Zehra Erdem, Bir Türk’ün Kürtleşen Yarası

Aynalara söylediğim cümleleri  gözlerine ağıt yakma imkanı bulsaydım. Bulsaydım birkez daha ölürdüm. Ölürdüm çünkü ölmek, bir tür ağıt yakmaktır, elbette Kürtçe. O gün onca kitabın kıyısında gözlerin ruhumu sömürürken tenindeki ay ışığı, hâyâdan gözlerimi kamaştırmıştı ve bir cenazenin ortasında bulmuştum kendimi.Sonralarında olmadık yere ölüm sebebim oluyordu nefesin. Taşlar, kaldırımlar ve sigara. Sigara iki dudağının arasına şiir üflerken ve nefesin ciğerlerini solduruyorken..dumanı dudaklarıma tüm mazlumları ağırlayabilecek acı gülüşün faturasını kesiyordu.

Aynalara kapatıyorum gözlerimi şu günlerde.Çığlıklarımı avuçlarımda kurutuyorum olur da efkârımı acılarımdan arındırır diyerek.Dizlerim titriyor ve seviyorum seni tutmayan bacaklarımla.Yürüyemiyorsam iki kaşının arasındaki çizgiye olan saygımdan.Ne çok saygı biriktirdik birbirimize karşı. Oysa kapitalizm mazlumun ekmeğini de zengine bahşederken dünya saygı üzerine bir sürtünme kuvvetine girişti sonra tüm kalbi olanlar(!) ateş ve kül. Tüm bunları yazarken kaygısını çektiğim bir gelecek yok hâlâ. Benim tüm kaygım kalbimde saklı, tüm kaygım benim.

Kaygım.

Bir şiirin sonunda ölü bulunacağız bir gün ve kimse anlamayacak bir ruhun hecelenişini. “Dünyada ölümün en fiyakalısını yaşamıştık biz” diyemeden gideceğiz bu topraktan, havadan, sudan, efkârdan. Manşetler bir Türk’ün bir Kürt’e olan aşkını  hiçbir zaman taşımayacak. Kırmızı hep bir lira fazla olacak ve aşk şiirlerin mısralarında hep bir damla eksik. Dünya ellerini kana bularken dirilen adalet,gözlerinde merhameti taşıyan mazlum halkın sonu olacak hep. Şimdi tüm bu yazdıklarım devletin cüzdanında bir amerika etmez belki. Fakat kitaplardan tutuştuğunu zannettiğin parmaklarımla bir kalbin çözülmesinde başrolü oynayabilirim.

Aynalar,iki kelimenin göğsünden vurulduğu son nokta.Gözlerindeki haya damarlarını kırmızıya çalan insanların konuşabildiği tek noktadır belki de aynalar.Mesela kapının karşısındaki politik ruhlu ayna,Filistin’i netenyahu’dan iyi bilir  yahut kitaplığın solundaki tüm kanayan şiirleri mırıldanabilir sana. “Sen” deyip duruyorum oysa ortada bir “ben” dahi yokken. Ağlayamadım gözlerimi silecek bir elim yok diyerek ve yazdım yine. Olur da kalbindeki faşistlikten arınan bir halkın duasına koşarım. Son cümlelere senin Kürtlüğünü de dahil etmek istiyorum. Çünkü kırmızı en çok sana yakışır ve bir kalp senden sonra Türklüğünden arınır sonrasında tüm debdebeler kırmızı.

-Aşk faşizmi yaralar ve tüm Türkler kırmızı bir Kürt’ün bağrında yanar. Aşklaşmak/Türkleşmek/Kürtleşmek-

Kalbimin kaldıramayacağı cümleler fısıldıyorsun/dudak kıvrımlarından başlıyorum kırılmaya/şimdi ayaklarımın yere basıyor olması dünyaya olan güvenimi değil nefretimi belirtir.

Bir *aşk yalnızca parçalayıp geçiyor/hangi savaşın ortasında bilmem kaç defa vuruluyorsun/kimse kaldırmıyor cesedini bir kalbin üzerinden.

Sen şiiri sevmezsin belki beni de sevmemiştin fakat ben kargaları tüm kasımpatılığımla seviyorum hâlâ. Şiirleşen ruhlara el-fatiha.

Zehra Erdem
İZDİHAM
“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın