Çocukların saltanatı liberal hırsızlara karşı
Meskeni sokak olanlar kazanacak! Kim onlar peki?
Sahne yıkılırken perdeyi tutuşturan Afrikalı çocuklar.
Paris’te neler oluyor?
Yıllardır batının insan hakları ve sosyal devlet söylemleri üzerine kurulu anlayışları büyük bir sarsıntıyla çöküyor. Avrupalılar yıllara sâri söylemlerini gün geçtikçe nasıl da esnetiyor. Neden böyle diye sormak bile abesle iştigal ediyor. Avrupa’da para bittikçe refah çöküyor. Bundan sonrası cennetin krallığı için büyük bir batış süreci olarak seyredecek. Peki, bu hikâyenin en çok yara alan kısmı neresi?
Yıllarca sömürülen toprakların çocukları, tenleri siyah, dişleri beyaz, yaktıkları ateş ise kızıl kıyamet gençler. Beyaz tenli efendileri tarafından sadece ucuz iş gücü olarak Fransa’ya getirilip gettolara kapatılan çocuklar. Bu dünya öyle garip bir döngüde deveran ediyor ki, dem geliyor sömürü ile zenginleşen komprador düzen, teri ve kanı ile o düzeni yaratanlar tarafından yerle bir ediliyor.

Ezilen, sürekli ırkçılığa ve kötü şartlara maruz bırakılan gençler Paris’in banliyölerinden şehrin müreffeh caddelerine ilerliyor. Liseliler ya da gettoda zor şartlarda yaşayan yüzbinler için efendilerin pusatlarının gölgesine karşı direnmek büyük bir sevinç. Çünkü öyle ezildi ki bu gençler kaybedecekleri hiçbir şeyi kalmadı. Cebinde para zaten olmayan, yaşam şartları ise EU’nun cafcaflı yasalarında yazılandan çok uzakta kalan insanlar için direnme en şerefli eylem.
Kemiğe dayanan o bıçaktır aslında, gün gelip efendilerin boğazına dayanacak olan.
Kurban olmaya alıştırılmış milyonlar için keskin ve parlak bir bıçağın ışıltısı belki bir çıkış yolunu aydınlatacak bu karanlık ve yalan üzerine kurulan dünyada.
Sahte cennetin fedaileri
Avrupa, II. Dünya savaşından hemen sonra oluşan enkazın üzerine kurulan sahte bir cennet. Gün geliyor seni yaratan o eli nasırlı adamlar tarafından alaşağı ediliyorsun. O kadar gaddar ve sınır bilmez bir sistem var ki, Almanya’da yıllarca kundaklanan Türklerden, maymun yerine konan teni kara çocuklara kadar her şey çok vahşi. Hep beyaz tenli ve sarışın olanların üstünlüğü ise daima baki.
Avrupalılar dün olduğu gibi bugün de sadece ‘‘kendine Avrupalı’’ olarak bu hayatı yaşıyor. Maddi imkânlardan eğitim hakkına, göçmenlere hakaretten İslam’a saldırıya varan korkunç bir diktatörlük aslında olup biten her şey. Sahte bir cennet var orada, Paris’te Brüksel ve Kuzey Avrupa’da, her şey gibi cenneti de sahte olan bir kara parçası, günümüz dünyasında kendi ile sınanıyor.
Yıllarca tüm dünyaya servis ettikleri, kıvanç duyarak anlattıkları sosyal adalet ve kalkınma şimdi nerede?
Bilimsel gelişmelerin beşiği olan o çok gelişkin akademileri bugün yaşanan yangın için nasıl bir rapor yazıyor. Sokaklarda maymun taklidi yaparak yürüyen Mağripli gençler ise rejimin kendilerine yıllarca dayattığı aşağılama ile alay ediyor.
Görülen tek manzara şu ki, sahne çöküyor ve perde kapanacak belki de. Ancak perde kapanmadan önce meydanları doldurmuş olan milyonlar için tek bir soru var.
Neden biz kurban ilan edildik?
Geçtiğimiz iki yüzyıl boyunca dedeleri öz yurtlarında sömürülen gençler bugün Paris’te sistem ile hesaplaşıyor.
Çokbilmiş Avrupalı liberaller buna nasıl bir çare bulacak?
Petrolün ve doların gölgesinde kıyılan onca canın feryadı mı yoksa bu debdebenin sebebi. Uzunca bir süredir düzenin bozulduğunu bütün bir insanlık görüyor. Ancak suskun çoğunluk çıkıp krala dair üç beş kelamdan kaçınıyor.
Avrupa müreffeh olacaksa, birileri fakirliğe mahkûm
Bir pasta var ortada ve her zaman da var oldu. İnsanlık anlatılan hikâyenin en süslü kısmı gözüne kakılırken, arka sokaklarda neler oluyor hiçbir zaman bilmedi. Avrupa’da sadece ‘‘kendine müreffeh’’ bir azınlık yaşamlarını en üstün şartlarda geçirirken, garsonluktan otel çalışanına, Paris dışından gelen yüz binler sokaklara iniyor. Çünkü küçük bir azınlık günümüz dünyasını çok yordu. Sadece elitler mutlu olacak diye yaşamlarını insan onuruna aykırı şartlarda yaşayanlar günü geldiğinde intikam için harekete geçiyor.
Artık şartların son derece adaletsiz olduğu, ezilen ve gettolara mahkûm edilen Mağripli çocuklar tarafından görülüyor. Öyle ki kan ve terleri üzerine kurulu bu düzeni sırtlarında daha fazla taşımak onlara zül geliyor. Bir hayale adanmış yaşamlar, günümüz Avrupası tarafından yıllarca sömürülmüş durumda.
Ülkeleri yıllarca işgal ve korkunç katliama uğramış teni kara bir insanlık, günümüz Avrupası ile nasıl anlaşabilir?
İnsanî şartları yakalamak için geldikleri Paris veya Londra, ayırımcılık ve zor şartlarda yaşamdan başka o insanlara ne sundu ki?
Üstüne kendi halkına bile yetemeyen bir krizin içinde kalan bu sarsıntı, aslında sadece bir paylaşım savaşı. İmkânlar çok daha iyi olabilecekken bir şeyler ters gitti ve sahte bir cennet olan Avrupa, adım adım kendi çöküşüne doğru yürüyor.
Son iki yüzyıl boyunca en yakındaki Afrika’yı sadece silahları olmadığı için bu kadar vahşice sömüren bir düzen, günümüze en çok da kendi krizi ile geldi. İmkân ve şartlar son derece kötü ilelerken sokaklar ise, sosyal ve ekonomik şartları en ağır şekilde taşıyan binler tarafından yakılmakta. Müreffeh ve medeni Avrupa’nın olağanüstü paylaşımı ortada. Liberal ekonomi denilen o tapınılan put ise, Avrupa’da yaşayan milyonları doyuramıyor. Sosyal devlet olgusu kendi rejimini ayakta tutmak için kölelere sunulmuş bir parça ekmek.
Yıkılan tezler yakılan caddeler
Fransa için 1789’dan bu yana sokaklar sürekli hareketli. Bugün ise, sokakta olanlar biraz göç, bir parça ekonomi, bolca kimlikleri yok sayılıp aşağılanan insanlar. Özgürlük ve kardeşlik ilkesi 21. YY için fazla mı? Yoksa patronlar kulübünde purosunu içen efendiler, insanlığa yalan mı söylüyor? İmkânları ve parayı elinde tutan tepedeki üç beş grup insan, bodrum kattakileri dikkate almıyor.
Post modern dünya, gelişmenin vardığı en olgun nokta olarak anlatılırken, bu kriz insanlığa döngüsel bir durumu gösteriyor. Önerilen liberal şartlar günümüz insanını teskin etmeye yetmiyor. Batının sömürüye dayalı ve bencil paradigması, kendi insanlık önerisinin celladı oluyor. Bu çökme hali, günümüz dünyasının en ileri medeniyeti olarak kabul edilen Batı için mukadder. Yaşanılan olaylar ve bu huzursuzluk, sürekli sömürülen ve kandırılan çoğunluğun çığlığı. Paris sokakları, modern çağın tıkanıklığını gösteren bir imge olarak bugün yanıyor.
Sokak olayları, paylaşım savaşını ve göç sorunlarını insanlığa açıkça gösterirken, küresel dünyaya dair emellerin çöküşünü gözler önüne seriyor. Paris’te yanan sokaklar Batılı medeniyetlerin hümanizm ile ilgili ikircikli anlayışını dünyanın kalanına anlatıyor. Sarışın ve beyaz tenli çocukların paylaşım savaşında daha üstte olması onlar için gayet makul. Her ne kadar milli sporculardan kahvelerini getiren garsona varana kadar Afrikalı çocuklar ülkeyi sırtında taşısa da, iş paylaşmaya gelince elitlerin adil olmayan tavrı Paris’i ateşe veriyor.
Yıkılan bir medeniyetin ardından ağıt olarak sokaklarda slogan atarak yürüyen gençler, liberal ekonomi ve batılı değerlerin cenaze merasimini gerçekleştiriyor. Bu merasim bir yangın olarak diğer Avrupa şehirlerine ulaşacak mı dünyanın kalanı izleyip görecek. Paris sokaklarında yürüyen gençlerin, aslında tam olarak ne sebeple bunu yaptığını anlamak adına şunu hatırlamakta fayda var. Yanan Roma ise, elbette müsebbibi imparator ve onun düzeni olacaktır.
İZDİHAM DERGİSİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız.