Şiirler Yazıları

Nilgün Marmara, Beden

onun bedeni bir tımarhane içinde çok işçi, deli ve çalışkan! onun bedeni bir kule. içinde çok basamak, karanlık ve nemli. güdürerek çıkarır merdivenlerden, ağlatarak indirir aşağı! onun bedeni bir küre yüzeyi çok giz, parlak ve akışkan. döndürdükçe gösterir çarpıtmaz, zamana saygılı ve acıyan Nilgün Marmara İZDİHAM

Nilgün Marmara, Kan Atlası

emel’e “ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.” çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında,gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde… karada, hançer suratlı abinin rüzgarın uçar adımları. geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu içinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. ”soruyor hatırasında, sırtımda ve …

Nilgün Marmara, Pek Öncesi Ben

yontusal bir dinginlikle sıralarım sözcüklerimi vasat bir yere bu duyumlanmaz imgeleme – taşkınlıktan ırak mı ırak ah! ya benim ele geçirilemez coşkularım varolamamış henüz biçimleyemediğim neredesiniz siz ey bilinçsizliğin bilinçleri varılamaz yengisinden sonra ulaşılır esriklik alanları? bir uçuş diliyorum salt kanat gökyüzünün üçgen bir köşesinde, bir tozlaşma… miriabilis bir jalapa’da …

Nilgün Marmara, Manolya

1985. zaman da aynı karanlık aynı yarasaydı, Manolya delirmezden önce. Büyükannemizin kocaman bakla bir evi, Uzun pencereleri vardı, sedirinde ölü doğmuş fareler pembeliği. Okurduk leziz balgamlı gazetelerini büyükbabamızın, Okşarken ve korkarken erkek anamızdan, Babamız bir gılman, pir şefkat, Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla, O yokuşta onursuz müezzin kuşları, Sabaha karşılar, …

Nilgün Marmara, Düşü Ne Biliyorum

Kimdi o kedi, zamanın eşyayı örseleyen korkusunda eğerek kuşları yemlerine, bana ve suçlarıma dolanan? Gök kaçınca üzerimizden ve yıldız dengi çözüldüğünde neydi yaklaşan yanan yatağından aslanlar geçirmiş ve gömütünün kapağı hep açık olana? Yedi tül ardında yazgı uşağı, görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o ve bağlanmıştır körler örümcek salyası kablolarla birbirine …

İlhami Çiçek, Leyla

günlerden bir özge gün müdür yaprak dökümü müdür gizemli neylerin dağlar leyla albenisiyle mi donanmıştır bulutların doluktuğu bunlar sözcük müdür yoksa tuz ırmağı mı Roma’ya yakınılan ben miyim bir gün hergün gelen meleğin gelmeyeceğini bilen ben miyim ilenen leyla mıdır leyla mıdır (kötürüm bir yel eser ıraklardan üçgenlerin eşliğinde unutulur …

İbrahim Tenekeci, Savunma

I Mutluyum,çünkü galip gelmedim Cana ferahlık veren o gizemli sarnıçtan Arklar açmalıyım bahçesine kalbimin. Mutluyum, çünkü galip gelseydim Madalyam olacaktı,yüreği kangren yapan Ve bir gururum, kendini okşatan. Mutluyum,çünkü yenilmeseydim Ey hırs,ben senin ürkek ülkenim- Diye bitmeyecekti şiirim. II Gidenleri öp benim için,çünkü benim Ceylan bakışlı bir kırlangıçtan Bile mahcup ruhum …

İbrahim Tenekeci, Başka Bildiklerimiz

kış olur kimse bakmaz, soğuk suyun yüzüne hep bu kaderi yaşıyor sanki sanayi siteleri uzaktır, her insana oralar ürkeklik zırhını kuşanmış çıraklar çıkarlar ekmeğin tam karşısına. Gün bitmez, başlar orada: – kaç gün kaldı akşama? – Gelmedik, daha var… Orada, dünyanın ortasında Yalnızca yorgunluğun işleri tıkırında İbrahim Tenekeci İzdiham

İbrahim Tenekeci, Yanık Jandarma

Şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında bana çarpıp geçiyor günün kambur kuşları uğulduyor kalbim, nasıl da uğulduyor sanki bir arı kovanı ve dilsiz bir alfabe yürüyor dudaklarıma dilsiz bir alfabe, ilk harfi bıçak olan bir deniz düsün yükseliyor durmadan. şimdi ben öksüz bir hitabeyim bir mezarın başında beni …

İbrahim Tenekeci, Üzülmedim Diyemem

Ey aşk, yaptığını beğendin mi: Yetimler gibiyim ziyafetten aç dönen Ters yakılan sigara, hemencecik söndürülen Yoksulluk ile vakit geçer mi… Uyanmış kalmışım nasıl şey bu Toprağa baktım yerinde yoktu; Şiirden aşağıya attım kendimi Düşerken düşündüm ölmesem mi Anlatıyorum hiç konuşmadan Buğdayın içini dökmesi gibi… Bugün dalgınım, dün de dalgındım Aç …