Yunus Meşe, Kahverengi, Bağcıklı, Yüksek Tabanlı

Evliliklerinin ikinci günüydü. Yeşil bir ışığın hafifçe aydınlattığı bir odada, parkenin üzerine yan yana uzanmışlardı. Kadın yüzünü erkeğine döndü. İnce parmaklarıyla yüzünün kıvrımlarına dokundu. Tanımak istiyordu.“Çocukluğundan unutamadığın bir şeyi anlatsana bana.” Erkek yerinden kıpırdadı biraz. Yüzünü kadına döndü.

Tam üç gece heyecandan uyuyamamıştım. Haftalardır okula topukları parçalanmış bir ayakkabı ile gidiyordum. Terlik gibi olmuştu ayakkabım. Yürüdükçe ayakkabının tabanı ayağımın tabanına çarpıp ses çıkartıyordu. O ses çıktıkça utancımdan yerin dibine giriyordum. “Okula gitmeyeceğim” dediğimde annemden dayak yemiştim. Yani okula gitmeme gibi bir seçeneğim de yoktu. Okuldaki diğer öğrencileri pek umursamıyordum aslında. Öğretmenimden utanıyordum. Bir de Özlem’den.

Kadın, başka bir kadın ismi duyunca hafifçe doğruldu uzandığı yerden “Özlem mi?” erkek kadını duymamış gibiydi. Bir resmi hatırlama çalışır gibi kısmıştı gözlerini. Duraksadı biraz.

Özlem sınıfın en güzel kızıydı. Okuldaki bütün erkekler aşıktı ona eminim. İnsan ömründe bir kez aşık olurmuş, ondan sonra çok sevebilirmiş en fazla. Ben ilkokul dörtte Özlem’e aşıktım. Onu görünce içimin bahçeleri yeşilleniyordu. O zaman sorsalar böyle anlatamazdım tabii. Şimdi tarif edebiliyorum hislerimi. Garip olan şu : Özlem’in yüzünü hatırlamıyorum. Ayakkabılarını hatırlıyorum sadece. Kahverengi, bağcıklı, yüksek tabanlı.

Kadın, erkeğinin özlemden bu kadar uzun bahsetmesinden sıkılmıştı. “ heyecandan üç gece uyuyamadığını söylemiştin?”

Haa evet. Ayakkabılarım giyilecek gibi değildi. annemden yeni ayakkabı istediğimde bana “dayınlar üç gün sonra bir çuval eşya göndereceklermiş. Belki içinden ayakkabı da çıkar” dedi. Dayımlar şehir merkezinde oturuyorlardı. Nedendir bilmiyorum şehir merkezinde oturdukları için bizden üstün olduklarına inandırmıştık kendimizi. Eski eşyalarını bize göndermeleri de vardı tabii. Köye ziyarete gelip o eski eşyaları üzerimizde gördüklerinde nasıl ezildiğimi hatırladıkça kalbim sıkışıyor. Ama o birkaç saatlik eziyete dayanabilirdik. Çünkü onlar gittikten sonra köyün en yeni kıyafetleri, ayakkbıları sadece bizde oluyordu. Biliyor musun? Çocukluğunu başkalarının eşyalarıyla yaşayanlar ömürlerinin kalanlarını da başkasına aitmiş gibi ödünç yaşıyorlar.Her an ellerinden alınacakmış korkusuyla.Üç gün sonra beklediğim çuval geldi. Kıyafetler, mutfak eşyaları ve bir çift ayakkabı çıktı çuvaldan. Ayakkabı kahverengiydi, bağcıklıydı ve yüksek tabanlıydı. Annem dene bakayım diyerek bana attı ayakkabıları. Bunlar kız ayakkabısı giymem dedim. Annem çaresizlik içinde ayakkabıyı bana beğendirmeye çalışıyordu. Ablalarım devreye girdi sonra. Bana “ bu sene bu ayakkabılar moda” dediler. İnanmıştım. Problem çözülmüştü. Ayakkabıyı denedim. Tam oluyordu ayaklarıma. Ertesi sabah büyük bir coşku içinde okula doğru yürümeye başladım. Dört kilometre kadar yürüdükten sonra okula ulaşıyordum. Okula yaklaşınca benim gibi yürüyerek gelen diğer çocuklarla karşılaştım. Ayaklarıma bakışlarından bir tuhaflık olduğunu sezmiştim. Geri dönüşü yoktu artık. İçlerinden biri dalga geçmeyi denedi. “bu sene bunlar modaymış.” Diyerek savnmaya çalıştım kendimi. Diğer yandan da okula geç gitmek için ağırdan almaya başlamıştım adımlarımı. Bitmesini istemediğim yol bitti. Bu her zaman böyle olur. Sınıf kapısına geldiğimde ders başlamıştı. Kapıyı çalıp içeri girdim. Sınıftaki bütün öğenciler ayaklarıma bakıyordu. Özlem’le göz göze geldim. Önce bir kahkaha attı. Arkasından arkadaşlarına dönüp “ oha kız ayakkabısı giymiş” diye bağırdı. Ayaklarına baktım. Aynı ayakkabılar onda da vardı. Kahverengi, bağcıklı, yüksek tabanlı.

Erkek biraz daha yaklaştı kadına. Sokuldu iyice. O sabah kapıdan sırama geçene kadar bin kere yerin dibine girip çıktım. Sırama ulaştığımda da gün boyu ayağa kalkmadım bir daha.

Kadın ellerini göğsünde birleştirdi. Gözlerini tavana dikti. Erkeğinin üzüldüğünü hissediyordu ama aklında bir yere Özlem isminde bir soru işareti doğmuşken bu üzüntünün üstünde duramazdı.

Erkek kadına sokuldu biraz daha. Tenleri yabancı değildi artık “ şimdi de sen anlat” dedi. “çocukluğunda unutamadığın ne var?”

Yunus Meşe

İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: