28 Nisan 2021

Onur Korkmaz, İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı Yeniden

ile onur

Bir Yusuf Masalı 2012’den sonra yeniden yayımlandı. Kitap, ‘’TİYO’nun Ramazan Hediyesi’’ başlığıyla sunuldu. Baskısı uzun süredir olmayan ve sahaflarda yüksek bedellerle bulunabilen kitabın, çıkarılacağı çok önceden duyurulmuştu. Hatta daha da önceden duyurulmuş. 

Ben; ilk kez 2016 yılında Bağlarbaşı Kültür Merkezinde düzenlenen ‘’Sınıf Bilinci – Güz’’ başlıklı panelde, İsmet Özel ‘’Bu bir veda konuşmasıdır. Önce gazete yazısı yazmayı bıraktım. Sonra Bir Yusuf Masalı’nı kemale erdirmek üzere şiir yazmayı bıraktım. Bugün de huzurunuzda kalabalıklara hitap etme uygulamasına son veriyorum.’’ diye konuştuğunda yeniden çıkarılacağını duymuştum.  Bu ifadeden rahatlıkla anlaşılacağı üzere kitabın kemale ermiş haliyle yayınlanacağı daha eski bir tarihte söylenmiş. Daha önceden ise Bir Yusuf Masalı kitabıyla ilgili olarak, sizin elinizdeki müsveddesidir, gibi bir söylemin olduğunu hatırlıyorum, biliyorum veya bunu daha önceden bildiğimi sanıyorum (belki aynı panelde söylenmişti bu belki de daha önce söylenmişti ve ben sonradan öğrenmiştim). Bunlardan önce kitabın baskısının olup olmadığını da bilmiyordum. Kaldı ki ben, İsmet Özel adını bile ilk kez 2014 Kışında Bülent Parlak’tan duymuştum. Daha öncesinde varlığından bile haberdar değildim; hoş, başka birçok yazar veya şairden de bihaberdim. Sanıyorum örnek vermenin gereği yok. Önceden kimleri biliyordum, bunun örneklerini versem listenin çok daha kısa olacağı çok belli ama gelin görün ki bugün için de normal olan şey: O gün bildiklerim kimlerdi onu bilemiyorum, hatırlayamıyorum.  

Her neyse, ben; Bir Yusuf Masalı’nın yeniden çıkışı ile ilgili vaadin aslını, astarını tam olarak bilmiyordum. Tam burada da TİYO, kitabın çıkış duyurusunda bu vaadle ilgili boşlukları ve merak edilebilecekleri şöyle gideriyor; paragrafı alıntılıyorum: ‘’İsmet Özel’in Türk milletinin şairi olarak Bir Yusuf Masalı’nı 1967 yılında yazmaya karar verdiğini ve aynı yıl aynı hassasiyete binaen askerliği esnasında yani hidayetinden önce bir elifba temin ettiğini dikkatli okurları fark etmiştir. İsmet Özel yıllar önce de “Allah bana ömür verir, kuvvet verirse ve ben “Bir Yusuf Masalı” adlı kitabımı eğer bir daha neşredersem Kur’ân harfleriyle neşredeceğim” demişti. Vaad ettiği üzere Bir Yusuf Masalı Türk yazısıyla neşrolundu. Uzun yıllardır Latin yazısıyla neşredilmeyen ve aranan, beklenen bu kitabın Türk yazısıyla neşredilmesi 1928’den beri “yazın” tarihimizin en büyük hadisesidir. Bu sebeple kitabın ilk bin nüshası numaralandırılmış ve hususi cildiyle okurlara sunulmuştur.’’ 

