10 Şubat 2021

Hakan Göksel İçin Kim, Ne Dedi?

ile izdiham

Gazeteci, yazar ve İzdiham’ın kurulduğu günden beri her daim destek olan Hakan Göksel hakkında yakın arkadaşlarına ve onu uzaktan tanıyanlara word dosyasını uzattık. Onun hakkında söylenenler bizi de çok mutlu etti.

Soruşturmaya katılan birçok ismin birleştiği ortak nokta Hakan Göksel oldukça yardımsever, cömert, bilgi birikimin paylaşmaktan asla geri durmadığıydı. Genç kuşakların idolü olma yolunda ilerleyen Göksel hakkında şimdi söylenilenlere göz gezdirelim:

Adem Eyüp Yılmaz: IMKB’de bana verdiği tüyolar sayesinde bugün hatırı sayılır bir servete kavuştum. Gönlü güzel arkadaşım Hakan Göksel’le olan dostluğumda o her zaman masanın en güzel tarafında oturan kişiydi. Sadece bana IMKB’de değil, düzenlediğim kitap fuarlarında da başım ne zaman sıkışsa ona danıştım ve başarılar elde ettim.

Tarık Taş: Ben Hakan Göksel ile yaklaşık 13 yıldır tanışıyorum. Onunla geçirdiğim her saat bana çok şey kattı. Edebiyatta, bir başka uzmanlık alanı olan ekonomide bana kattıklarını asla unutamam. Gemiciliğe olan merakı da daha dün gibi hafızamda. Umarım tekrar eski günlerdeki gibi birlikte oturacak bir duvar dibi bulur ve oturmaya devam ederiz.

Berkan Ürgen: Taksim’de bir kafede sıradan bir çalışırken bana bir gün şöyle dedi: “Sende bir hâl var, yazmalısın.” O günden sonra edebiyatın çeşitli alanların eserler ürettim. Kimsin Lan Ben, Azrail Harakirisi gibi eserlerimin oluşmasında Hakan Göksel’in büyük katkıları olmuştur. Şu anda Belçika’da apartman yöneticisi olarak görev yaparken bile her toplantıya ondan öğrendiklerimle başarılarıma başarı katıyorum. Artık kendime “kimsin lan ben?” diye sormuyorum. Artık kendime “örnek alacağın insanları unutma” diyorum.

Özer Turan: Trabzon’un beni boğan günlerinde ve gecelerinde ne zaman ruhum sıkışsa Hakan Göksel’i aklıma getirdim. Çünkü Göksel, yaşadığı bütün zorluklarla baş ederken asla ne bir karıncanın ayağını kırmış, ne de bir kelebeği susuz bırakmıştır. Naif ruhunun bende çok emeği var. O bunu bilmese de. O, bunu bilemese de!

Yasin Kara: Urla’da her yaz düzenlenen enginar festivalinin bugünlere gelmesinde Hakan Göksel’in on yıl önce kaleme aldığı eşsiz haberlerin etkisi oldukça büyüktür. Küçük ve kendi halinde bir ilçeyken Urla, Hakan Göksel sayesinde büyümüş, kültürün, sanatın ve enginarın başkenti olmuştur. Umarım birgün Hakan Göksel Urla’dan bağımsız olarak belediye başkanlığı için adaylığını koyar ve biz de Ecem ile oyumuzu ona veririz.

Yasin Şafak: Bugün gerek facebookta, twitterda siyasi görüşlerimi çekinmeden ve adil bir şekilde yazıyorsam bunu Hakan Göksel’den öğrendiğim acar gazetecilik sayesindedir. Ondan her daim şunu öğrendim: Dürüst ol, kaybedeceksin! Ama ben kaybetmedim, onun sayesinde sadece dürüst oldum. Vefayı da Hakan’dan öğrendim. Arkadaşlığı da, terini rüzgarla soğutanların sırtına atlet koymayı da.

Ali Görkem Userin: İletişim çağını başlatan Hakan Göksel’dir. Dumanla haberleşme esnasında aklına ilk cep telefonu fikrini getiren de Hakan Göksel’dir, hiyeroglifin yaygın olduğu dönemlerde emojilerin olması gerektiğini Yozgat’ın meydanında dile getiren de. Birlikte özel bir bankada çalışırken ondan o kadar çok şey öğrendim ki sadece bir düsturunu söylemek istiyorum: İşi bil, işe gitme. Evet artık evden çalışıyorum.

Bülent Parlak: Hakan bir düşüncedir. Düşüncenin bu ülkedeki yazgısı ağırdır: Hakan, üniversitelerden uzaklaştırılır. Hakan, matbuatta bir yer bulamaz. Hakan, kürsülerin yanına yaklaştırılmaz. Hakan’ın sesini duyurabileceği her imkan, her vasıta elinden alınır. Kendini bir parça olsun yakın hissedebileceği her şey özel bir çabayla esirgenir ondan. Böyleyken kimselere derdini anlatamaz Hakan, vasatlık ağız birliği eder, ağız açtırmaz ona, bir sözü şerh eyleyemez. En yakınındakiler bile halinden anlamaz Hakan’ın. Yabancısı olduğu bu dünya biğanedir ona. O ki zararsızdır. hayırdan başka bir şey dilemez. Ancak gittiğinde anlaşılır, uzaklaştığında kadri bilinir, tüm hakikatli şeyler gibi.

Mustafa Toprak: Bugüne kadar yaklaşık 800’e yakın yerde konuşma yaptım. Bazen Halil İbrahim Uzun ile yaptık bu konuşmaları, bazen tek. Ama aklımdan hiçbir zaman çıkarmadım Hakan Ağabey’in bana nasihatini. Yola çıkmadan önce onu arar, hayır duasını alır ve öyle seyahate çıkardık. Yol küçüğünse derdi, dua büyüğün. Biz onun dualarıyla bugünlere geldik, onunla sevdik, onunla ağladık, onunla tulumba tatlısını birlikte yedik. Beni okuyorsan ağabey, beni artık instagramdan engelleme. En alttaki gönderilerini Bülent Parlak beğenip, yorum yaptı. Ben değil.

Çiğdem Yazıcı: Hatice ile ana-kız olarak uyum problemi yaşadığım zamanlarda kimseye anlatamadığım bu durumun içinden Hakan Göksel’in ekonomi yazılarını okuyarak çıktım. Çünkü sanki o yazılar, genç kızı ile genç bir annenin arasında çıkan sorunların çözümü için yazılmıştı. Mesela Hakan Bey dolardan bahsetmişse kızımın saçlarını sağa, eurodan bahsetmişse sola tarardım. Gram altın dediğinde ise Hatice’yle üç gün küserdim ki kıymetimi anlasın. Her zaman faydasını gördüm.

Emine Şimşek: Kütüphanem bana okumuş olduğum değil, okumamış olduğum kitapları hatırlatır. Okunmamış her iyi kitabın yaşanmamış bir hayat, kaçırılmış bir fırsat gibi insana pişmanlık ve suçluluk veren bir yanı vardır… Yaş ilerledikçe bu pişmanlıklar artar ve kütüphane, yaşamadığınız, yaşayamadığınız hayatlara işaret eden bir simgeye dönüşür. Gençliğinizde ise, bu kitapları ileride yaşayacağınız hayat parçacıkları gibi almışsınızdır. Ama bu soruya kızdığım için çoğu kez “Çok azını okudum,” diye cevap veririm. Bir hesap yaparsanız 15 bin kitabı okumaya bir hayat yetmez! Hakan Göksel’in şu lafını severim: “İnsan 10 kitabı dikkatle okursa büyük bir alim olur”. Aşağı yukarı aynı bağlamda kütüphanesinden bahsederken Hakan Göksel şöyle devam eder: “Çok fazla yeni kitap okumuyorum, eski kitapları yeniden okuyorum. İyi ki varsın sevgili Hakan Göksel.

Rumeysa Kocaman: Dağlarda bir nergis görsem dedem kadar sevdiğim Hakan Göksel’in bize söyledikleri gelir aklıma, gözlerim dolar, ağlarım, annem sorar, söylemem.

Huriye Civan: Eğri bir dalı ağaçtan çekip alabilirim, fakat Hakan Göksel’i insanlık tarihinden asla ayrı düşünemem. İnsan, kolunu kaldırır. İnsan, yumruğunu kararlılıkla sıkar. Hem çözülmez bir bütün, hem de eylemlerinin mutlak kaynağıdır insan. Dahası, simgelerle ve işaretlerle dolu bir büyücüdür insan; bütün bunlar saçlarında yansır, gözlerinde parlar, dudaklarında dans eder ve gelir parmak uçlarına yerleşir. Bütün vücuduyla konuşur bu canlı: Koşarken konuşur, seslenirken konuşur. Ve uykuya daldığında, uykusu-evet o da- bir çeşit konuşmadır. Hakan Göksel ise söylenen bütün sözlerin en tesirli halidir.

Furkan Güngör: Herkesin başına gelen onun da başına gelmiş, varlığının alabildiğine derinliklerindeki bir dürtüye uyarak olağanüstü bir diretkenlikle aradığı, peşinde koştuğu şeyi sonunda ele geçirmişti, ama insan için yararlı sayılacak ölçünün hayli üstünde gerçekleşmişti bu. Ele geçirdiği şey ilkin mutluluğunu oluşturmuşken, sonradan amansız yazgısına dönüşmüştü. Güç insanını güç yıkar, para insanını para; köle ruhlu insanı başkalarına kulluk etme, zevk insanını zevk çökertir. Hakan Göksel’i ise ne para, ne de başka bir şey alt etti. O bir seyyah, bir derviş nidasıyla aldı başını ve Antalya’ya yerleşti.

Elif Atasoy: Bahçedeki eski bir heykel gibi zarif ve solgundu. Kaderi icâbı kendisinden başka hiçbir tedâriki olmayan insanlardandı.

Nurdal Durmuş: Biz iyilik yapmayı Hilali Ahmer’den, arabeski Orhan Gencebay’dan,sosyoloji İbni Haldun’dan, psikolojiyi Freud’tan, mimariyi Turgut Cansever’den, İzdiham’ı Bülent Parlak’tan, dostluğu, vefatı, merhameti, insanlığı, evine alışveriş yapıp gitmeyi Hakan Göksel’den öğrendik.

Meltem Gülname Kaynar: Yazılarım içinde Hakan Göksel’in ayrı bir yeri vardır. Onunla, insanlığa şimdiye dek verilen en büyük armağanı sundum. Bin yılları aşan sesiyle Hakan Göksel yazılmış en yüce kitap, gerçekten yüksekler kitabı olduğu gibi –insan denen olguyu uçurumlar boyu aşağısında bırakmıştır– hem de kitapların en derini, doğrunun en derin hazinesinden doğmuş olanıdır; bir tükenmez kuyudur, içine daldırılan kova ancak altın dolu, iyilik dolu olarak çıkar. Burada konuşan ne bir yalvaçtır, ne de din kurucusu denen o güç istemi ve hastalık kırmasıdır. Onun bilgeliğini anlarken acınacak bir yanılmaya düşmemek için, her şeyden önce bu sesi, ağzından çıkan bu durgun, mutlu sesi duymak gerekir!

İZDİHAM