Site icon İzdiham Dergi

Eda Tezcan, Putin Ya Gazı Keserse

19 Aralık saat 19:00 suları. Akşam ne yesem diye düşünürken evin giderek soğumaya başladığını fark ettim. “Ne yesem?” derken ev soğuyordu demek ki. Halbuki annemin evi şimdi sıcacıktır. Annem etli bamya yapmış olabilir, yanına da pirinç pilavı. O yüzden annemin evi hep sıcaktır. Ocakta kaynayan yemek evi ısıtır derler. Bunu ben dedim ama olsun. Bence doğru. Böyle duygusal, özlemli çalkantılar içinde sürüklenirken ev gerçekten iyice soğudu. Kalktım peteklere baktım buz gibiydi. Hemen gidip kombiyi kontrol ettim. Çalışmıyordu. Kombi bozulmuştu! Kışın ortasında.

Ev sahibi kesin suçu bana atacaktı. Ev sahibi her zaman suçu kiracıya atar. Ev sahiplerini sevmem. Ne yapsam diye düşünürken kapı çaldı. Karşımda hayatımda ilk kez gördüğüm bir kadın vardı. Üzerindeki mutfak önlüğü, ayağındaki peluş terlikler, sol elindeki klasik alyansa saniyeler içinde bakarak kendisinin en azından iki çocuklu bir ev hanımı olduğunu şıp diye anlamıştım. Üst kat komşummuş kendileri. İki yıldır bu sitede oturuyorum ve kimse bana selam vermiyor. Birkaç kez selam vermeyi denedim almadılar. Selamım uzay boşluğunda asılı kalınca ben de cahille sohbeti kestim. Hatta hepsine o kadar öfkeliyim ki apartman kapısından girerken bakıyorum bazen biri geliyor, inanın kapıyı tutmuyorum. Bırakıyorum uğraşsın şifreydi anahtardı diye. Neyse kadın “Komşu sizin de doğalgaz kesildi mi?” dedi. Bana demişti, “komşu” demişti. Sesi yumuşacıktı. Nasıl da kibar bir komşuydu. Bir daha arkamdan apartmana girerse kesin kapıyı tutacaktım. Benim de doğalgazımın olmadığını söyledim. “Güvenliğe bir soralım bakalım” dedi. Gitti. İçeri girdim. Kafamda binlerce deli soru ve komplo teorisi birikmişti bir anda.

Keşke kombi bozulsaydı. 1.500 liraya hallederdik. Uluslararası ilişkiler mi bozulmuştu? Durum çok ciddi olabilirdi. Yeni bir darbe dalgası? Ulusal enerji saldırısı? İran doğalgaz borularımıza nükleer bomba atmış olabilir miydi? Kendileriyle aramız kötü. Acaba İstanbul’un doğalgazı İran’dan mı Rusya’dan mı geliyordu? Biri bizi yine yıkmak istiyordu. Ama hayır başaramayacaklardı! İnanılmaz milliyetçi duygularla dolmuştum. Bir ülkenin başına bu kadar da çok şey gelemezdi. Yeterdi! Bunu da yapmışlardı demek?

Sonra birden televizyonlar son dakika geçmeye başladı. Rusya’nın Ankara Büyükleçisi Karlov’a suikast olmuştu. Resmen şoktaydım. Durumun sandığımdan daha kötü olduğunu derhal idrak etmiştim. Rusya büyükelçisi öldürülüyor, yarım saat öncesi bizim doğalgaz kesiliyor! Bunlar tesadüf olamazdı. Hayatta tesadüf yoktur. Rusya da mı bizi arkamızdan bıçaklayacaktı? Aylardır siyaset ve strateji uzmanlarını dinlemiştim ve facebookta binlerce teori okumuştum. Bu birikimle hemen beynimdeki üst akıl devreye girdi ve olayı çözdüm. Rusya ile savaşa girmiştik. Ve Putin doğalgazımızı kesmişti!

Kalbim bir kuş gibi korkuyla atmaya başlamıştı ki kapı tekrar çaldı. Açtım, bu kez başka bir komşu kapıdaydı. Çapraz daireymiş kendileri. Ben de ilk kez görüyorum. “Doğalgazınız kesik mi?” dedi. “Evet” dedim. Aynı anda karşı dairenin kapısı açıldı ve sonradan adının Remziye Teyze olduğunu öğrendiğim doksan yaşındaki komşum “Sizin de mi doğalgaz yok?” dedi. Karmakarışık duygular içindeydim. On altı daireli apartmanda herkesin acil bir durumda benim kapıma gelmesi tesadüf değildi. Çünkü az önce de dedim ya tesadüf diye bir şey yoktur. Kesinlikle bendeki yönetici potansiyelini hissetmiş olmalıydılar ki eski apartmanımda yöneticilik yapmış ve devrim niteliğinde hizmetlere imza atmıştım. İşte liderlik karizması böyle bir şeydi ve içgüdüsel olarak bütün komşuları kapıma toplamıştı. Şimdi gözümün içine bakan çaresiz insanlar benden bir cevap bekliyordu.

İtidalli davranmalı ve liderlik özelliklerime uygun bir şekilde halkı galeyana sürüklemeden bu kriz zamanını en az hasarla geçirmeliydim. Bu sırada ev hanımı komşum da geldi. İyi yürekli kadın “Bütün site kesik!” dedi. Artık bu korkulu insanlara gerçeği açıklamak zorundaydım. Er ya da geç öğreneceklerdi. Birden söyleyeyim bari, daha iyi olur diye düşündüm. “Maalesef Karlov’a suikast oldu, Putin doğalgazımızı kesti. Rusya’yla savaşa girdik büyük ihtimalle” dedim. On saniye kadar yüzüme baktılar. Hiç biri tek kelime etmedi. Yaşadıkları şoku anlıyordum. “Korkmayın.” Dedim. “İyi olacağız. Biz çok güçlüyüz.” Yine yüzüme baktılar. Nihayet çapraz komşu “Karlov kim?” dedi. Hızlıca son dakika haberini geçtim. Karlov’un Halep konusundaki girişimlerini, Türkiye dostu bir insan olduğunu, Rusya ile aramıza köprüler kurduğunu da söylemeyi ihmal etmedim. Onlar beni dikkatle dinlerken site görevlimiz Zeki Bey yanında İgdaş çalışanı olan iki kişiyle geldi.

Bizim toplandığımızı görünce “İgdaş’çılar burada, biraz sonra doğalgaz verilecek.” Dedi. Kadınlara dönüp “Gördünüz mü? Söylemiştim size, biz güçlüyüz, gerekli yaptırım uygulanmış demek” dedim. Zeki Bey “Abla bizim siteye gelen hatta arıza olmuş” dedi. Bir süre anlamaya çalıştım. “Yani savaşa girmedik mi? Putin doğalgazımızı kesmedi mi?” dedim.  Site görevlisi yüzüme baktı ve dudağında beliren alaycı gülümsemeyle bir “hıh” diye bir ses çıkardı. Bu sesle birlikte saniyeler öncesine kadar bana dünyanın en mantıklı teorisi gibi gelen şey birden anlamsızlaştı. O kadar saçmaydı ki, o kadar olabilir. Tabi ki liderlik karizmama halel gelmemesi için bozuntuya vermedim ve “Endişe edilecek bir şey yok o zaman. Bu çok iyi.” Dedim. Muhtemelen benim kendi kendime yaşadığım bu adrenalini, tuhaf komplo teorilerimi ve o an yaşadığım saçmalama duygusunu anlamamış olan komşularım gülümseyip, bana “Bir gün kahve içelim.” Diyerek olaysız dağıldılar.

Kapıyı kapattım ve salona dönüp bir sigara yaktım. Ardı arkasına gelen açıklamaları dinlerken, nasıl bu kadar paranoyaklaştığımı düşündüm. Sonra son on yıldır olan her şey film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti ve inanılmaz haklı olduğumu anladım. Evet, her an her şey olabilirdi. Evet, her şeyi beklemeliydik.

Evet, ülkece onlarca badire atlatmıştık ve her seferinde kalkıp dükkanlarımızı açmıştık. Değişmeyen kocaman bir gerçek vardı. İçinde hiç komplo teorisi ya da abartı barındırmayan. Biz büyük bir millettik. Biz çok güçlü bir devlettik. Ve biz asla yıkılmayacaktık. Ev ısınmaya başlamıştı. İçim rahatladı. Kalktım buzluktan bamya çıkardım, pirinç de ıslattım. Birazdan pişireceğim.

 

 

 

 

Eda Tezcan, Bu metin İzdiham Dergisi’nin 27. sayısında yayınlandı.

İZDİHAM

 

 

 

 

 

Exit mobile version