İzdiham Dergi

Sonsuzluk ve Bir Gün Filmi Hakkında

Geçmiş ve şimdiye uzanan sonsuz bir yolculuğa dayanır Alexandr’ın hayatı. Son günlerini yaşayan bir şairdir o ve uzun zamandır yarım kalmış bir şiiri tamamlamaya çalışır; hayatı da yarım kalacaktır belki. Yarım kalmış bir şiirin izini sürerken geçmişe dair eksik kalmış ya da anlamlandıramadığı an kırıntılarını da hafızasında evirip çevirir ve böylece o an sonsuza ulaşır. İnsan, içinde hep sonsuzu mu yaşar? Geçmişte yaşadığı bir anı düşündüğünde geleceği hayal ettiğinde sonsuzda mıdır insan? Alexandr, son bir gününü sonsuzlukmuş gibi yaşar. Onun bir günü sonsuzluktur aslında.

Yarım kalan her şey sonsuzluğa bir gönderme midir? İnsan, o anda sonsuzluğa ulaşmak için ya da o anın sona ulaşmaması için bile bile yarım mı bırakır? Neden yarım kalmış ya da yarım bırakılan bir şiir tamamlanmak isteniliyor ama neden tamamlanamıyor? Belki de yarım kalmış şiirler, yarım kalmış hayatıdır her şairin. Şiir, şairinin kendisidir. Şiirin kendisi olduğunu düşünen şair de hayatının son bulmaması için yarım bırakır şiirini, kim bilir?

Yarım kalmış bir şiiri tamamlamaya çalışmak hele bu şiir size ait değilse… O zaman boşuna bir çaba içine girmiş olmaz mısınız? Neden yarım kalmış bir şiiri tamamlamaya çalışır ki Alexandr? O şiirin şairi o şiirin yarım kalmasını istemiş olamaz mı? Yarım bırakarak sonsuzu yaşayacaktı, bitmeyişi yaşayacaktı. Kendi de tamamlayamadı o şiiri. Çok sevdiği Anna’yı da sevgisi bitmesin diye eksik sevdi. Anna’nın istediği sevgiyi, onun kendisine duyduğu aşk bitmesin diye vermedi belki de. Çok sevmek tüketmekti. Ama öleceği içinde yarım kalıyordu; zaman da sözcükler de yetmiyordu.

 

SONSUZLUK VE BİR GÜN ile ilgili görsel sonucu

 

 

İnsan geçmişinde hep mutlu olduğu o anda kalmak ister. Alexandr da sürekli geçmiş zamanının mutlu köşelerine döner. Anna, onun mutluluğudur, belki de kıymetini bilemediği mutluluğuydu. Alexandr, hastahaneye annesini ziyaret etmeye gittiğinde annesinin çeyiz takımını hatırlaması o zamanları sayıklaması o anda kalmak istemesiydi; çünkü o zamanlar onun en mutlu zamanlarıydı.

Geçmiş ve şu an; ‘sonsuzluk ve bir gün’ de var olan zaman dilimleri ama gelecek yok. Çünkü gelecek bilinmeyen ve yaşanmayan olandı. Dile getirilen, satın alınan kelimeler hayata bir gönderme… Sürgün, bilinmeyen, çılgıncasına, çok geç… Bir sürgün yeri olan yaşam, bilinmeyene doğru yol alır. Çoğu zaman çılgıncasına yaşanır her şey, çoğu zaman çok geçtir her şey için.

Çocuk, hayatın başlangıcı ama sürekli ölümle iç içe. Alexandr, hayatının sonunda yaşlı bir adam, hasta ve ölmek üzere. Bu durum da aslında zamana bir gönderme olamaz mı? Çocuk için yeni başlayan bir hayat ve Alexandr için sona ermek üzere olan bir hayat. Başlangıç ve son. Zaman açısından bunun bir önemi var mı ki? Herkesin gerçeğinin farklı olduğu yaşam için neyin önemli neyin önemsiz olduğu da değişken herkes için.

Çocuğun arkadaşı Selim’in eşyalarını yakışı, hiçliğe bir gönderme. Bu dünyada kişiye ait hiçbir şeyin kalınmasının istenmemesi.  Kosova geleneği de olabilir. Sonsuzluk bir hiç midir? Belki de sonsuzluk bir hiçtir.

Ne yüce şey bir şiirin parçası olmak bir şiirde hayat bulmak, yarım kalan bir şiir olsa da. Bir şiire değeri olamayan ya da değeri kalmamış hiçbir şeyi almamak.

Nihayetinde kişilerin kim olduğu, olayların sebeplerinin, sonuçların verilmediği film, duygu yoğunluğunun olduğu bir başyapıt. “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmini anlamak için filmi hissetmek şarttır.

Filmden unutulmayacak sözler;

Söylesene yarın ne kadar sürer?

O yabancı bana hep aynı müzikle cevap verecek ve bana sözcük satacak biri her zaman olacak. Yarın, yarın nedir Anna? Bir seferinde yarın ne kadar sürecek demiştim. Her şey gerçek ve her şey bekliyor gerçek için.

“Bir gün onu bulmaya karar verdim, sonra vazgeçtim. Bilmemek daha iyi, hayal kuruyorum. Kimi istersem o oluyor. Belki o da benim gibi yalnızlığı seviyor.”

Bugün benim olsun, son günümüzmüş gibi olsun. Seni iki kitabının arasına yakalamaya çalışıyorum. Kızının ve benim yanımdasın ama kendi hayatını yaşıyorsun. Biliyorum bir gün bizi bırakıp gideceksin. Rüzgâr, gözlerini uzaklara götürüyor ama bugün benim olsun.

Hey Selim korkuyorum, hey Selim! Denizler çok büyük. Nereye gittin Selim nereye? Biz nasıl bir yere gideceğiz? Orda da dağlar, polisler varsa? Biz hiç geri çekilmedik. Şimdi karşında denizler var ama yine de geri çekilme. Hey Selim! Anlat bize koca dünyayı, konuş bizimle.

 

 

 

Sancar Can, Kaynak: sanatlayasamak

İZDİHAM

 

 

 

Exit mobile version