Esas meseleye geçmeden önce, biraz kalabalık yapayım ki mesele güme gitsin: Google’a Bir Yusuf Masalı yazılınca pek zahmet etmeden öğrenilebilecek şeylerden birini yazının burasına almayı yerinde buldum. Daha önceden kitabın Latin alfabesiyle, ‘’Şule yayınlarından çıkan ilk baskısı (1999)’’ da seri numaralı olarak basılmış. İlk baskının 408 numaralı nüshasına, kitantik.com’da denk geldim. Yıllar önce satılmış olmalı ama ilanı duruyor. Yazının buradan sonra devam edecek kısmı için önceki baskıları hakkında genel bazı bilgileri eklemeyi düşünmüştüm ki pek bir şey bulamadım. Kolaya kaçarak Şule Yayınlarına bir e-posta gönderdim; işi onlar yapsın ben de zahmetten kurtulayım diye. Dönüş olmadı. Hak veriyorum bu duruma çünkü geriye dönük taramayı kim yapacak. Başka şekilde bu gibi bilgilere ulaşabilme imkânı görebilseydim, acaba bu uğraşa kendim girer miydim diye düşünüyorum. Hoş, zaten aman aman da önemli bilgiler değildi, yok kaç baskı yaptı, yok kaç sattı vesaire. Bulabildiğim kadarıyla 2012’de 14. baskısını yapmış ve bu sonmuş (son muymuş kesinliğinden emin değilim ama 14. Baskıyı görmüş, 15 meçhul). Ramazan ayının ilk gününde çıkan yeni baskınınsa muhtemelen seri numaralı olanları genel dağıtama verilmemiş. Cağaloğlu’ndaki Ana Kitapevinde gördüğüm nüshalar arasında seri numaralı olanlara denk gelmedim. 
 
Gelgelelim esas meseleye; kitabın sunuşunda geçen bir ifade dikkat çekici değil dikkat verilmemesi nâmümkün: ‘’…1928’den beri ’yazın’ tarihimizin en büyük hadisesidir.’’ Şimdi elimizde bir bu ifade var bir de kitabın son haliyle çıkışının üzerinden iki hafta geçmiş olmasına rağmen hiçbir şekilde hiçbir yerde bahis ve mevzu konusu yapılmamış olması gerçeği. Bir üçüncü gerçekse yukarıda da bahsettiğim gibi bu yazıyı yazan benim, İsmet Özel adını ilk kez 2014 yılında duymuş olmam. Edebiyat dergilerinin gerçi henüz Mayıs sayıları çıkmadı ama çok detaycı bir arama olmasa da yani bakındığımda, hiçbir yerde kitabın çıkışıyla ilgili bir şeye denk gelemedim. Kaldı ki ben böyle bir arama çabasına girmeden kitabın çıkış haberleri hele ki çıkışındaki iddia, gözümün içine sokulmalıydı. Benim yetersiz bir arama yapmış olmam kesinlikle mümkün. Olan ama görmediğim bir yazı varsa bir yerlerde; peşinen özür dilerim – olmayanı göremem değil mi zaten –. Yani özür dilenecek birilerini arıyorum.  

Peki kitabın bu çıkışı neden 1928’den sonra ‘’yazın’’ tarihimizin en önemli hadisesi ya da öyle olduğu söyleniyor. Düşünmeden, akla başta gelecek başlıklar: Bir, İsmet Özel yaşayan en önemli şair/yazarlarımızdan biri; iki, uzun zamandır baskısı olmayan önemli bir kitabın tamamlanmış haliyle yeniden çıkışı; üç, kitabın Latin alfabesini kullanmayı ‘’reddederek’’ çıkmış olması. Bu sebeplerin üçü de bence, 1928’den sonra ‘’yazın’’ tarihimizin en önemli hadisesini oldurmaya tek başlarına veya hep birlikte yetmez. Ne o zaman?  

Bugün, her kitap istenilirse Latin alfabesi kullanılmayarak ve başka herhangi bir alfabe kullanılarak yayınlanabilir. Bunu herkes yapabilir. Zor bir tarafı yok. Hatta Hece yayınları, Küçük Prens’in bile bir ‘’Osmanlıca’’ baskısını yayımladı. E Bir Yusuf Masalı da halihazırda İsmet Özel’in eski harflerle çıkan ilk kitabı değil. Daha önce Erbain, tam metin ve sadece eski alfabe ile, ondan önce de düz yazılardan oluşan İsmet Özel kitapları hem Latin alfabesiyle hem de eski harflerle, yan yana basılmıştı. Erbain için bir de İsmet Özel yeniden stüdyoya girip şiirlerini bir daha seslendirmiş ve kitabın bu baskısı bir CD eki ile beraber çıkarılmıştı. Kitabın kendisi, yani Bir Yusuf Masalı’nın muhteviyatı da ne kadar önemli, eşsiz, harikulade veya her ne olabiliyorsa olsun ‘’en önemli hadise’’ demeye yetmeyecektir. En azından bugün yetmeyeceği kesindir. Bu ancak daha ileride verilebilecek bir karar olabilir. Hem kitap nihai haliyle olmasa da daha önceden basılmış bir kitap. Bir önceki açıklama sanıyorum birinci maddeyi de düşürmeye yeter. Üç maddeyi de yeterli veya yetersiz bir şekilde düşürdük sanıyorum. Yetersiz açıklamalar olsalar bile, ‘’en önemli hadise’’ iddiasını düşürmeye yetecek ip uçlarının bulunduğunu düşünüyorum. 

Peki o zaman kitabın bu çıkışı; 1928’den sonra ‘’yazın’’ tarihimizin en önemli hadisesi değil mi? Bunun kararını da muhakemesini de, bence de sizce de, ben vermeyeyim, yapmayayım zaten. Bana düşmez de kalmaz da düşmesin de kalmasın da. Ama eğer öyleyse, ‘’en önemli hadiseyse’’ neden öyle olduğuyla ilgili fikir belirtebilirim herhalde. Kimse de belirtmediğine göre: 

TİYO daha önce Cenap Şahabettin’in Elhân-i Şitâ’sını asıl haliyle; hatta şöyle bir ifade vardı sanırım bu kitabın basımı ile ilgili ‘’nasıl yazıldıysa öyle’’; diyerek tek şiirden bir kitap çıkarmıştı. Bundan, asıl maksadın şu olduğu yapılan açıklamalarla belli oluyordu. Yazıldığı harflerle okununca bu şiirin; Latin alfabesine dönüştürülmüş haliyle yapılan bir okumadan nasıl farklı olduğu, anlamın ve okuyuşun geçirdiği değişimi (bu fark için kabaca artan sanat, derinlik diyelim) göstermek adına böyle bir işe girildiği çıkarımını yapmak işten bile değildi. Öyle ki eskiden İstanbul’a ilk kar düştüğünde gazeteler bu şiiri yayınlarmış. Bunun ardına bir de Gökhan Göbel’in hazırladığı, başlığını şu an hatırlayamadığım, bir yazıdan öğrendiğim bir bilgiyi daha eklersem, taşlar daha da yerine oturacaktır. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, yine ismini hatırlayamadığım ve araştırıp buraya yazmaktan erindiğim – bunun için de özür dilerim, mazur görün beni, tembel adamım – meşhur bir eserinden, meşhur bir tabir varmış. O tabir ‘’lâmelif çizmek’’: Bir yerden pek uzaklaşmadan etrâfı dolaşıp geri gelmek: Akşam üstü gelirken Langa’ya doğru bir lâmelif çevirelim dedik (Hüseyin R. Gürpınar). Yani lâmelif (ﻻ) harfinin şekli görülünce, nereden çıktığı kabul edilebilir olan bir tabir veya bir uyarlama. İstiklal Marşı Derneğinin yayınlarından okuyup, üstüne bir de kafama da yatan meselenin; özü şu: Eski harflerle yazılan metin veya şiirler, sesli harflerin olmaması sebebiyle bir kelimenin yazımının aynı anda birden fazla manaya gelecek şekilde okunması sonucunu daha doğrusu imkanını doğuruyormuş. Örnekle açıklamak istesem de ne yazık ki ben eski harflerle okumayı bilmiyorum. Evet, arayıp buraya iyi bir örnek bulabilirdim. Hah! ama şunu verebilirim mesela kitapla da ilgili olduğu için tam yerinde olabilir. Kesinliğinden emin olmamakla beraber vereceğim bu örneği ama. Çünkü konuyla ilgili bilgim dar. Bir Yusuf Masalı’nın girişinde şu fotoğraf ve altında şu yazı var: 

Burada ne yazdığını merak edip bilen birilerine sorduğumda, okuyan iki farklı kişi iki farklı okumada bulundu. İlki, ‘’annemin anısı’’na; ikincisi, ‘’annemin acısı’’na yazıyor dedi. (Bu yazıyı tamamladıktan sonra; bir üçüncüsüne hangisi doğru diye sorduğumda ‘’anısı’’dır diye yanıtladı. Ben de bir soru daha sordum: ‘’anısı’’ kelimesini başka şekilde yazmak mümkün müdür? Cevap: evet. Yahu madem bilmiyorsun, hiçbir şeyden de emin konuşmuyorsun zaten –ki evet dediğim gibi bilmiyorum; dahası bu yazının içinde noktalama işaretleri kullanıyorum ama doğru mu kullanıyorum, yanlış mı kullanıyorum ondan bile emin değilim– niye yazmaya kalkıyorsun bu yazıyı. Ben de onu diyorum işte. Yusuf’u da kuyuya ben atmadım; aklıma da bilgime de 41 kere maşallah değil. Ben liseye giderken, ilkokuldan arkadaşlarımla, Malatya’da büyük caddelerin boş anını kollayıp birbirimizin sırt çantasına tekme atmaktan büyük keyif alırdım. Bu bizim için bir işti yani o zamanlar. Şimdi de meydanı boş buldum bilinçli bir şekilde, şımarıklık deyin serserilik deyin, ne yapıyorsam yapmaya devam ediyorum. Tabi 27 yaşın verdiği imkanlar kısıtlı.) 

Şimdi şurası duruyor: Bu kitabın çıkışı sence ‘’en önemli hadise’’ ise bunun sebebi ‘’şu’’dur onu hala demedin. Aslında neredeyse söyledim. Aslında bu benim fikrim de değil, görüp duyduklarımdan yaptığım vardığım sonuçtur daha doğru bir ifadeyle. Peki ‘’fikir’’ dediğin de böyle bir şey değil midir zaten. Bilmiyorum, ben nereden bileyim, herhalde öyledir.  

Peki, gereksiz yere ama istemlice uzattım yazıya devam edeyim. Yazının başından, İsmet Özel’in Bir Yusuf Masalı için çok önceden ‘’sizin elinizdeki müsveddesidir’’ şeklindeki söylemini ve TİYO’nun kitabın çıkışıyla ilgili duyurusunu alıntıladığım kısımdan şu sözleri tekrar alıntılarsak, işimiz bitmiş olacak sanıyorum: “Allah bana ömür verir, kuvvet verirse ve ben “Bir Yusuf Masalı” adlı kitabımı eğer bir daha neşredersem Kur’ân harfleriyle neşredeceğim”.  

Matematiğe göre şu sonucu elde etmemiz gerekiyor: Bir Yusuf Masalı’nın nihai haliyle çıkışı 1928’den sonra ‘’yazın’’ tarihimizin en önemli hadisesi ise bu belli ki sadece şu sebeple olabilir. 1928’den bu yana ‘’lamelif’’ harfleriyle hiçbir ciddi (belki de hiçbir) kitabın yazılmamış olması veya Bir Yusuf Masalı’nın nihai haliyle veya daha doğru bir tabir kullanalım ‘’hitama ermiş’’ haliyle yeniden ve bu harflerle yazılmış ve çıkarılmış oluşu sebep olarak gösterilebilir ancak bu sebebi kim kabul eder, kim etmez bu başka konu. Bu işi İsmet Özel ağırlığında bir şairin yapmış olması tamam önemli bir şey ama ‘’en önemli hadise’’ bağlamında düşünüldüğünde belki de en önemsiz olan noktadır. Yani bu iddianın en düşük öneme sahip yanı bu. E bunu en başta söyleyebilirdin, neden bu kadar uzattın? Haklısınız, keşke öyle yapsaydım. Kaç paragraflık hamallık ettim. 

Bitiriyorum. İsmet Özel 2019 yılında kalp krizi geçirdiğinde, bir sürü şey söylendi. İyi şeyler. Hatta ‘’ülkenin kalbi kriz geçirdi’’ bile denildi ve ülke çapında gündem de oldu. Ama aynı İsmet Özel, Bir Yusuf Masalı’nı böyle bir iddia ile çıkardığında ne oldu: Kazım Karabekir bugün yaşasa, İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmazdı, neden, çünkü İstiklal Mahkemeleri yok ve Aldous Huxley, George Orwell’la farkı üç boya kadar çıkarıyor; bu gibi şeyler. Bu benzetmeleri nereden ‘’arakladım’’; hatırlayabilsem atıf yapardım. 

Yahu ya bu adam yalan söylüyorsa ya bu kitabın çıkışı; 1928’den beri ‘’yazın’’ tarihimizin en önemli hadisesi değilse? Niye kimse bizi aydınlatmıyor. Hani şimdi hiçbirinizin de ‘’İsmet Özel’i tınlamıyoruz’’ diyecek haliniz yok. 

EK: Bir Yusuf Masalı’nı daha iyi bir okuma ile okumak için, Şiir Okuma Kılavuzu’nda yer alan (sayfa numarasını hatırlamadığım için veremiyorum) ”masal nedir” sorusuna getirilmiş tanıma bakmanızın iyi olabileceğini öneriyorum.

Onur Korkmaz

İZDİHAM