Zeliha Yurdaer, Senin İnsanlığın Güzeldir

Zeliha Yurdaer, Senin İnsanlığın Güzeldir

 

“Tanrı olmasaydı O’nu icat etmek gerekirdi” der Voltaire. Buna karşılık Karamazov Kardeşler’in İvan’ı konunun başka bir noktasına temas eder ve der ki “asıl garip olan, hayranlık uyandıran şudur ki; insan gibi acımak bilmeyen vahşi bir hayvanın içinde Tanrı’nın var olması zorunlu bir şeydir düşüncesinin ortaya çıkışıdır.”

İyi ile kötünün, sevgi ile nefretin, merhamet ile zulmün insan suretinde tezahürünün komedi unsurlarıyla ve toplumsal sorunların irdelenmesiyle birlikte resmedildiği bir Yavuz Turgul klasiği Züğürt Ağa. Yönetmenliğini Nesli Çölgeçen’in, senaristliğini Yavuz Turgul’un üstlendiği 1985 yapımı Züğürt Ağa’nın başrollerini Şener Şen, Erdal Özyağcılar, Füsun Demirel, Nilgün Nazlı paylaşıyor. Feodalizmin hüküm sürdüğü Haraptar Köyü’nün ağasıdır Züğürt Ağa. Lakin çiftçilikle geçinen köy halkı kuraklıktan inim inim inlemektedir. Ekinler yetersiz, köylüler açlıktan kırılmaktadır. Marabaların ve köylülerin karnını doyurmaları için tek çareleri Ağa’nın hususi merakı olan güreş müsabakaları düzenlemek, Ağa’ nın yenmesini sağlayarak müsabakanın zaferi neticesinde verilen ziyafetten yararlanmaktır. Ne var ki artık bu ziyafetler de yetmemekte, marabalar gizli gizli bu köyden kurtulma planları yapmaktadır. Ağa’nın yeni sahtekar marabasının (Erdal Özyağcılar ) verdiği fikir sayesinde, Ağa’nın buğdaylarını kaçırıp satarak İstanbul’a göç eden marabalar Ağa’nın da köyü satarak şehre göç etmesine sebep olur. Bundan sonra Ağa’nın şehir hayatına uyumu/uyumsuzluğu başlamaktadır. Ağa, ne yaparsa yapsın becerememekte ve elde avuçta kalan tüm parayı da bitirmektedir. Eşi (Füsun Demirel) çocuklarını da alarak babasının evine kaçmıştır ve Ağa, annesi ile her daim onun yanında olan Kiraz’la ( Nilgün Nazlı) baş başa kalmıştır. Bakkal açmış batırmış, domates satmış batırmıştır. Nihayetinde ayağında ağalığın sembolü çizmeleri satarak çiğ köfte malzemeleri almış ve çiğ köfte yaparak satmaya başlamıştır. Final sahnesinde de elinde çiğ köfte tepsisi sabaha karşı İstanbul sokaklarında çiğ köfte satarken, kendisine bir şey beceremediği için gülen, kahvehane açarak İstanbul’da dikiş tutturmaya çalışan eski marabalarını ellerinde çiğ köfte tepsileriyle gören Ağa, istifini bozmadan arkasını dönerek “çiğ köfte” diye seslenmeye devam ederek uzaklaşır kameralardan.

Yavuz Turgul “bu filmin ilginç yanı o zamana kadar belli bir biçimde kullanılmış olan bir kurumun farklı bir biçimde ele alınmasıydı. “Karikatür Ağa” olarak nitelendirebileceğimiz ve Şener Şen’in geçmişteki ağa modelleriyle taban tabana zıt bir karakterdir Züğürt Ağa’daki. Buradaki ağa da kötüydü, ama Şener Şen artık başrollere yaklaşan biri olduğundan o kadar da kötü değildi. Çoğunlukla da komik, kötülükleri bile komiklik içinde ele alınmış bir karakter oldu.” Sözleriyle filmin farklılığını ve Şener Şen’in filme kattığı zenginliği ifade etmektedir. Züğürt Ağa, adil, merhametli, esprili, utangaçtır. Babasının “ben karı isterem” sözlerinden utanmakta, babasının evlerine sığınan marabanın kız kardeşi Kiraz’a tacizlerine engel olmaya çalışmakta ve bunu kimsenin duymaması için çabalamaktadır.

Züğürt Ağa her ne kadar komedi unsurları ağır bassa da birçok açıdan toplumsal bir eleştiri filmi olma özelliğini korumaktadır. Marabaların kendilerine cenneti garantileyen şeyhe inanan cahilliği, şeyhin siyasetçilerle anlaşarak dini nüfuzunu köylüler üzerinde kullanarak köylülerin iyi niyetini suistimal etmesi, köylülerin yağmur duası etmesi için yalvardığı, evliya yerine koyduğu şeyhin şehvet düşkünlüğü ve sahtekarlığı gibi birçok ayrıntı mizah öğeleriyle işlenerek toplumsal mesaj verme eğretiliğine düşmeden ifade edilmiştir.

İbn-i Sina’ya göre kötülük üçe ayrılır: Birincisi cehalet, yaratılıştaki noksanlık, zayıflık gibi noksanlık bildiren kötü. İkincisi elem ve gam gibi kötülük. Üçüncüsü ise günahlar gibi kötülenmiş fiiller.* Leibniz de bu kötülükleri maddi (fiziki) , manevi (ahlaki ) ve metafizik kötülük olarak nitelendirir.**İnsanın özünde mündemiç kötülüğün tezahürünün sadece fiiliyattaki kötülük olmadığını, kıskançlığın, cahilliğin, sevgisizliğin, güvensizliğin de kötülüğün suretleri olduğunu gösterir bize Züğürt Ağa. Marabaların, kendilerine her yoklukta el uzatan ağalarını çok sevdiklerini her fırsatta ifade etmelerine rağmen, en küçük bir fırsatta onu arkasından vurmaları, şeyhin cennet vaatlerine inanarak, ağalarını yalnız bırakmaları cehaletin de kötülüğün kılıçlarından biri olduğunu sergiler. Marabaları ise onun yüzüne gülüp arkasından işler çevirerek, onu dolandırarak, İstanbul’daki kan kardeşim dediği arkadaşı ise iş bulma konusunda “her koyun kendi bacağından asılır” diyerek onu yalnız bırakarak kendi kötülüklerini gösterirler.

Yalnız iki kişi vardır ki hep yanındadır Züğürt Ağa’nın. Ağasının çizmesini boyamaya varıncaya kadar her türlü emrini yerine getiren, onunla beraber İstanbul’a gelip, hayal kırıklığıyla neticelenen her iş girişiminde onun yanında olan kahyası. Nitekim Züğürt Ağa, kendisiyle birlikte kahyasının da sefil olmasına dayanamaz ve onu azad ederek köyüne geri gönderir. Diğeri ise marabasının ağanın babasına sattığı kız kardeşi Kiraz. Ağanın babasının ölümüne rağmen ağabeyiyle gitmemiş, ağanın yanından ayrılmamıştır. Yokluğu paylaşmış, ağanın sessiz çığlıklarını göğsünde bastırmıştır. Vurgundur ağaya Kiraz. Kendisini ağabeyine geri göndermek isteyen Ağa’ya gitmek istemediğini söylerken ne de güzel ifade etmektedir sevgisini:

Kiraz: “Hala anlamadın mı ben sana vurulmuşum”

Züğürt Ağa: Kız vurulacak başka adam bulamadın mı ?

-Her genç kızın gönlünde bir ağa vardır.

-Kız bu ağa züğürt ağadır.

-Olsun. Senin insanlığın güzeldir. Belki de bu yüzden ağalığı beceremiyorsun.

Züğürt Ağa, hem mizahi öğeleriyle, hem genel olarak toplumsal sorunlara rahatsız etmeden değinmesiyle, hem de özel olarak bireylerin ruhundaki iyiliğe ve kötülüğe değinişindeki insaniliğiyle Türk sinemasının en büyük yapımlarından biridir. Züğürt Ağa, bir ağa olmasına rağmen kalbinde merhamet, ruhunda çocukluk barındırır. Kiraz’ın ise Ağa’yı kurtarmaya yetecek maddi gücü yoktur ama her düştüğünde yanında duran gölgesi vardır. Ama bu iki insanın iyiliği kötünün muzaffer olmasına engel olamamaktadır. Çünkü insan denen varlık zatında arızi olarak bulundurduğu kötülüğü besleyip büyütüp onun kölesi haline gelmeye müsait bir yaratıktır. İvan Fyodoroviç Karamazov’un sözlerine dönersek, Dostoyevski, insanın hayvanileşme yeteneğini İvan’ın dilinden ne güzel anlatmaktadır :

Züğürt Ağa, final sahnesinde, şafak sökerken elinde çiğ köfte tepsisiyle, “çiğ köfte” diye seslenirken utanmamayı, marabasını görüp aldırış etmemeyi öğrenecek, hayata bi yerinden tutunarak asılmak için Kiraz gibi, sevgi gibi bir nedenin varolduğunu anlayacaktır.. Ve bir gün insan denen yaratık da Goethe’nin Faust’unda Mefistofeles’in dediği gibi; “Tanrı gibi olacak, iyiyi ve kötüyü bilecektir.”

 

*İbn-i Sina –Şifa, **Leibniz – İmanla Aklın Uygunluğu Üzerine Konuşma

 

 

 

Zeliha Yurdaer

İZDİHAM

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın