Yunus Meşe, Yunus Emre Şiirinde Ölüm ve Aşk

 

“Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil”
Yunus Emre’de ölüm bilinçli bir “bilmek” hali ile mevcuttur. İnsan ölümünün farklı tezahürlerini idrak ederek bilir. “külli nefsin zâikatü’l- mevt” ayeti ile başlayan bu “bilmek” hali şiirlerine de yansır. Bu bilinç onda korku yerine derin bir tevekkül ve teslimiyet hasıl olmasına sebep olur. Onu telaşa düşürmez, şüphe ve endişeye götürmez.
Kendi sesinin yanı sıra toplumunun da sesi olan Yunus Emre’nin şiirlerinde ölüm bir başka hal ile de karşımıza çıkar. Bu hal korku üzeredir. Endişe üzeredir. Kabullenmeme barındırır. Yunus Emre toplumunun ölüm gerçeği karşısındaki hislerini de kendi şiirlerine taşımıştır. Bu korkuyu ve korkunun nedenlerini bir bir işledikten sonra şiirinin  işlevini koyar devreye ve toplumunun insanlarını ve onlar üzerinden kendisiyle yaşayan ve kendisinden sonra yaşayacak olan bütün insanları teskin etmeye başlar. Onları serinletir. Ölümü güzelleştirir. Korkulan bir “şey” olmaktan çıkartır ve onları ölümle yaşamaya alıştırır.
Tuzağa düşmüş tenleri  Hakk’a ulaşmış canları
Görmez misin sen bunları növbet bize gelmiş yatar
*
Yunus gerçek âşık isen mülke sûret  bezemegil
Mülke sûret bezeyenler kara toprak olmuş yatar
*
Şunlar ki çoktur malları gör nice oldu hâlleri
Sonucu bir gömlek giymiş onu  da yoktur yenleri
*
İş bu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konugtur
Bir gün çıka gide kafesten kuş(kaçıp)uçmuş gibi
*
Hiç bilmezem kezek kimin aramıda gezer ölüm
Halkı bostan edinmiştir dilediğin üzer ölüm
*
Biz de varırız ol ile kaçan kim vâ’demiz gele
Kişi varacağı yere gönlünü berkitse gerek
*
Ecel  erer kurur baş tez tükenir uzun yaş
Düpdüz olur dağ u taş gök dürülür yer gider
*
Böyl’ uzamak ne ma’nidir çünkü bu dünya fânidir
Bu fuzulluk nişânıdır gel  beri miskinliğe geç
*
Bu dünyanın  meseli  bir ulu şara benzer
Velî bizim ömrümüz bir tez pazara benzer
*
Bini değer bini gider buyruk böyle geldi meğer
Kim ola dünyâya doyar peymânesi  doldu gider
*
Ten fânidir can ölmez gidenler geri gelmez
Ölür ise ten ölür canlar ölesi değil
*
Yavuzluk eyleme sakın ecel sana senden yakın
Nicelerin aslın kökün yurd eyleyip bozadurur
Erenler’in kulu isen ölümün anadur  Yunus
Nic’ Erenler geldi geçti növbet  şimdi bizedürür
*
Can bedenden uçucak menziline göçücek
Ol cihana geçicek göze ayan olasın
*
Gele şol Azrail tuta assı kılmaz ana ata
Binem şol ağaçtan ata gidem hey dost deyi deyi
AŞK
Yunus Emre kâinatın aşk ile ayakta durduğunu, aşk ile döndüğünü, o sevgilinin yüzü suyu hürmetine yaratıldığını en iyi bilendir. Temelsiz bir bilmek değildir bu. Her bir aşamasını anlayarak idrak ederek, hissederek, yaşayarak bilir. Dervişlik hırkasına bürünebilmenin yolunun da aşktan geçtiğini bilir. Dahası insan olmanın ancak aşk olmakla mümkün olduğunu da bilir. Ve yine bilir ki gerçek aşka ulaşmanın yolu mecaz köprüsüne adım atmak ve o köprüden düşmeden köprüyü aşmaktır. O gül sûretin arkasında Yaradan’ın tecellisini görebilmektir nihayeti. 
Rivayet odur ki Yunus şeyhinin kızına tutulmuştur. Dile getirilmeyen bir sevdadır bu. Şeyh talebelerinden çiçek getirmelerini ister. Yunus hangi çiçeğe elini uzatsa, onu aşk ile zikrederek bulur. Geri döndüğünde avucunda bir ölü papatya vardır. Mühim olan rivayetin doğruluğu yanlışlığı değil Yunus’un aşk imtihanının başlangıcıdır. Bu yolculuk taleple başlamış, hayrete ulaşmış ve hiç nihayetini bulmamıştır. Bulamayacaktır da.
Her kim aşk eri ise aşka müşteri ise
Aşk onu  yâri ise canına od urmuşlar
*
İki cihan dopdolu bağ u bostan olur ise
Senin kokundan iyi gül bostan içinde bitmeye
*
Sensin benim cânım canı sensiz kârarım yokdurur
Uçmakta sen olmaz isen vallah nazarım yokdurur
*
İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan kişi misâli taşa benzer
*
İşidin ey yârenler kıymetli nesnedir aşk
Değmelere verilmez hürmetli nesnedir aşk
Hem cefâdır hem safâ hamza’yı attı kaf’a
Aşk iledir mustafâ devletli nesnedir aşk
*
Aşk bir ulu nazardurur  âşık cana erenlerdir
Aşka düşmeyen gönül virandurur şar olmadı
*
Aşk ile çalındı kalem aşka esirdürür âlem
Âşıklar arasında Cebrail dahı hicapdurur
*
Aşk eteğin tutmak gerek âkıbet zevâl olmaya
Aşktan okuyan (bir)elif kimseden suâl sormaya
*
Aşktan da’va kılan kişi hiç anmaya hırs u hevâ
Aşk evine girenlere ayrık ne meyl u ne hevâ
*
Âşık olan miskîn olur Hak yoluna teslîm olur
Her ne dersen boyun tutar çâre yok gönül yıkmağa
*
Aşksızlara benim sözüm benzer kaya yankısına
Bir zerre aşkı olmayan belli bilin yabandadır
*
Sufîlere sohbet gerek ahîlere ahret gerek
Mecnun’lara leylî gerek bana seni gerek seni
Yunus’durur benim adım gün geldikçe artar odum
İki cihanda maksudum bana seni gerek seni
*
Girdim aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum
Geştediben denizleri Hızır’layın gezer oldum
*
Senden gelir cevr ü cefâ ben âh u vah etmeyeyim
Düşmüşüm aşkın oduna yanıp nice tütmeyeyim
*
Her nereye döner isem aşk iledir işim benim
Odur gönlümde teşvişim hem aşktır yoldaşım benim
Bu aşk bize rahmânidir hem canımızın canıdır
Onun için şeytan ile her dem bu savaşım benim
*
Bir zerre aşkın odu kaynatır denizleri
Düştüm aşkın oduna tutuşuban yandım ben
*
Âşk nice harâb ise vilâyeti artadurur
Onun için ki dâima vîrandadır genc-i nihan
*
Aşkı süre âşık gerek ne olısar aşktan yeğrek
Aşktır yere göğe direk kalanı hep söz öküşü
*
Aşk anadan doğmadı kimseye kul olmadı
Hükmüne kıldı esir cümle biliş ü yadı
*
Gökteki Hârut  Mârut aşk için indi yere
Zühre yüzün görecek unuttu Rahmân’ını
Güzâf görmen siz aşkı kime oğradı ise
Sultânı iltir baştan yitirir hânmânını
Ferhad bu aşk yolunda başın külünge tuttu
Hüsrev Şîrin derdiden dosta verdi canını
Leyl’yle,Mecnun işi acebedür bu halka
Abbdürrazzak  terk etti aşk için imânını
 
Yunus Meşe
İZDİHAM
Kaynakça:
*Abdülbakı Gölpınarlı/Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri
* Risâlet’ün Nushiyye

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın