Site icon İzdiham Dergi

İzdiham 52. Sayısı Yayınlandı

            Kültür, sanat ve edebiyat dergisi İzdiham, 52. sayısıyla okurunu selamladı. “Hepimiz ölecek yaştayız” mottosuyla elli ikinci kez yayımlanan dergide birbirinden farklı konular ve isimler yer alıyor. Ön kapağına toplumsal bir sorunu taşıyan İzdiham, gelir-gider tablosunu paylaştığı görsele “Grafikere Haciz Geldi” notunu ekledi. Derginin kapağı, okurlarına geçmiş sayılardaki “Grafikerimiz Aşık Olduğu İçin Kapak Yapamadık” notunu hatırlatsa da artan maliyetler karşısında okurlarına ve edebiyatseverlere karşı şeffaf davranma yolunu tercih eden İzdiham, büyük takdir topladı. Yeni sayının arka kapağında ise Maksin Gorki ve ona ait bir pasaj var.

            Yeni sayıda Özer Turan, Feride Çiçekoğlu, Mücahit Gündoğdu, Gökhan Özcan, Halil Ecer, Erhan İdiz, Tuğba Karademir, Ali Ayçil, Muammer Yavaş, Bülent Parlak, Seda Nur Bilici, Saadet Yazgıç, Serdar Aydın, Sulhi Ceylan, Yağız Yılmaz, Neslihan Haspolat, Faruk Sarıkavak, Yasin Kara, Beyza Şen, Atakan Yavuz, Ahmet Enis Gürcan, Cüneyt Gönen, Emine Şimşek, Şeyda Kazez, Mustafa Toprak, H. Demet Akan, Çiğdem Yazıcı Ve İzdiham Okurları, Hüseyin Hakan, Dilek Kartal ve Maksim Gorki yer alıyor.

            Özer Turan, klasikleşen İzdiham Maarif Takvimi’ni hazırladı. Çiçero, Yusuf Has Hacip, Sartre, Sorrentino ve diğer birçok isimden alıntılara yer veren Turan, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Seza Karakoç ve Ş. Teoman Duralı’yı da unutmadı. Günlere anlamlar biçen İzdiham Maarif Takvimi’ni merakla okuyacaksınız.

            Uçurtmayı Vurmasınlar başlıklı metniyle bir durum anlatısı kaleme alan Feride Çiçekoğlu, herkesin içindeki bam teline dokunuyor. İnci’yi nerede görsek tanıyacağımız bir hatıranın merkezine yerleştirip soruyor: “Kuşlar tutsak yaşayamazlarmış. Ya çocuklar, İnci?”

            Aşina olduğumuz bazı değerlerin arka planını araştıran Mücahit Gündoğdu, kültürümüzün yapı taşlarından Nasrettin Hoca’yı yazdı. Geleneğimizde bir efsane olarak kuşaklar boyu aktarılan Nasrettin Hoca ile gerçek hayatta yaşayıp yaşamadığı tam bir sır olan Nasrettin Hoca arasındaki bağlantıyı işleyen Gündoğdu, temel iki sonuca varıyor. Kültürel bir değer olarak var edilen Nasrettin Hoca, yaşamış olduğu varsayılan gerçek Nasrettin Hoca’dan daha değerlidir. Diğer yandan gerçekliğin araştırılması noktasında da öz değerleri işaret eden metinde ufuk açıcı birçok noktayı okuyabileceksiniz.

            Gökhan Özcan, insanın zamanla olan imtihanında durduğu yeri sorguluyor. Yaşanmaya değer bir hayat ile farkına varılmadan harcanan bir ömrün ortasında sorulacak soruları, söylenecek sözleri yazıyor. “Bazıları için hayat,” diyor, “boş bir kale ve kaçırılacak sayısız gol pozisyonundan ibaret!”

            Halil Ecer, ulaşılan her şeyin çabucak değersizleşmesinin ardındaki nedenleri kovaladığı metninde belirsizler üzerinden ilerledi. Ulaşabilme arzusuyla hareket eden insanın ulaştığı şeylere atfettiği değerleri aşındırdığını söyleyen Ecer için değerli olan şey, hâlâ elde edilemeyendir. Toplumun ve bireyin amaç-yönelimsel tutumunu ele alan metin son sayıda.

            Kelimelerin kökenbilimiyle ilgilenen ve ülkemizde büyük yankı uyandıran Etimoloji, Erhan İdiz’in kalemiyle artık İzdiham’da. Kelimenin “yara” olduğunu öğreten, cebimizde kelimeler biriktirmeyi öğütleyen Etimoloji sayfasını İdiz, sizler için hazırladı.

            Tuğba Karademir, insanın içine yuva kuran bazı hisleri elle tutulur kılmaya devam ediyor. Sevmek, çok sevmek, özlemek ve çok özlemek arasındaki dipsiz kuyudan sesleniyor Karademir. Gussa, unutmayı beceremese de unutulmayı dileyen herkes için yazıldı.

            Okuduğumuz kitapların arasında unutamadığımız, gıpta ile kıskançlık arasında bir yerde durup izlediğimiz niceleri vardır. Ali Ayçil, iz bırakan dört kitaba özgün üslubuyla birer kısa mektup yazdı. “Keşke ben yazsaydım” dedirten yönlerini, kitapların yazarlarına birinci ağızdan ilan etti.

            Yeniçerilerin top mermileri gürültüleriyle kaldırıldığı vakayı yorumlayan Muammer Yavaş, lirik bir anlatımla bizi o günlere götürüyor. Ölümün göreve başlamadan önce son anlarına şahit tutuyor bizleri. Vak’a-i Hayriyye, günümüzden gerilere bakınca kapanan bir devrin üzerine söylenen okunaklı bir metin.

            Bülent Parlak, sevginin bıraktığı burukluğu kursakta kalan bir hevesle anlattı. Şiirleriyle insanın içine bir gezinti yapan Parlak, “benim en güzel mesleğimdir seni sevmek” deyip bir bilinmeyeni ayaklarımızın altına seriyor.

            Psikolojik tahlilleriyle insan ve varoluşuna ışık tutan Seda Nur Bilici, var olabilmenin ön koşullarından olan “anlaşılma isteğini” Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı üzerinden ele alıyor. Salinger’in kült eseri ve eserin kahramanı Holden’in toplumsal eleştiri aracı olarak kullandığı metodu merkeze alan Bilici, sanatın yalnızca acıdan doğmak zorunda olduğu algısına alternatif oluşturuyor. Ona göre sanat, insanın anlatmakla var olacağı bütün duyguların dışa vurumu ve tahammül edebilme yoludur.

            Saadet Yazgıç, filmlerinde oynadığı anne rolüyle hepimizin yüreğinde iz bırakan Adile Naşit hakkında etraflıca bir metin kaleme aldı. Okurken yer yer hüzünlendiren yer yer şaşırtan bilgilerle usta oyuncu Adile Naşit’i daha yakından tanıyacağız.

            Arabesk müziğinin göz önünde olmayan isimlerini titiz bir çalışmayla sayfasına taşıyan Serdar Aydın, merkezin sansürüne rağmen kaybolmayan ve kendi “bağımsız” alanını oluşturan Lapsekili Tayfur’u yazdı. Kendi dünyasında en iyi bildiği işi yapıp aşkın bir halle şarkı söyleyen Lapsekili’nin merak uyandıran yaşam öyküsü Serdar Aydın’ın anlatımıyla İzdiham dergide.

            Sulhi Ceylan, on beş maddelik metinlerine kitap okumamak için gerekçelerle devam ediyor. Yer yer bütün kalbimizle katıldığımız sebepleriyle Ceylan, bir bakıma doğru ve nitelikli okumanın kazandıracaklarını da ortaya çıkarmış oluyor.

            Röportajlarıyla hoş bir iz bırakan Yağız Yılmaz, Yeşilçam’ın dev isimlerinden Fatma Girik’le konuştu. Sinemayla iç içe geçen yıllarından güncel hayata dair fikirlerine kadar hemen her şeyi samimi bir şekilde paylaşan Fatma Girik’le yapılan röportajı tebessümle okuyacaksınız.

            Neslihan Haspolat, başkası ve başka amaçlar için yaşayıp tükettiğimiz hayatımızı anlattığı bir öyküyle son sayıda yer aldı. Her sabah yetişmesi gereken işinden dolayı anlık mutlulukları ıskalayan bir adamın kendisine söyleyeceği sözleri vardır ve bunun için bir an için durup kendisine kulak vermesi gerekir. Kendisine yabancı olan bizim, kendimizle tanışacağımız o anına dair değerli bir öykü.

            Açık bir yaradan oluk oluk akan özlemi bir de hiç bitmeyecek bekleyişle büyüten bir öykü kaleme aldı Faruk Sarıkavak. Her aşkın öyle ya da böyle raylarda biteceği gerçeğini bir de sevilmediğini anlayan Hüseyin’den aktaran metinde karşılıksız aşkın olabilecek en masum, en saf ve fiyata endeksli halini bulacaksınız.

            Her şey bittiğinde bile yeniden başlamak için hâlâ geçerli sebeplerin olduğunu anlatan Yasin Kara, bir aynanın üzerinde “Kaybeden hesabı öder” notundan yola çıkarak bir anlatı yazdı. Meksika Sınırı’ndan bütün sokağa, oradan da dergiye ve sizlere ulaşan dünyanın en güzel yeniden başlama metinlerinden birisi. Eksik, kırık, yarım ve yıpranmış da olsa kalanlarla hâlâ güzel şeyler yapılabileceğine dair değerli bir anlatı.

            Türkçe’de ilk kez İzdiham’da yayımlanan çevirilerin altında imzası olan Beyza Şen, bu sayıda Albert Camus’un Franz Kafka ve yapıtlarını nasıl ele aldığını yazdı. Karşılaştırmalı ve tematik eleştirilerin odağına Kafka’nın alındığı bu ilk ve tek metin, İzdiham dergide okurlarını bekliyor.

            Atakan Yavuz, Şifasız Bilgiler Ansiklopedisi’nde sevmenin bir seçme eylemi olduğunu; var olabilmenin ve varlığın; kötülüğün ipuçlarını kaleme aldı. Sevmek eyleminin kutsiyetini seçimle denkleştirip bir an soluklanarak yaşamın tadına varılacağını yazdı. Yavuz’a göre her ne olmasın istediysek onlar oluyor. Çıkış yolu yok, varsa da metindeki şifasız bilgilerde.

            Çizimleriyle özgün bir anlatım geliştiren Ahmet Enis Gürcan, Hilal-i Ahdar’ın, yani Yeşilay’ın kurucu Mazhar Osman’ı anlattı. Yüzbaşı Mazhar Osman’dan Ordinaryüs Profesör Mazhar Osman’a varan süreç, Gürcan’ın titiz çizimleri ve yalın anlatımıyla İzdiham dergide.

            Sinemanın asla sadece sinema olmadığını, sermayedarlar ve otoriteler elinde ideolojik bir aygıta dönüşebildiğini Cüneyt Gönen yazdı. Politik ve kültür algının yönlendirilmesi, değiştirilmesi ya da güçlendirilmesi için etkili bir araç olarak kullanılan sinemanın yakın tarihini ve sanat olmaktan çıktığı noktaları Cüneyt Gönen’in kaleminden okuyacaksınız.

            Düzyazının imkânlarıyla psikanalizin sınırlarını birleştiren Emine Şimşek, öz ve imaj arasındaki ilişkiyi Orhan’ın gıyabında yazdı. Sevginin bir yanılsama, aldanma sonucunda kutsanacak ve inanılacak şekle sokulmasının ardından kırılan aynalarla hakikatin başka türlü olmasını anlatan Şimşek, kırılan yanılsamanın ardından yeni bir hakikat inşa ediyor. “Son sözü gökyüzüne doğru fısıldadım.” diyor, “Hoşça kal Orhan.”

            Şeyda Kazez, yaşamı ve yazdıklarıyla sesi sıkça yankılanacak olan Nilgün Marmara’yı yazdı. Göçmen bir ailenin kızı olarak geldiği dünyadan, ruhunu zorlayan her şeye ve yaşamına bir pencere kenarında son vererek ayrılan Marmara’nın şiirleri ve yaşam öyküsü Kazez’in anlatımıyla İzdiham’da.

            Roman kahramanlarına yazdığı mektuplarla hepimiz adına bir sorgulamaya girişen Mustafa Toprak, Kırmızı Pazartesi’nden Santiago Nasar’a bir mektup yazdı. Faili bilinmeyen bir cinayete kurban giden Nasar’a ölüm ve yaşam arasında cereyan eden huzursuzlukları soran Toprak, kaçınılmaz bir son karşısında takınılanları sorguladı. Rüzgar kadar ölümün de hangi yöne savrulacağımıza karar verdiğini anlatan bu mektubu çok seveceksiniz.

            H. Demet Akan, Vincent Van Gogh’a bir mektup yazdı. Bir başına ortada bırakılan Sien’e sahip çıkıp onunla evlenecek fedakârlığı gösterdiği için kardeşi dahil herkesten tepki toplan Van Gogh’a destek çıkan mektubu H. Demet Akan yazdı. İnsanlığın riyakarlığını, hesap gününü ciddiye almayan yaşantısını ve inançlarına zıt tutumlarını da eleştiren okunaklı bir mektup.

            Son sayıda İzdiham derginin okurları da yer aldı. Çiğdem Yazıcı’nın derlediği sayfada, Instagram üzerinden yazılan küçürek öyküler bir araya geldi. Okurların zihninden damıtılan öyküleri keyifle okuyacaksınız.

            Ulaşılan her şeyin değersizleşmesi konusuna kandırılmanın hazzı üzerinden yaklaşan Hüseyin Hakan, çağın her şeyi teşhir eden merakına karşı yarı örtülü olmanın vereceği hazzı yazdı. İnsanın en başından beri muhafaza ettiği örtülü olma durumunun günümüzdeki konumuyla birlikte ele alan Hakan, “Belki uzaklar şu taraftadır.” diyerek alternatif bir yön tayin ediyor.

            Derginin son metni, neredeyse kendinden önceki tüm metinlerin toplamı olacak duyarlılıkla yazılan “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına.” Geçtiğim tuhaf yılın içinde olup biten kabuslara değinen Dilek Kartal, bütün gücüyle iyi günlerin ileride olacağı algısına gerçekçi bir dille yaklaşıyor. Ezilen, gözden çıkarılan, sömürülen ve hayatı hiçe sayılanlar bu metinde sığınacak bir liman buluyor. Geriye kalan herkese de yerinde bir sitem, ölçülü bir öfke ve artık vaktiyle konuşulsun her şey temennisi.

            İzdiham dergisini gazete bayileri, D&R, Migros, Karfur, Kitapevleri, Mim Kahve ve izdihambakkal.com’da bulabilirsiniz.

İZDİHAM

Exit mobile version