir, on dokuz yaşında meşhur mutasavvuf Abdurrahmân Câmî ile tanıştı. Onun öğrencisi (şakirdi) oldu. Câmî, onun hem şair, hem devlet adamı olarak yetişmesinde mühim rol oynadı. Tarih kitapları Câmî öldüğü zaman Alişir’in onun bütün devrelerinden geçtiğini, büyük üstada lâyık talebe, dost, sadık insan olduğunu yazıyor. Nevâî ve Câmî mevzusunda tarih kitapları gibi edebî eserler de yazıldı. Bu mevzu üzerinde fazla durmuyoruz.

Nevâî Herat’ta bir müddet Ebusaid Mirza sarayında görev yaptı. Ebusaid zâlim biriydi. Halk ona karşı ayaklandı. İsyancıların arasında dayıları da bulunduğu için Nevâî, Semerkand’a sürüldü. Semerkand’da meşhur Feyzullah Ebulleys, onu himayesine aldı. Büyük âlim, Nevâî’ye “evlâdım” diyordu.

Slayt4Nevâî, onun medresesinde okudu. Tarihçi Handemir’e göre Ebulleys, Nevâî’yi çok sevdi, onun âlim olarak yetişmesinde büyük rol oynadı. Nevâî’nin hayatı elbette rahat ve huzur içinde geçmedi.

Herat’taki saraydan sürgün edilince eski Sebzevâr valisi olan merhum babasından kalan mal ve mülkü Ebusaid tarafından müsadere edildi. Bu dönemde çok yoksulluk çekti. Semerkand’da vali ve ileri gelenlerin onu himaye ettikleri, Se-merkandlı Ferganlı, Taşkentli ve Buharalı âlim ve şairlerle dostluklar kurduğu, onun sanat hayatında bu çevrenin büyük tesir yaptığı hakkında Handemir’in “Mekârimü’l-Ahlâk” adlı eseriyle şairin “Mecâlisü’n-Nefâis” adlı eserinde kıymetli bilgiler mevcuttur. Nevâî, bu sebeple Semerkand’daki hayatını bir ömür boyu unutmadı.

Semerkand’dan çıkan meşhur tarihçiler Abdurrezzak Semerkandî, Devletşah gibi çok sayıda âlim, şair ve sanatçının yetişmesinde yardımcı oldu. Nevâî 1469’a kadar Semerkand’da kaldı. Bu dönemde buradaki sanat muhitine büyük tesiri oldu. Ömrünün sonuna kadar, bu eski ve medeni şehirle ilgisini kesmedi, buradaki kültürel muhitin gelişip yükselmesi için çalıştı. Hüseyin Baykara, 1469’da Herat’ı alarak tahta oturdu. Bunun üzerine Nevâî de başkent Herat’a döndü. Dostu Hüseyin Baykara ona sarayında mü-hürdarlık görevi verdi. Sarayda bu görevi sürdürürken halktan çok vergi alındığının farkına vardı ve vergi azaltmak için harekete geçti.

Tarihçilere göre, Timurlar devrinde 99 türlü vergi vardı. (Bu Şeybanîler devrinde de devam etti.) Bazı yöneticiler bu konuda suistimal yapıp ek vergiler alıyorlardı. Nevâî buna karşı da mücadele etti. Halk arasında itibarı çok yükseldi. Baykara, Nevâî gibi bilgili ve dürüst bir insanın devletin üst kurumlarında görev yapması gerektiğini düşünüp onu 1472’de vezirliğe getirdi. Şair ve devlet adamı Nevâî, memleketin kültürel, ekonomik ve adlî bakımından gelişmesi için istikrarı için dinlenmeden çalıştı. Timur oğulları ve akrabaları arasındaki iç kavgayı sona erdirmeye, barış içinde yaşamayı sağlamaya gayret etti. Çok sayıda bilim ve kültür adamının yetişmesinde yardımcı oldu. Hüseyin Baykara ve Alişir Nevâî devrinde Herat, büyük bir kültür merkezi haline geldi.

Bağrından, Türkistan tarihindeki birçok edebiyat ve sanat adamlarıyla paha biçilmez mimarî âbideleri ve sanat eserlerini çıkardı. Bu devirde yüzlerce tanınmış şair ve tarihçi bizzat Nevâî’nin üstadlığı ve hâmiliğiyle yetişti. Örnek olarak, büyük tarihçiler Mirhand ve Handemir’i, hattat Sultan Ali’yi, resssam Behzâd’ı hatırlatmak kâfidir. Nevâî’nin teşebbüsü ve yardımıyla çok sayıda bina, su yolu, köprü, medrese, kervansaray ve cami gibi imaretler yapıldı. Bunlardan bazılarını hatırlatıyoruz: Herat’ta İhlâsiye Medresesi, Halâsiye Hânegâhı, İncil su yolu boyundaki cami, şifahâne, köprü ve dükkânlar… Üstad Attar türbesi, Yezd’deki kümbet veya on taş, seksen kilometre uzunluğundaki Meşhed su kanalı. Birçok hükümdar, halkı suya kavuşturan böyle bir projeyi gerçekleştirememişlerdi. Handemir, “Mekârimü’l-Ahlâk” adlı kitabında Nevâî’nin bina ettirdiği imaret, hânegâh, havuz, rebât vb. eserlerin listesini veriyor. Nevâî, meşhur tasavvvufçulardan Hoca Yusuf Hamedânî, Abdurrahman Câmî vb. birçok mübarek zâtın kabirleri etrafına imaret ve zi-yaretgâhlar yaptırdı. Handemir, Nevâî’nin elliden fazla ribât (kervansaray), yirmiden fazla havuz, on altı köprü (bunlardan bazıları, mesela Nigâr ve Tir köprüleri mermerden yapılmıştır), ondan fazla hamam adlarını sayar (Nevâî ve Çağdaşları Hâtırası, Taşkent, 1986, s.89-91). Nevâî, kendi kurdurduğu medreselerde okuyan talebe ve hocalara kendi parasından maaş ve iaşe sağlamıştır. Şifahânelerde tedavi ücretsizdir. Handemir’in naklettiğine göre, Halaaasiye Hânegâhında her zaman kimsesizlere ve fakirlere yemek verilirdi. Bu hânegâhta her yıl Nevâî’nin hesabından iki bin palto, gömlek, elbise, fes, ayakkabı dağıtılırdı. Nevâî bütün bu yardımları, şahsi mal ve mülkünden sağlardı.


Devletşah, “Tezkiretü’ş-Şuâra” adlı eserinde şu bilgiyi veriyor: “Nevâî, temiz mülkünü ve helâl zenginliğini Allah yolunda sarf ediyor; memleketi için medreseler, camiler, kervansaraylar vb. binalar yaptırıyor. Vakıflara harcadığı para tahminen beş milyon altın liradır.” (D. Semerkandî, “Şairler Bostanı”, Farsça’dan Özbekçe’ye çeviren B. Ah-medov, Taşkent 1981, s. 193). Bu konuda, îzzet Sul-tan’ın “Nevâî’nin Kalp Defteri “(Taşkent 1969, s. 285) adlı kitabındaki bir sözünü hatırlatmamız gerekiyor: “Mirza Haydar’in ‘Tarih-i Reşidi’ adlı eserinde şu değerlendirme var: ‘Alişir’in bir günlük harcaması 18 bin şahruhî dinar idi ve bunun tamamını hayırlı işler için sarf ederdi.” Bütün bu bilgiler Nevâî’nin ne kadar samimi, yurdunu seven ve bu sevgisini uygulamalarıyla ispat eden bir insan olduğunu gösteriyor. Nevâî bu vasıflarıyla sadece Türkistan ve Türk dilli devletlere değil bütün dünyaya, bütün insanlığa ibret olacak bir şahsiyettir. Tarihte böyle bir şahsı bulmak zordur. Çünkü Nevai’nin gerçekleştirdiği bu hayırlı işleri, ne Tolstoy ne de Şekspir yapmıştır. Bu mânâda Nevâî’yi hem sanatkâr hem de bir şahsiyet olarak dünyanın en büyük sanatçılarıyla denk göstermek veya kıyaslamak mümkün değildir.

Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazan Ali Şîr Nevâî, Arapçayı da çok iyi öğrenmişti. Meşhur ilim adamlarından Molla Cami, onun şiir arkadaşlarındandır.

Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline en büyük hizmet eden kişi olarak tanınan Ali Şîr Nevâî, Muhâkemetü’l-Lügateyn adlı kitabında Türkçe ile Farsça’yı karşılaştırarak pek çok yerde Türkçe’nin üstünlüğünü savunmuştur. Ali Şîr Nevâî, bu kitabını Türkçe’yi bırakarak eserlerini Farsça verenlere ithafen yazmıştır. Ali Şîr Nevâî, Türkçe yazdığı şiirlerinde Nevâî, Farsça yazdığı şiirlerinde ise Fanî mahlaslarını kullanmıştır.

Ali Şîr Nevâî’nin dördü Türkçe, biri de Farsça olmak üzere beş ayrı divanı vardır. Türkçe divanlarının genel adı Hazâinü’l Maânî’dir. Türkçe divanlarını, Garâibü’s-Sağîr, Nevâdirü’ş Şebâb, Bedâyiü’l-Vasat ve Fevâidü’l-Kiber adları altında yazmıştır.

Beş mesnevisinden meydana gelen Hamse’si ile Türk edebiyatının ilk hamse yazarı Ali Şîr Nevâî’nin divanlarından hariç 18 ayrı eseri daha vardır.

Bunlar sırasıyla şunlardır: Hayretü’l-Ebrâr, Ferhat ve Şirin, Leyla ve Mecnun, Seb’a-i Seyyârem, Sedd-i İskender, Lisânü’t-Tayr, Muhâkemetü’l-Lügateyn, Mecâlisü’n-Nefâis, Mîzânü’l-Evzân, Nesâimü’l-Mehabbe, Nazmü’l-Cevâhir, Hamsetü’l-Mütehayyirîn, Tühfetü’l Mülûk, Münşeât, Sirâcü’l-Müslimîn, Tarihu’l-Enbiyâ, Mahbûbü’l-Kulûb fi’l-Ahlâk, Seyfü’l-Hâdî ve Rekâbet-ü’l-Münâdî.

Ali Şîr Nevâî’nin eserleri hem yazıldıkları devirde, hem de daha sonra bütün Türk dünyasında zevkle okunmuş, pek çok ünlü Türk şairi onu örnek almış, ona övgü yazmıştır. XV. yüzyılda yaşamış büyük Osmanlı Şairi Ahmet Paşa, XVI. Yüzyılda yaşamış ve Azeri lehçesiyle yazmış ünlü Fuzûlî, Ali Şîr Nevâî’den etkilenmişlerdir.

Bir çok Osmanlı aydını, bu arada Yavuz Sultan Selim, Nevaî’nin hayranı idiler. XVIII. yüzyılda büyük divan şairimiz Nedim bile Ali Şîr Nevâî dilinde (Çağatay lehçesinde) şiirler yazmıştır.

Türkiyeli pek çok şair Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine nazireler söylemişlerdir. Bu tesir Tanzimatsonrasında bile kendini göstermiş, Ziya Paşa’nın Harâbât adını taşıyan üç ciltlik antoloji eserinde Ali Şîr Nevâî’nin şiirlerine önemli bir yer verilmiştir.

Kaynak: Burası

İZDİHAM

Exit mobile version