Z.Müsemma Demirel, Zarifoğlu Ailesi Röportajı

“Yedi Güzel Adam’ın yedisi de Cahit.” 

Demirel: Öncelikle bizleri kırmayarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için size minnettarız. Sorulara geçmeden evvel, size biraz dergimizden söz etmek isterim: 
Bu derginin asıl amacı; Cahit Zarifoğlu Ağabey’e olan vefa borcumuzu ödemek. Bunun için ilk adımı dergi çıkarmaya karar vererek attık ve daha ilk günden birçok destekçimiz oldu. Zaman ilerledikçe destekçilerimiz arttı ve bunlardan en önemlisi de sizlersiniz. Şu an yanınızda bulunuyor olmak ve bu röportajı gerçekleştirecek olmak büyük bir şeref. 
Öncelikli olarak Berat Hanım, size bir sorum olacak. 
Türkiye’de Batılılaşmanın getirdiği kültürel yozlaşma, en çok da İslâm duyarlılığı olan aileleri etkisi altına aldı. Peki, böyle bir ortamda yaşayan Rahmetli Zarifoğlu, sizi ve kendisini bu kültürel yozlaşmadan korumak adına ne gibi önlemler almıştır?
B. Zarifoğlu: Kendisi daima; “Bizlerin sürekli olarak yeni şeyler öğrenmesi gerekli. Çok iyi konuşup anlatmalıyız ki, çocuklarımız çevrelerinden etkilenmesin. Daimi olarak dış dünyadan zehirleniyorlar ve bizler de onlara panzehir olmalıyız.” derdi. Çocuklar ile Kur’an-ı Kerim okur, onlara namaz kıldırırdı. Her zaman İslâm’ı anlatmaya ve yaşatmaya gayret ederdi. 
Demirel: Biz Zarifoğlu okurlarının da onun en çok bu Müslüman kimliğini bilmemiz gerekli sanırım. Peki, Cahit Zarifoğlu çocuklar için yazmaya nasıl başladı? Onları çok sevdiği herkesçe aşikar ama onu çocuklara yazmaya iten sebep neydi? Normal zamanlarında onlarla nasıl anlaşırdı, neler yapardı? 
B. Zarifoğlu: Cahit’in çocuklarla iletişimi her zaman iyiydi. Onu bu konuda kıskandığım oldu çoğu zaman. Daima çocuklardan çok şey öğrendiğini söylerdi. Betül’e doğum yaptığım zaman onu kucağına alıp; “Kızım, hoş geldin melek!” dediğini hatırlıyorum. Sanki karşısında büyük insanlar varmış gibi onlarla sohbet eder, “Sizler büyüyeceksiniz, evleneceksiniz, çocuklarınız olacak ve bana dede diyecekler ben de onlara masal anlatacağım.” derdi. Lakin ne bu günleri görebildi ne de Ahmet’in sünnetini. Çocuklara yönelik yazmaya ise, Mustafa Ruhi Şirin’in önerisi ile başladı. Ama o daha çok 35-40 yaşlarındaki çocuklar için yazıyordu. 
Demirel: Her yaş tan insanın ders alacağı türden kitaplar bunlar. Betül Hanım, benim bir de size bir sorum olacak. Cahit Zarifoğlu, Mavera Dergisi’nin Okuyucularla Köşesinde, sevdiğiniz, kendinize örnek olarak gördüğünüz kişilerin gözlerini, daima yazılarınızın üzerinde hissedin ve bu bağlamda yazın, derdi. Siz de çocuk kitapları yazıyorsunuz. Yakın zamanda bir kitabınız çıktı. Peki siz, babanızın gözlerini yazılarınızın üzerinde hissediyor musunuz? Mesela son kitabınız bu süzgeçten geçti mi? 
Betül Z: Ben hiçbir zaman babam gibi olabileceğimi düşünmedim. Sanki onun devrini devam ettiriyormuş gibi hissetmedim. Hani o yaşasaydı bu yazdıklarım hakkında ne düşünürdü, eleştirileri ne yönde olurdu bilmiyorum ama ben babamı daima hayranlıkla okudum. Ona yetişebileceğimi zannetmiyorum. 
Demirel: Peki “Herkesi babasını şair-yazar zannederdim.” diye bir sözünüz vardı. Bu sözünüzü dile getirmenizdeki esas sebep nedir? 
Betül Z: Ben bu yaşıma kadar bir şairin kızı olarak büyüdüm ve bu sebepten çevremdeki bütün arkadaşlarım şair-yazar çocuklarıydı. O yüzden kimi görsem babası şair yahut yazar zannederdim. 
Demirel: Sizi bu kadar değerli kılan en özel sebeplerden birisi de bu, diyebiliriz o zaman. Ben yeniden Berat Hanım’a yönelik bir soru sormak istiyorum. 
Erdem Bayazıt, Zarifoğlu için daima üretken bir kimliği var derdi. Peki Zarifoğlu’nun yarıda bıraktığı bir projesi oldu mu? 
B. Zarifoğlu: Cahit’in yarıda kalan çok projesi oldu. Okuyucularla, Mektuplar gibi kitapları Alim Kahraman ve Ahmet’in düzenlemeleriyle basıldı.
Demirel: Çok güzel! Peki Cahit Zarifoğlu’nun biz gençlerden bir isteği, bizlere bir vasiyeti var mıydı? 
B. Zarifoğlu: Daima daha fazla okuyup öğrenmenizi ve bu öğrendiklerinizi Müslümanlar yararına kullanmanızı isterdi. 
Demirel: Cahit Zarifoğlu’nun yayımlanmamış bir ses kaydı mevcut mu? 
B. Zarifoğlu: Maalesef. Ama ses tınısı İbrahim Sadri’ye çok benziyor. O her konuştuğunda Cahit konuşur zannederim. 
Demirel: Zarifoğlu’nu yeni okumaya başlayan birisi öncelikle hangi kitabını okumalı? 
B. Zarifoğlu: Erdem Bayazıt’ın bu konuda güzel bir sözü var: “Nasıl ki çok susarsınız ve kana kana su içersiniz, işte Yaşamak odur.” Onun için öncelikli olarak Yaşamak kitabını öneririm. 
Demirel: Peki Şair Zarifoğlu ile bir baba ve eş olan Zarifoğlu arasında ne gibi farklar vardı? Boş zamanlarında neler yapardı? 
B. Zarifoğlu: Ailecek Umre’ye gitmeyi çok istiyordu ama nasip olmadı. Sıklıkla pikniğe giderdik. Bazen yağmur yağsa dahi pikniğe gider, arabada yemek yerdik, bir yandan da yağmuru izlerdik. Babamı çok sever, onu hocası olarak görürdü. Onunla çok zaman geçirirdi. 
Demirel: Necip Fazıl’a dair aklınızda kalan anılarınız nelerdir? 
B. Zarifoğlu: Kendisi bambaşka bir insandı. Onun sohbetine nail olmak benim için çok özeldi. Ayrıca nikâh şahitliğimizi yapmıştı. Zaman zaman bize misafir olarak gelirdi. Her gelişinde ona Van çorbası yapardım. Bu çorbayı çok severdi. 
Demirel: Ahmet abi, Babanıza hastanede yattığı dönemde gönderdiğiniz bir mektup vardı. Bunun hikâyesinden kısaca söz eder misiniz? 
Ahmet Z: Babam on güne yakın hastanede yattı. Annem onu dört kez götürmüş biz çocukları ise iki kez. Annem, okula gittiğimiz bir sabah bizden bir şeyler yazmamızı istemişti. Arife o zaman çok küçüktü. Ben, Betül ve Ayşe, çalakalem bir şeyler 
Demirel: Allah rahmet eylesin. Peki bir Zarifoğlu okurunun onun hakkında öncelikli olarak bilmesi gereken nedir? Onu tam manası ile Zarifoğlu okuru yapacak şeyler nelerdir? 
Ahmet Z: Aslında hiçbir yazar için böyle düşünmemek gerekli ama bir yazarın eserlerini anlamak için öncelikle kendisini tanımamız gerekir. Babam genç döneminde, her ne kadar artistçe ve aklı biraz havada yaşamış olsa da; gerçekten olması gerektiği gibi bir Müslüman idi. Rahmetli Ahmet Bayazıt bir gün bana: “Cahit abi, tanıdığım en takva sahibi insanlardan birisiydi.” dediğinde çok şaşırmıştım. Birkaç örnek vermişti. Gece namazları en aklımda kalan oldu. Sanırım onun iyi bir okuru olmak için ve belki onu mutlu edebilmek için, bizlerin de Müslümanca düşünüp, öyle yaşamamız gerekli. Bu bağlamda sorunuzun cevabı; onun ‘iyi bir Müslüman olma çabası’ özelliğini göz önünde bulundurmamızdır. 
Demirel: Berat Hanım, son olarak Cahit Zarifoğlu’na dair neler söylemek istersiniz? 
B. Zarifoğlu: Cahit çok özel bir insandı. Her haliyle mütevazı, uyumlu, pozitifti. Onun gibi birisiyle evlendiğim için kendimi çok şanslı hissederdim. Benim için Yedi Güzel Adam’ın yedisi de Cahit’ti. 11 yıllık evliliğimiz içinde ondan çok şey öğrendim. Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı. Onun gece yarılarına kadar daktilo başında oturduğunu bilirim. Çok yazı yazardı. Mavera Dergisi’nde farklı isimlerle birçok yazı yazmışlığı var. Bazen düşünüyorum, belki de ayrılacaktık diyorum. Kendimi böyle avutmaya çalışıyorum. Ama ayrılmış dahi olsaydık ben onu uzaktan seyreder, iyi mi diye kontrol ederdim. Gerçi onun gibi birisinden kimse ayrılmazdı. Yani bu avuntular da çoğu zaman işe yaramadı. 11 yıllık çok güzel bir evlilik geçirdim. Ömrümün en güzel yıllarıydı.
Cahit’in yokluğunda bize en büyük desteği Erdem Bayazıt verdi. Bir babamın ölümünde bir de onun ölümünde çok ağladım. Cahit’in yokluğunu en derinden ilk o zaman hissettim. Rabbim hepsinin mekânını Cennet eylesin. 
Demirel: Âmin. Bu güzel sohbet ve bu samimiyetiniz için hepinize teşekkür ederim. Zarifoğlu soyadına ve Cahit Zarifoğlu’na yaraşır bir ailesiniz. Sizleri tanıdığım için çok mutluyum. 
04.11.2014 – İstanbul
Kaynak: Güzelcin Dergisi Aile Röportajı
İZDİHAM
İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: