Yunus Meşe, Filmler Güzel Bitmez Bazen

Gecikmiş bir tesadüf için

Gidiyorum artık, dedi.  Ceketimi hafifçe çekip saate baktım. Erken değil mi, dedim? Öyle değil, yokum artık, buraya kadarmış, dedi.  Beklemiyordum bunu. Yutkunarak,  peki neden,  diye sordum.  Baksana birlikte bir film bile izleyemiyoruz, bunlar bizim yolumuza çıkan işaretlerdi, dikkate almalıydık vaktinde, görmezden geldik ama hiçbir şey değişmedi, kendi yolumuzdan yürümeliyiz artık, dedi.  Otobüs durağına kadar eşlik ettim. Beni teselli etmeyi de ihmal etmedi. Koluma girdi yürürken.

Yanımızdan kâğıt toplayan çocuklar geçti. Meyhaneden çıkan yalnız adamlar, barlardan çıkan çiftler,  lüks arabalarında iş adamları, dilenciler, hüzünlü kadınlar, seyyar satıcılar, son arabayı kaçırmak istemeyen öğrenciler, mesaiye kalmış yorgun gözler, türkü tutturan dudaklar, kireçleşmiş yüzler, vitrinlere mahkûm edilmiş mankenler, yırtık ayakkabılar, uçuşan etekler geçti. Kolumu saran ellerinin bıraktığı sıcaklık geçmedi.

Durakta bekleyen yolcuların arasına karıştık. İşimiz düştüğünde gelmeyen otobüs hemen geldi. Buğulu camların arkasında durağa bakan yüzler vardı. Herkesin bir hikâyesi var, dedim bakarken. Otobüs kapısına hücum eden kalabalığın erimesini bekliyordu. Bir filmin içindeyiz, filmler güzel bitmez bazen, dedi. Gitti sonra. Buğulanmış camın arkasından bana baktı. Yüzüne sansür uygulamıştı doğa.

Orada öylece beklerken düşündüm. Bir niyetçi tavşanı kavuşturmuştu bizi. Şimdiyse bozulan bir film, bir otobüs ve buğulu camlar ayırıyordu. Olan biteni kontrol edemeyiz her zaman. Bazen böyle olması gerekir, diyerek ucuz bir teselli verdim kendime. Otobüs, sıcak asfaltta kayar gibi uzaklaştı. El salladı camın ardından. Dudakları kıpırdadı. Görüşürüz, dedi galiba. Eski bir alışkanlık işte. Bir anda kurtulmak kolay olmuyor. Ellerimi ceplerime koyup yürümeye başladım. Bir müzik dolduruyordu sokağı. Sözleri dikkatimi çekti.

“Elbet bir gün kavuşacağız

Bu Böyle yarım kalmayacak”

Tabii tabii!!!  Neden kavuşmayalım canım? Hemen kavuşuruz. Kaldırımda duran teneke kutu çarptı gözüme. Olanca hırsımla savurdum tekmemi. Yaptığımdan utanım sonra. Alıp çöp kutusuna attım.

Ders saatlerimiz çakıştığı için sinemaya gidemiyorduk bir türlü. Nihayet ayarlayıp Meddah filmini izlemeye gittik. Son seanstı. Salonda ikimiz vardık sadece. Yerimize otururken, senin için salonu kapattırdım, dedi. Hoşuma gitmişti. Film başladı. Bitmedi ama. Sonlara doğru perdedeki görüntü mozaikleşmeye başlamıştı. Yer gösterici feneriyle geldi. Kusura bakmayın film bozuldu, başka zaman gelirseniz sizi misafir etmek isteriz, dedi.

Zeki Müren, ısrarla söylemeye devam ediyordu.

“İkimizin de saçları ak

Öyle durup bakışacağız”

Sokağa çıktık. Gidiyorum artık, dedi. Ceketimi hafifçe çekip saate baktım. Erken değil mi, dedim? Öyle değil, yokum artık. Buraya kadarmış, dedi.

 

 

 

 

Yunus Meşe

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın