Zeliha Yurdaer, Charlie Banks – Umudu Öldürmek En Büyük Cinayettir

Zeliha Yurdaer, Charlie Banks – Umudu Öldürmek En Büyük Cinayettir

 

“Her çocuk yatağının altında bir öcüyle büyür”

Charlie Banks…1970’lerin New York’unda, kültürlü bir ailenin şanslı çocuğu olarak büyüyen on yaşında bir çocuk Charlie. Ve Charlie’nin yatağının altında korkuyla büyüttüğü çocukluk kabusu, kenar mahallelerin fakir çocuğu Mick Leary.

Charlie ( Jesse Eisenberg ) üniversite okumuş ve saygın bir işi olan ebeveynlerinin şefkat dolu gözetiminde büyürken bir yanda maddi zorluklar içerisinde zengin insanlara kin güderek büyüyen gençlerle arkadaşlık kurmaktadır. Bu arkadaşları arasında, çevresinde asi ve cesur tavırlarıyla sivrilen, her türlü serseriliğine kendisinin hışmına uğrama korkusundan ses çıkaramayan gençleri toplayan Mick Leary ( Jason Ritter ) de vardır. Mick’in agresif tavırlarına kimsenin ses çıkaramamasını hayret ve dehşetle izleyen Charlie, nihayet kimsenin cesaret edemediğini yapacak ve Mick’in sebepsiz yere döverek arkadaşlarını öldürmesini ihbar edecektir.

Doğru bildiğinden vazgeçmeme, adaletten yana olma ile çevresini ve arkadaşlarını kaybetme korkusu arasında kalan Charlie, şikayetini geri alarak üniversite yollarını tutsa da anne ve babası onun yarım bıraktığı işi tamamlayacak ve Mick’in hapse girmesini sağlayacaklardır. Bundan sonra Mick’i ve ispiyonculuğunu unutmayı seçerek üniversite hayatına atılan Charlie, yıllar sonra karşısında Mick’i bulunca çocukluğundan gelen korkular geri dönecektir. Mick bir yandan Charlie’nin arkadaşları arasında popülerliği elde etmeye başlar. Bir yandan da hayatında ilk kez okumaya, düşünmeye çaba sarfetmektedir.

Her ne kadar değişmeye başlasa, bir şeyler okusa, bilmediği kültürel ortamlara girmeye, değişik bir çevre ile başbaşa olmaya başlasa da, Mick, anne-baba ilgisinden uzak yurtlarda ve sokaklarda sevgisiz geçen hayatının verdiği hırsa yenilerek yeni edindiği arkadaşlarına da şiddet eylemleri göstermeye başlamıştır. Böylece onu kısa sürede hayranlıkla bağrına basan yeni zengin çevresi, bir o kadar hızlı bir şekilde hayatlarından atmaya çalışacaklar ve Mick’in değişme ihtimali yarım bırakılarak, Mick, geldiği yerlere, sokaklara geri gönderilecektir.

Yönetmenliğini Fred Durst’un, senaristliğini Peter Elkoff’un üstlendiği Education Charlie Banks ( Charlie Banks’ın Eğitimi ) , 1970’lerin Amerika’sındaki zengin ve fakir gençler arasındaki uçurumun resmedildiği 2007 yapımı başarılı bir dönem filmi. Bir çocuğun yetişmesinde aile ya da başka bir kurumdan gördüğü sevginin ne kadar önemli olduğu, sevgisiz ve şiddet dolu sokaklarda büyüyen bir gencin belli bir yaştan sonra cennetin içerisine dahil edilse de değişmesinin ne kadar zor olduğu vurgulanırken, değişme taraftarı olan birine gösterilmesi gereken sabrın önemi de ortaya dökülüyor.

Mick Leary’nin final sahnesinde Charlie’ye söylediği sözler bu anlamda dikkat çekici. “Sen benim bağışlamak istediğim ilk ve tek ispiyoncusun. Çünkü bana ümit etmeyi öğrettin”.

Mick, engellemeler ve şiddet içerisinde, ayakta kalabilmek için zor kullanmayı, gerektiğinde öldürmeyi öğrenmiş bir “suçlu”. Hayatında ilk kez kitap okumaya başlamış, düşündüklerini ifade edebildiğini, dünya, insan, varlık hakkında düşünüp sorgulayabildiğini farketmiş ve bunun heyecanını yaşamaya başlamış. Ama hala, kendisini hor gördükleri için küçüklüğünden beri nefret ettiği “zenginler” arasında kendini savunma ve ispat etme gereği hissetmekte. Ve kendisine yöneltilen en küçük suçlamada hırsı, nefreti ve öfkesi zengin insanlara karşı ayaklanmış ve eski şiddet eylemlerine geri dönmüştür. Normal şartlarda asla bağışlamayacağı ve hatta öldüreceği Charlie’yi sadece hırpalamakla yetinerek kaçmış, Charlie’nin deyimiyle mezuniyetinin ilk adımını atmış, çünkü hayatında ilk ve son kez merhamet göstermiştir.

Mick’e karşı biraz daha sabır ve hoşgörü gösterilse, demir haline gelen insanlığının erimesine biraz daha zaman verilse bir şeyler daha değişecek miydi? Yoksa nefret içerisinde büyümüş bir gencin değişmesi imkansız mıdır? Belki de Durst’un bize düşündürmek ya da kendisine sormak istediği soru budur.

Ne kadar meşakkatli olsa, uzun sürse dahi neticede kainatı içinde barındıran “bir insan”ın değişmesi, kalbedilmesi ise söz konusu olan, asırlarca beklemeye değmez mi?

İnsan, sevgi ile büyür, sevgi ile yaşar. Sevgiye karşı duyarsız olacak hiçbir canlı yoktur. Sadece bu cevherin parlaması için biraz sabır, biraz zaman, biraz emek gerekmektedir. Her bir cevher başka hayatlara değecekse, o cevheri ortaya çıkarmak herkesin borcudur.

“Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen

Gizli gizli dahi vardır nice halet sende
Ma’rifet sende hüner sende hakikat sende
Nazar etsen yer ü gök duzah u cennet sende”

( Şeyh Galib )

Zeliha Yurdaer
İZDİHAM

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: