Yunus Meşe, Mor Karbasi Portresi

Gırtlağının gerildiğini hissettin. 

Coğrafyalar boyu yol alırken en ufak rüzgârda dahi savrulan, savruldukça çingene topraklarının utangaç kokusunu dağıtan; bir yandan da acıyı toplayan eteklerinin ve ellerinin biriktirdiklerini söylemenin vakti gelmişti.
Gırtlağının gerildiğini hissettin hüznü savunmak için. Gözlerin kısıldı. Dudakların büzüldü. Kaşların çatıldı, harfler birbiri ardına sıralanıp düşerken dudaklarından. 
Ağlamanın eşiğindeydin. Kapandı gözlerin. Kendi içine bakmaya döndün. 
Yeniden yürüdün ezberindeki coğrafyaları.
Ellerini savurdun sonra gözlerini açıp, hınçla, inançla, cesaretle. 
Zaman zaman müziğinin önüne geçen kimliğinin ve bu kimliğinin getirdiği karanlıktan arınmak, o karanlığı oradan sökmek için savurdun ellerini. 
Çocukça ve incitici bir keder yürüdü yüzüne. Sürgün bir çingenenin masum, çocuk yüzüne taşıdın bizi. Kederi ve neşeyi aynı tasta erittin
***
Ortadoğu,
Üzerine acı libası dikilmiş coğrafya, hüznün beşiği.
Bedeninde kirli ellerin izini taşıyan bir kadın kadar rahatsız.
Huzurlu ve sessiz sabahlara özlemli bir ağıt.  Bir yönüyle incitilmiş, incelmiş, kırıklarla dolu diğer yönüyle; acıyla yoğrulmuş eşsiz bir hazine bilinenleri ve bilinmeyenleri ile.
Sırlı kutu:
“Müzik: hayatın orta yerine oturmuş ve üstesinden gelemediğimiz acıyı bir nebze olsun dillendirebilmek için yaratıcı tarafından bize bahşedilmiş bir lütuftur.”
Bundandır ki dünya müziğinde tartışılmaz yerleri olan isimlerin Ortadoğu topraklarından filizlenmiş olmalarına şaşmamak gerekir
***
Bu coğrafyanın en mukaddes şehrinde -23 Nisan 1986 sabahı-Kudüs’te filizlenen Ladino yorumcusu Mor Karbasi’nin henüz yirmili yaşlarında dünya müziğinin genç Diva’larından biri olarak ilan edilmesinin pek çok bileşeni mevcuttur. 
Bu bileşenler arasında en etkin olanının, onun hayatına ve şarkılarına zaman zaman keskin; zaman zaman yumuşak bir dokunuşla müdahale eden ‘anne eli’ olduğu su götürmez bir gerçektir. 
Mor Karbasi köklerine doğru başlattığı müzik yürüyüşünde ilk ezgilerini ve ilk ilhamını da annesinden alır.
Geceler boyunca başucunda artık kullanılmayan ölmeye yüz tutmuş bir dilin ve kültürün ezgilerini dillendiren anne, kızının ruhunu inşaa etmektedir bu ezgilerle.
***
Sana ne vakit şarkılarındaki ve yüzündeki hüzün sorulsa  1492’ye büyük göçe gittin sen. İki ferman yazıldı senin için. 
İspanya kralı Ferdinand ve Kastilya’lı kraliçe İzabella şöyle buyuruyorlardı fermanlarında:
“Krallık sınırları içinde yaşayan Yahudilerin, karılarının çocuklarının ve hizmetkârlarının, yaşları ne olursa olsun Katolikliği kabul etmeleri buyruğumuzdur. Aksi halde emrediyoruz ki; krallığımızda yaşayan tüm Yahudiler bu topraklardan kovulsun ve bir daha asla geri dönmesinler.”
Sürgünlüğün başladı böylece. Bütün kapıların kapandığı vakit bir padişah, başka bir ferman yazdırdı senin için:
“Yahudi göçmenlerine kolaylık sağlayın, içtenlikle karşılayın. En ufak zorluk çıkaran ve zarar veren cezalandırılacaktır.”
Bambaşka bir hayatın kapıları açıldı bu fermanla sana. Anadolu topraklarıyla yoğruldun. Sesine, sözüne kültürüne sindi bu toprakların kokusu.
“Ağıt yakmak ağrıyı eritme biçimidir.”
Böyle öğrendin Anneannenden ve onun annesinden. Şarkı söylemesi ayıplanan bir dönemde aynaların karşısında yaktığı ağıtlarla can bulan büyükannenin sesi karıştı sesine. Ne zaman şarkı söyleyecek olsan, zamansız göçlerin ve vatansız bırakılmanın ağrısı gelip oturdu içine. En neşeli şarkında bile kederi söyledin sen.
***
2008 yılında ilk profesyonel albümün yer aldı raflarda. (The Beauty And The Sea)
Yasmin Levy ile parlayan Ladino kültürünü kendi yorumunla bambaşka bir köşeye taşırken bu kültürün zenginliğini de kanıtlamış oldun.
Zaman zaman Yasmin Levy ile kıyaslandın.
Gurur okşayıcı buldun bu kıyaslanmayı çünkü: kalbi ses tellerinde atan bu kadının da büyüleyici bir sesi vardı, senin gibi Kudüs’te filizlenmişti o da. 
Müziğinde geniş coğrafyaların kültürlerini harmanlayıp, fiziksel olarak bir araya gelmesi mümkün olmayan toprakları aynı yerde topladın. Türk, İran, Fas ve İspanya müziği enstrümanları hüznü söylemek için toplandı elinde.
Ladino kültürünün yitiklerini aramaya koyuldun, bulduklarını hüznü çağıran sesinle parlattın. Bir biri ardına söylediğin şarkılar müzik otoritelerinin dikkatinden kaçmadı elbet. Belki mutlu oldun çok ilgilenmedin fakat. Annenin sana aşıladığı ruhu kızına taşımak için en güzel şarkını kızına söyledin: Yasmin.
***
Herkes biliyor: acıdan geçmeyen şarkılar çokça eksiktir.
Yunus Meşe
İZDİHAM

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: