Gökhan Yılmaz’ın beşinci öykü kitabı “Tüm Müdahalelere Rağmen” bireyin toplum karşısındaki yalnızlığına, kendisi olma çabasına ve göze sokulmayan ancak sezdirilen büyük acılar karşısındaki tutumuna odaklanıyor. Yılmaz’ın genel itibariyle öykülerinde muğlaklık estetiğini ön plana çıkardığını ve “kapalı” olarak nitelendirilen metinler ortaya koyduğunu biliyoruz ancak yazar bu eserde olaya yaslanmış, gayet berrak öykülere de yer vermiş. Özellikle ilk kısım olan “Dile Gelenler” bölümünde kahramanlar çoğunlukla adlarıyla, mekanlarıyla ve eylemleriyle hikâyelerde var edilmişler.
Sözcüklerin belli ki özenle seçildiği, dar bir alanda pek çok duyguyu sezdiren bu hikâyeler okunduktan sonra kitabın kapağını kapatıp üzerinde bir müddet düşünmek isabetli oluyor. Kolay sindirilen ve sayfaların öyle hızla çevrilebileceği eserlerden değil bana göre. Bir süre boşluğa bakmayı, bazen kelimelere yeniden dönmeyi ve hazmedilince sıradaki öyküye geçmeyi gerektiriyor. Bu da esasen öyküde derinlik ve kararında verilen boşlukları seven okurların bu eserde dil lezzeti yüksek metinler okuyacağı anlamına geliyor.

Kitabın açılış öyküsü olan “Yaşamadan” okuru kitaba hemen bağlayacak cinsten akıcı ve tanıdık bir hikâye. Finalde verilen o boğucu, sonsuz döngü hissi ve rengi solmuş alyans ile metne kazandırılan metaforik bakış oldukça güçlü. Parlatılması gereken yüzük, anlatıcıyla karısının ilişkisine yaşlı baba yüzünden düşen gölgeyi temsil ediyor gibi görünüyor.
“Bitimsiz” öyküsünde karanlıkta bırakılan kısımlar öykünün estetiğini artırmış. Anton Çehov’a atfedilen “Duvarda bir silah asılıysa, sonunda o mutlaka patlar” sözünü hatırlatan bir nesne olarak “ip” var hikâyede. İp metnin damarlarında oradan oraya gezinerek sürekli gerilimi tırmandırıyor ve finalde beklenen cümle okuru karşılıyor. Öykünün genelinde bazı kısımlar kapalı bırakılmış olsa da son kısım bir belirsizlik ama aynı zamanda da bir netlik sağlıyor.
“Aldanma” öyküsünün çekirdeğini bana göre şu cümle oluşturuyor: “Yaralı bir hafızaya sahip olmaya başladığında yüzündeki lekeler geçecek.” Bu hikâyede sanki yaralar henüz iyileşmemiş travmalara işaret ediyor. Anne babasının ayrılığına maruz kalan, sıkışmış çocuğun travma izlerinin bedeniyle tamamen bütünleşmesi gerekiyor ki artık görünmez olsun ve acıtmasın. Bu da elbette büyümek anlamına geliyor. Bellek ve travma üzerine bir düşünme olan kısa ama vurucu bir öykü.
Öykülerin birçoğunda kendine has metaforlar mevcut. Bazıları tamamen imgesel düzlemde ilerlerken, bazılarında metaforlar birer işaret noktası gibi göze çarpıyor ve metnin bağlandığı yeri estetik hale getiren şiirsel finallere vesile oluyor. “Kara Karanfil” öyküsünde bu bir kurabiye kokusu oluyor mesela. “Yürek Tarifi”nde ise pis bir ev ve temizlenmek fiili. Bu tarz metaforlar yazarın kendine özgülüğünü temsilen metne bir imza gibi yerleştirilmiş.
En beğendiklerimden olan ve okurken biraz dikkat gerektiren “Hikâyesiz” öyküsü postmodern bir kurguya sahip katmanlı ama takip edilebilir bir öykü. Hikâye toplayıcısı olmak, bir hikâyeciyi yazarken izlemek ve hikâyeleri yayımlatabilmek fikirleri üzerine inşa ediliyor ve matruşka misali açıldıkça açılıyor.
“Kuşkızı” hikâyesi, Gökhan Yılmaz’ın bir başka eserinde bulunan ve son derece vurucu bir küçürek öykü örneği olan “Kızkuşu”na selam yolluyor yahut onunla bir bütünün iki parçasını oluşturuyor. “Kuşkızı”nın sürekli artan gerilimi, arka planda parçalanmış bir ailenin bulunduğunu son cümleye kadar gizleyerek ilerliyor ve meseleyi elimizde patlatarak sonlandırıyor. Öykülerin balkonlarla olan ünsiyeti burada da devam ediyor. Evrene açılan kapılardır ne de olsa balkonlar. Yılmaz’ın metinlerinde hürriyet arayan karakterlerin uğrak yerini ve bazen de tekinsizliği imliyor. Her an birisi kendini oradan aşağı bırakıverecekmiş gibi.
Hasılı, hem anlatıcı hem kurgu hem de dil kıvraklığı bakımından zengin bir okuma deneyimi sunan “Tüm Müdahalelere Rağmen”, yalnız ve yorgun kahramanlarıyla uzun süre insanın hayal dünyasında gezinmeye devam edebilecek türden bir eser.
İZDİHAM DERGİ