Yunus Meşe, Çok Güzel Gülüyordu

Dudaklarından tükürükler saçılıyordu çıplak odaya. Komiser kuduz bir hayvan kadar öfkeliydi. Kadir, ne yaptığını ve başına neler geleceğini bilir bir korkuyla bekliyordu. Aynalı camın arkasından seyrediyordum sorgu odasını. Komiser sandalyeye bir tekme attı. Sandalye düşmedi. Zemine sabitlenmişti. Kadir iki büklüm oldu. Yüzünü saklamaya çalıştı ama kolundaki kelepçe izin vermedi. Komiser olanca heybeti ile,çocuğu sesiyle eritmek ister gibi bağırarak sıraladı cümlelerini “ Ne istedin lan el kadar çocuktan? Ne yaptı sana? Kafasını ezerken zevk aldın mı? Bakabildin mi gözlerinin içine? Konuş lan mal mal bakma yüzüme. Anlat neden öldürdün?” kadir on altı on yedi yaşlarında gösteriyordu. Dosyasında on dokuz olduğunu gördüm. Yarım ağızla bir şeyler geveledi. Komiser çıldırmış gibiydi. Sağlam bir yumruk indirdi Kadir’in çenesine. “el kadar bebeğin kafasını ezerken cesurdun da şimdi korkudan dilin mi tutuldu orospu çocuğu? Doğru düzgün söyle niye öldürdün çocuğu? Kadir birden ağlamaya başladı. Bir yandan da “çok güzel gülüyordu” diye bağırıyordu.  Sayıklar gibi tekrar ediyordu durmadan.  Komiser sandalyeye bir tekme daha atıp çıktı odadan. Kendi kendine konuşuyordu “kuş kadar canı var. İki yumruk vursam ölecek. Ölse gram acımam. Umurumda olmaz. Ama sonra sosyal medyada karakolda işkence altında öldü diye meşhur oluyor namussuzlar. Yine benim başım ağrıyor. Tek günahkâr benmişim gibi.” Yardımcısına seslendi birden. “ Hasan psikolog geldi mi? Girin birlikte alın ifadesini.”

Gelmiştim. Bekliyordum aynalı camın arkasında. İçeri girdik. Hasan köşede ayakta durdu. Ben bir sandalye istedim karşısına geçip oturdum kadir’in. Kadir beni görünce sayıklamaya devam etti “Çok güzel gülüyordu abi.” komiserden fena korkmuştu. Su getirttim. İçti. Sakinleşmesini bekledim.

-Kadir seni korumak için buradayım ben. Şimdi sakin bir şekilde anlat bana olan biteni

-Abi çok güzel gülüyordu

-Anladım Kadir. Çok güzel gülüyordu. Anladım bunu. Ama sana faydamın dokunması için daha fazlasını anlatmalısın. En baştan, hiçbir şey atlamadan anlat bana. Neden öldürdün çocuğu? Nasıl öldürdün?

-En baştan anlatayım mı abi?

-Anlat. Vaktimiz çok. Dinlerim ben seni.

-Abi talihsizlikler ben doğmadan başlamış. Babam bir akşam sofrasında anlatmıştı. Her iki arafın aileleri de babam ve annemin evliliklerine karşı çıkmış. Güç olmuş ama kavuşmuşlar sonunda. Kavuşmuşlar da rahat yüzü görmemişler. Babam annemi alıp kaçmış bir akşam. Kaçış o kaçış. Abi annemle babamla ilgili hatırladığın ne var dersen aklıma hep tren yolculukları, otobüsler gelir. Sürekli birilerinden bir şeylerden kaçıp, bir yerlere kavuşma telaşıyla geçen yolculuklar. Buraya geldiğimizde on yaşındaydım ben. Babam yerleşiyoruz artık dedi. Burası küçük bir kasaba. Bir iş bulur çalışırım geçinir gideriz dedi. O akşam babamın ve annemin yüzleri aydınlıktı abi. Bir daha da öyle aydınlık olmadı zaten. Yabancı oluşumuz her şeyin önünde engel oldu. Babam doğru düzgün bir iş bulamayınca gazinoda çalışmaya başladı. Babamın işi yüzünden kasabalı daha da uzaklaştı bizden. Okula bile gidemedim abi. Bir arkadaşım olmadı beş bin nüfusu olan yerde. Annem öldü birkaç yıl sonra. Hastaymış zaten. Hepten yalnız kaldık babamla. Babam çok güzel gülüyordu abi görmen lazım. İşten yorgun argın geldiği günlerde bile surat asmazdı bana. Annemin yokluğunu unutmak için elinden geleni yapıyordu. Annem olmuştu. Babamdı. Arkadaşımdı. Eksik neyim varsa orayı dolduruyordu. Üç gün önce birden bire öldü. İnsanın babası birden bire ölür mü abi? Öldü. Akşam yemeği yiyorduk. Kazandığı paralarla açacağı süpermarketten bahsediyordu. Çok para kazanınca herkes tanıyacaktı bizi. Sonra ne olacağını anlatamadan öldü. Bir damla yaş düşmedi gözümden. Babamın cesedi üç gün yattı salonda. Kimse gelmedi. Duyan kulağını kapattı. Gözlerini başka yere çevirdi. Bir Allah’ın kulu gelmedi abi. Neden sonra imam insafa gelmiş. Müslüman cesedinin yerde kalması doğru olmaz diye. Arkasına üç beş kişi takmış. Gelip götürdüler. Yıkayıp gömdüler. Ne bir mevlit. Ne bir baş sağlığı… Arkalarını dönüp gittiler. Eve girdim abi. Kapı, pencere, duvar bakıyor bana. Sarılıp ağlayacağım bir canlı yok. Biraz daha kalırsam orada kafayı yiyecektim. Çıktım gezmeye başladım. Parka geldim yürüye yürüye. Burda gördüm onları. Abi çocuk kumlarla oynarken babasına o kadar güzel gülüyordu ki babamın gülüşü canlandı içimde. O gülüşü öldürmezsem ben yaşayamayacaktım. Sonra yerdeki taşı gördüm. Avucuma oturdu tam. Sonrasını biliyorsunuz abi zaten. Hücrelerime kadar sinmiş o gülüşü öldürene kadar vurdum çocuğa. Babası üzerime saldırınca ona da vurdum. Beklemiyordu. Babam gibi birden bire öldü o da. Şimdi de buradayım işte.

Konuşamadım. Gırtlağımda dikenli teller vardı da kelimeler oraya takılıyordu sanki. Kadir’i alıp götürdüler. Hasan, hocam işimiz bitti gidebilirsiniz dedi. Bir işti onlar için. Bir işti ve bitmişti. Kadirden sonra o sandalyeye oturacak kişiyi beklemeye başlamışlardı. Emindim. Ben çıktıktan sonra Hasan yukarı çıkıp mutfaktan çay alacaktı. Açık. İki şekerli.

Yunus Meşe

İZDİHAM

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: