Site icon İzdiham Dergi

Can Eseler, Ağır Bir Mesele: Mahremiyet

Bir şeyler oluyor. Yaşam bir dönüşüm ve değişme ivmesinde. Ancak ya bu bir dönüşüm ya da olumlu manada değişim değilse? Girilen her tünelin sonu aydınlığa değil de kocaman sarp bir kayalığa çıkıyorsa ne olacak? Görkemli niyetler ile girilen yollar egosantrik sancılar ile bizi kırılmaya, hatta paramparça olmaya taşıyorsa, vay başımıza gelecek felakete. 

Sosyal kırılma kavramını çok önemsiyorum. Çünkü şunu iyi biliyorum ki, bugün yapılacak bir değişiklik gelecek nesillerin savrulmasını tetiklemek olabilir. İnsanlık tarihi başından beri, en ilkel kabileler dâhil bütün bir insanlık, mahremiyet duygusuna sahip olmuştur. Örselenen, hunharca üzerinde tepinilen bir kavram olarak mahremiyet, insan soyunun devamı için gerekli bir yapıtaşıdır. İnsanoğlunun ortak tecrübesi bir yaşama biçimini ürettiyse, güvenli bir yol olarak o kayaya tutunmak gerekir. Bu güvenlik ve devamlılık talebi insan için kaçınılmazdır.  

Kalenin Bentleri: Muhafazaya Alınmak

Kaleyi muhafaza etmek bir şah süvari için hayati öneme sahiptir. Ancak günümüz dünyasındaki bu görsel gösteriş şımarıklığı, bu temel güdüyü oldukça tehlikeli bir noktaya sürüklüyor. Evimiz bizim kalemizdir. Evimizde olan hadiseler ve evin iç mekânı bizim için korunmaya değer bir mabettir. Zira aile kutsal bir şey ise, onun otağı olan yerde evimizdir. Mahremiyet kavramını evden başlayarak ele almak gerekir. Evimize giren çıkan misafirleri nasıl ki biz seçiyorsak, evimizi ve ev hallerimizi neden bütün dünyanın görmesi için kendi ellerimizle sosyal medyada paylaşalım? Kim bize kendi kendimizi üzmek için böyle bir hataya sürüklüyor? Telefona kamera takıldığı günden bu yana, insan için böyle bir saplantı oluştu. Neden bir saplantı diyorum? Çünkü kanımca çeşitli boşlukların sonucu olarak ortaya çıkmış bu bilinme arzusunun altında yatan sebepler, oldukça karmaşık psikoz durumların bir sonucu. Herkes mi ünlü yoksa evindeki bey ya da hanım ölüyor mu? Kendi krallığımızı dış dünyaya ifşa edersek, bir parça ispiyoncu olmaz mıyız? Aile ve ev gibi kutsal denebilecek kavramların, bir söz verme ile meydana geldiğini biliyoruz. Bu akdi bozan ise emaneti yitirmiş ihanet ve ispiyon batağına girmiş olmaz mı? Yalnız bunu ele alırken her paylaşım ya da her kurulan cümleyi eleştirmiyorum. Daha derinde olan ve mahremiyeti ihlal eden o faş etme hastalığından bahsediyorum. Lüzumsuz bir güdü olarak hayatımıza dadanmış olan bu ifşa dürtüsünün bize yaptığı korkunç hasarı tespit etmek, insanlık için ilerleyen on yıllarda tam olarak anlayacağı sonuçları erkenden tespit ettirecektir. 

Görünür olmak, içi dışı bir olmak, bir değer olarak dürüstlük ya da açık sözlü olmak: genel de yanlış anlaşılmaya müsait hareketlerden bahsediyoruz. Toplum birlikte yaşayan, dayanışması ile ilerleme kaydetmiş olan bir yaşam biçimi. Bu yaşam biçimi toplumdaki insanla birlikte var olmayı sürdürmüş bir şey. Nedense bugün belli birtakım değerler üzerinden bu yaşama biçimi de tehlike altında. Neden mi? Çünkü görünmek, mahremiyetleri ortaya dökmek, yalan söylemek nasıl da kâr getirir oldu. Doğru, iyi ve güzel insanlık için her zaman bir tercih sebebiydi. Oraya ulaşmakta bizim hayatımızı bir biçimde düzenlememizle ilgili. Toplum bin yıllar boyunca gizli, mahrem ve özel olarak yaşarken, doğru, iyi ve güzele ulaşmak bir büyük uğraştı. Nihayet cemiyet iyi ve dürüst olana pirim vermeyi öncelerdi. Ancak günümüz dünyasında çok büyük bir değişiklik oldu. Nedir bu değişiklik: anlık olarak hayatımızı yayınlayabilme ve bunun üzerinden sahte olma ihtimali olan bir yaşama biçimini yaymak. En iyi yaşama biçimi benim ki! En iyi evlilik, en iyi spor programı ya da en pahalı araba benim ki! Mahremiyet denilen kutsal güvenlik bariyeri bu heveskâr tavırla saldırı altında. Neden olduğu mühim de değil çünkü bu saldırı çok ciddi sosyal kırılmalara yol açabilir. Neyi hedefliyoruz? Neyi vereceğiz? Karşılık olarak ne alacağız? Üç soru da birbirinden çetin bir savrulmayı bize gösteriyor. Bugün insanlık miladi 21. YY yılın yirmi altıncı yılına girmişken, sosyal sapma ile karşı karşıyadır. Tarihin başlangıcından beri mahremiyet kavramı ile muhatap olan insan son yılların eğilimi ile eskiye göre çok daha kolay biçimde mahremiyetini ihlal edebiliyor. Bu ihlal onun için alacağı karşılık ile kıyaslandığında mahremiyet hemen atılacaklar listesine alınır oldu. Oysa bireyselliğin bu kadar yükseldiği çağımızda çok ironik biçimde bireysel sınırların başlangıcı olan mahremiyet nasıl oluyor da bu kadar örselenebiliyor?

Örtülü Değer: İnci Kabukları ve Altın Kesesi

Sır tutmak çok eski çağlardan beri bir kontrollü olma hali olarak övgüye layık olmuştur. Sır tutabilen, her bilgiyi herkes ve her mecrada paylaşmayan insan, diğerlerine göre daha olgunlaşmıştır. Zira bu durum bize şunu gösteriyor ki, dilini kontrol etmeyi başarmak bir irade göstergesidir. Bu iradeyi güçlü kılma hali bizi türlü kederlerden koruyacaktır. O yönü ile her devirde böyle olmayı başaran diğerlerinden daha üstün olmayı hak edecektir. 

Kendimizle ilgili olan bilgileri nerede ve kimlerle paylaşıyor olduğumuz, ilerideki hayatımıza olumlu ya da olumsuz ektiler katacaktır. Zira bilgi çok mühim bir şey ve şurası kesin ki içinde tutmayı başaran ve gereken yerde gerektiği kadarını paylaşan bilgiye ve hayatına büyük ölçüde hükmeder. Aksini yapıp sürekli ortalığa dökülmek bizi madden ve manen korkunç bir cehenneme sürükleyebilir. Mahremiyeti korumak burada da bizim için kritik önem arz eder. Bir metafor kuracak olursak, altın kesede inci kabuğunun içinde olmak zorundadır. Çünkü dışarıda harami çoktur. Bize ait olan şeyler ne ise onları koruduğumuz kadar bize ait olabilirler. Bu o kadar mühim ki, insan kaybetmeden de anlamaz. Altını çaldırmadan kıymetini bilmek zordur. İnsan için elzem olan da bela başa gelmeden önlem almaktır. Çünkü zaman geri döndürülemeyen bir hazine. Bir hadise vuku bulduktan sonra onu düzeltmek ve eski kusursuz haline getirmek neredeyse imkânsızdır. O sebeple değerli olan korunmalı. Değerli olan inci, değerli olan altın, örtülmeli. Mahrem olan, bize ait olan, asıl olan ne ise ağyara verilmeden kıymetli bir hazine olarak saklanmalı. Bunu başarabilen sahili selamete çıkar. Ya başaramayan? Türlü pişmanlıklar, kayıplar ve en önemlisi geri döndürülemeyen o zaman.  

İç dünyamız bizim en değerli hazinemiz. Bunun gibi halkayı genişleterek gidersek, evimiz, işimiz, yakın çevremiz ve hayal ettiğimiz, üzerinde yıllarca emek verdiğimiz ne kadar şey varsa her biri bizim en kıymetli hazinemizdir. Bunları korumak için güçlü ve bir o kadar makul bir mücadele vermek zorundayız. Bize ait olan, bizde kaldığı kadar bize aittir. Mahrem olan da örtük olduğu kadar mahremdir. Dönemin dili insanoğlunu bir iğva olarak mahremiyeti ihlale sürüklüyor. Bu bir sosyal sapma olarak karşımızda duruyor. Daha önce bu düzeyde bir baskı insanlık için olmadı diye düşünüyorum. Evet, görsellik çağı diye nitelediğim bu delilik türü her ne kadar bizi ayartmaya çalışsa da mahremiyeti korumanın kendi yaşamımıza nasıl ferah bir etki bıraktığını fark edebiliyoruz. Farkı fark eden, iyi güzel ve doğru olan neyse onu da fark eder. Akil bir zihin için kaçınılmaz olan görev mahremiyetini muhafaza ve müdafaa etmektir. 

Sürekli bir paylaşım sürekli ve gereksiz bir anlatı hikâyenin boğulması için yeterli bir hatadır. Bütün doğal ve dolayısı ile güzel olan şeyler üzeri çok da didiklenmemiş olandır. Kulakların, gözlerin ve en mühimi zihinlerin öyle alelade bir biçimde önünden geçen şey değersiz olmaya mahkûmdur. Değersizlikten öte ve daha tehlikeli şey ise kıskançlık ve haset gibi kötü niyetlerin, çirkin fısıldaşmaların konusu olmakta var. Bütün bu tehlikeli durumları savmak adına kişisel alanımızı korumak ve mahremiyete önem vermek bizim için elzem olacaktır. İş işten geçtikten sonra insan için büyük pişmanlıklara ve manen huzursuz olmaya sebep olan bu mahremiyet ihlallerini toplum olarak reddetmek zorundayız. Zira popüler kültürün bir dayatması olarak karşımızda duran bu hal, en büyük değer olan insanı ortaya saçarak onu değersiz bir meta haline gelmeye mahkûm ediyor. Bütün bu tehlike karşısında akıl, aşk ve inanç ile muhatap olan eşrefi mahlûkat için, değerini korumak en büyük ödevdir.

İZDİHAM

Hepimiz Ölecek Yaştayız

Exit mobile version