Site icon İzdiham Dergi

Şükrü Karaca, Münâcât

I
Ne yana geçsem öbür yanda yanar ateşin
Zamanı ve gücümü soğurur azgın bir ırmak
Bütün kaybettiklerim sensin ve bilmediklerim
Gittim mi dikine giderim bu yüzden
Düştüm mü başüstü düşerim

Sınamayı seversin, bu senin eski oyunun
Bense yanılmaya tutkunum
Hem sana tutkunum
Hem ortadayım
Nöbet davulları çalarım rüsvay oldukça
Kapıma karışık notlar koyarlar
En muzip yanımla dönerim sabaha
Ve senden uzağa
Ve sana,

Sen, sen, sen ki ne belalar gördüm senin yüzünden
Beni “BELA” ile yıkadığın günden beri
Kızgın şerbetler içtiğim senin sofrandı
Damgaladın da ortada koydun köleni.

Gel diyorsun
Bense kaza çukurunda çürüyen atlar gördüm
Kanatları yanmış anka kuşlarını yol boylarında
Yol boylarında yosun tutmuş gemiler gördüm
Usta kılavuzlar gördüm şaşkınlık batağında.

Dön diyorsun
Nasıl yüzyüze geliriz, yüzsüzler şahıyım ben
Hadd-i müntehadayım, bir kıyl ü kal içindeyim
Hiç bir yerde tarifim yok sanki muhal içindeyim
Büzüldükçe üzerime kurar çadırını korku
Söyle neyim
Yakup muyum
Yusuf muyum
Kuyu mu?

II
Bu gam viranesinin baykuşuyum ben
Kendi canı üzre tüneyen
Leyla’ya namertlik talim ederim
Bu gönül şarında
Ne bana göre iş, ne başka urba
Bir deli sarkaç olurum kulpuna tutunur da
O yana giderim ordasın
Bu yana gelirim burda
Korkudan öldürme beni
Leyla
Bırakma ellerimi
Merdoğlu mertler aşkına!

Mekteplerin bir garip ladeniyim ben
“Lâ”de kaldı tedrisim bu yüzden
Bu yüzden gözlerimi bağladılar
Şimdi hangi yana gitsem yeridir
Şimdi bütün zamanlar leylidir
Bana “Len terani” deme, ben bilmem
Beni ara yerde mahzun bırakma
Leyla!

III
Kem sualler giyindim serkeşlik meydanında
Göğe taşlar savurdum dönen olmadı
Hiç adını sormadım adımı çağıranın
En yüksek kuşlardan yüksek uçtum gönül kanmadı
Ne korkular taşladım ardı arkası gelmeyen
Tuttuğunu koparan ne vehimler gördüm ben
Aklın sultanlarından seni bilen olmadı
Seni şanına uygun bilgiyle bilen olmadı.

Kulluğa soyunmuşum sultanlar sultanına
Her şeyin tamlığı sensin oysa
Bütün armağanları vareden sen
Ey güzeller güzeli
Ben huysuzum
Töresizim
Tut ipimi
Eşiğine kelp yerine bağla beni
Velvele gününde dost meclisinin.

İşte ortasındayım bu konuşan “Sin”in
Sen nazar kılmazsan canlı olamam
Topal vezinlere uyarım söz öğretmezsen
Kelamın sahibi sensin
Ve başlatan
Ve bitiren.

And bozmama ses etmeyen sahibim
İşime karışmazsan aklım karışır
Sensin geceye ve güne kefilim
Ekmeğe ve suya
Ve gölgeden çıkan serin uykuya
Seni reddeden hürriyeti reddederim!

IV
Mucize söyleyen tutiler tutuşup gitti
Dürüldü sancak ve gitti gam askerleri
Gönül kanı sunan gülgûn kaseler çoktan kırıldı
Tecelligah vasfeyleyen bir tecellüdüm ben
Yazık, yazık ki nasibim yok bu bahisten.

Şimdi bu kalp inci Leyla’ya nasıl sunulur
Bu sedef denizine yağmaz o eski yağmur
Lütuf ve kerem sahibi Leyla
Göğün ve yerin sahibi Leyla
Ne söyleyim -ki- sözüm muhtaç sana
Burdasın
Uyanıksın
Varsın ya!

Şükrü Karaca

İZDİHAM

Exit mobile version