Özgür Taburoğlu, gerek edebiyat gerekse sanat ve düşünce dünyamız açısından çok önemli bir isim. Israrla çalışan, üretmekten vazgeçmeyen, kavramlarla yetinmeyip onları daha da derinleştiren çok önemli bir figür. Onun metinleri bir şey “anlatmaktan” çok, bakışı yerinden oynatıyor; okuru konforlu bilgi alanından çıkarıp alışıldık kültürel ezberlerle arasına mesafe koymayı gösteriyor.
Anlatı Desenleri Özgür Taburoğlu’nun titizlikle çalıştığı bir seri. onun sayesinde, Neşet Ertaş’ı yeniden hem dinliyor, hem okuyoruz adeta.

Taburoğlu bu kitapta Neşet Ertaş’ı biyografik bir figür ya da folklorik bir ikon olarak ele almıyor; onu “kaynak” kavramı etrafında, mekândan, popüler kültürden ve milliyetçi-muhafazakâr etnoloji dilinden bağımsız biçimde yeniden düşünmeye çağırıyor. Kırşehir, Ankara, İstanbul ve Köln arasında geçen bir ömrün merkezinde değişmeyen şeyin; sazla, sözle ve aşkla kurulan o ilk bağ olduğunu gösteriyor.
Neşet Ertaş’ın, çocuk yaşlarda bozkırda babasının sesinden kulağına dolan o kaynaktan hayat boyu neden uzaklaşmadığını; neden sermaye, şöhret ve temsil üretmediğini; neden “garip âşık” kalmayı seçtiğini bu metin üzerinden yeniden okuyoruz. Taburoğlu, âşıklığı da madunluğu da romantize etmeden, Abdal kültürüyle bağını görünür kılarak ele alıyor. Neşet Ertaş’ın sazına yeni perdeler ekleyişini, gövdesi geniş, sapı uzun bağlamasını bile bu arayışın bir parçası olarak okuyor.
Bu kitap, Neşet Ertaş’ı “herkesin bildiği” yerden alıp, kimsenin tam olarak bakmadığı bir yere koyuyor. Popüler folklor anlatılarının dışına çıkıyor; sanatçıyı sanatçı tiplemelerine sıkıştırmadan, kaynağa sadık bir yalnızlık ve direnç hattı üzerinden anlamaya çalışıyor. Kısacası bu metin, Neşet Ertaş’ı sevenler kadar, onu gerçekten anlamak isteyenler için de önemli bir durak.
İZDİHAM DERGİSİ
Hepimiz Ölecek Yaştayız