Yevgeni Zamyatin’in, Biz Eserinden Seçtiklerimiz

1 – Dans neden güzeldi? Yanıt: Çünkü dans, özgürlüksüz bir harekettir. (s.5)

2 – Çünkü biliyorsunuz, bildiğimiz kadarıyla tüm insanlık tarihi göçebe yaşamdan yerleşik yaşama geçişin tarihidir. Öyleyse bu, en yerleşik yaşam biçimi (bizimki) aynı zamanda en kusursuz yaşam biçimidir (bizimki) çıkarımına varılmıyor mu ? insanlar dünyanın bir ucundan diğerine dolaşıp durdularsa bu, ancak tarihöncesi çağlarda, uluslar ve savaşlar ve ticaret ve şu veya bu Amerikan keşifleri varken söz konusuydu ama şimdi neden oradan oraya gidilsin ? Ne gerek var ? (s.12)

3 – Bir gün gelecek ve günün 86.400 saniyesinin hepsi Saatler Çizelgesi’nde yerini alacak. (s.14)

4 – O zamanlarda sokaklarda ışıkların gece boyu yandığını, insanların geceleri dışarı çıkıp dolaştığını iddia eden tarihçiler bile var. (s.14)

Hükümet (veya insanlık ) idam cezasına izin vermiyor ama milyonlarca kişinin her gün yavaş yavaş öldürülmesine göz yumuyor. Bir insanı öldürmek -yani yaşamından elli yıl almak- suç ama tüm insanların yaşamlarından 50.000.000 yılı çekip almak suç değil! Hayır, cidden ,komik değil mi bu ? (s.15)

5 – Diyeceğim şu : Bir kare hayal edin. Harikulade, capcanlı bir kare. Bir kare kendinden bahsetmeye kalksa aklına son gelecek şey, dört eşit açısının bulunduğunu söylemek olur. Görmez çünkü. Dört açısı kare için gündeliktir, doğaldır. Ben hep o karenin durumundayım işte. (s.23)

6 – Eskilerin bilgelerinden biri -tabii kazara- pek akılıca bir laf söylemeyi başarmış :”Dünyayı açlık ve sevgi yönetir.” => Dünyayı yönetmek için dünyayı yönetenleri yönetmek gerekir. (s.24)

7 – Çünkü sevgilerini herkesin istediği kişiler ve sevgilerini kimsenin istemediği kişiler var. (s.24)

8 – ”Özgünün,” diyerek sözümü kesti, ”Kendini diğerlerinden farklı kılmak anlamına geldiği açık. Haliyle özgün olmak, eşitlik ilkesini çiğnemek demek. Ve eskilerin aptal dillerinde ‘banal olmak’ dediklerinde biz ‘sadece görevini yerine getirmek’ diyoruz. (s.32)

9 – İnsanı suçtan arındırmanın tek yolu özgürlüğünden arındırmaktır. (s.39)

10 – ”Bilgi! Ne demekmiş o? Senin bilgi dediğin korkaklıktan ibaret. Yok, ciddiyim, sahiden öyle. Sen sonsuzluğun etrafına bir duvarcık çekme derdindesin ve o duvarın ardına bakmaktan korkuyorsun. Gerçeği bu. Bakıyorsun ve gözlerini yumuyorsun. Aynen öyle!” (s.45)

11 – ”Çoğunluğun kendini mahvetmesine, yozlaşmasına izin vermek yerine birkaç kişiyi çabucak yok etmek daha makul, falan, filan. Arsızca doğru ” (s.59)

12 – Bir düşün. Cennet’teki o iki kişi… Onlara seçenek sunulmuştu : özgürlükten yoksun mutluluk veya mutluluktan yoksun özgürlük. O kadar. Avanaklar özgürlüğü seçti. Ya sonra? Sonra çağlar boyunca zincirlerini özlediler. Dünya bu yüzden böyle sefil, anlıyor musun ? Zincirlerini özlediler. Çağlar boyunca! Ve ilk biz mutluluk için geri döndük. (s.66)

13 – Eskilerin kafa patlattığı, tartışıp durduğu meseleye bak : Ahlaka uygun mu, değil mi ? (s.67)

14 – Yalnızım. Akşam. Biraz sisli. Gökte sütsü, altın bir örtü. Ardında ne var? Keşke biri bilebilse. Ve benim kim olduğumu, ne olduğumu bilen çıksa… (s.69)

15 – Olması gerekene teslimiyet ne mutluluktu! Bir demir parçası kesin, şaşmaz yasaya boyun eğip bir mıknatısa yapıştığında herhalde böyle bir hisle doluyordur. (s.77)

16 – Bir saçmalık fazla olsa ne çıkar, değil mi ? (s.80)

17 – Bir düş gücü barındırabileceğine dair en ufak bir imayı bile hakaret alıyordu. (s.87)

18 – … düşünce çılgınlığıyla bulutlanmamış, … (s.88)

19 – Neyse ki vahşi yeşil okyanusla aramda cam Duvar vardı. Ey duvarların yüce, ilahi bilgeliği! Ey sınırlar! Duvar, herhalde keşiflerin en muhteşemidir. İnsan vahşi hayvanlığından ancak ilk duvarı ördüğünde kurtulmuştur. (s.100)

20 – Ve matematikle ölümde hataya yer yoktur. (s.108)

21 – Ve tıpkı çocuklar gibi, acı şeyleri ancak tatlı ve kalın bir macerayla kaplayıp verirsem yutacaksınız. (s.110)

22 – Hesap bilmez merhametlilik eskilere mahsustur; bizim için ancak komik denebilir. (s.115)

23 – Biz Sayılar arasında hiç kimse, elimizdeki tek haktan, ki bu en değerli şeyimiz demektir, feragat etmeye cüret etmeyecektir. -TekDevlet tarafından cezalandırılma hakkı- (s.122)

24 – Mesela şu ”haklar” fikri üzerine bir asit damlattık diyelim. Eskiler arasında bile en yetişkinler hakkın kaynağında gücün bulunduğunu, hakkın gücün bir fonksiyonu olduğunu bilirdi. Bir terazi alın ve bir tarafına bir gram, diğerine bir ton koyun. Bir yanda ”Ben” , diğer yanda ”Biz” yani TekDevlet. Apaçık, değil mi ? ”Ben”in devlet karşısında hakka sahipliğini öne sürmek, bir gram, bir tona eşittir demekle tamamen aynıdır. Bölüşümü böyle açıklayabiliriz : Haklar tona, görevler grama. Ve hiçlikten büyüklüğe giden yol aynen şudur : Gramlığını unut ve ve bir tonun milyonda biri olduğunu hisset. (s.123)

25 – Ama şunu anlayın : Büyüklük, sadedir. Basittir. Şunu anlayın : Sadece aritmetiğin dört kuralı değişmez ve kalıcıdır. Nihai bilgelik budur. (s.123)

26 – Doruktan bakıldığında yasadışı doğum yapan bir kadınla, bir katil ve şiiriyle TekDevlet’i hedef alan çatlak şair arasında hiçbir fark yoktur. Ve hüküm, hepsi için aynıdır : Zamansız ölüm. (s.123)

27 – Bıçak, insan icatlarının en kalıcı, en ölümsüz, en hünerlisidir. Bıçak,zamanında bir giyotindi; bıçak, tüm düğümleri çözen evrensel yoldur ve paradoksun yolu, sadece korkusuz akıllara layık yol, bıçak boyunca uzanır. (s.124)

28 – Çünkü bilinmeyen, insanın genel düşmanıdır ve Homo Sapiens, dilbilgisinden bütün soru işaretleri silinip geriye sadece ünlemler, virgüller ve noktalar kalmadan insan sayılamaz. (s.125)

29 – (fakat bunları neden yazıyorum ve bu garip duygular nereden çıkıyor ? Çünkü yaşantımızı, bu had safhada saydam ve kalıcı kristali delecek bir buz kıracağı cidden yok. (s.126)

30 – Alçakgönüllülük erdem, gurursa kusurdur. Biz Tanrı’dan, Ben Şeytan’dan gelir. (s.135)

31 – Kendi kendinin bilincine varmak, hastalıktır. (s.136)

32 – Tabii bunun eskilerin – gülmeden söylemesi zor – sonucunu dahi bilemedikleri düzensiz, örgütsüz seçimlerine hiç benzemediğini söylememe gerek yok. Öngörülemez rastgelelikler üzerine körlemesine devlet kurmaktan daha salakça ne olabilir ? Ama görünene göre bunun anlaşılması için asırlar geçmesi gerekmiş. (s.145)

33 – Evet, işte o an hastalığımın sonuçlarını R-13’ün kafasına aksettirdim. Anladınız mı ? Vurdum ona ! Bu kısmı gayet açık hatırlıyorum. Bir şey daha var hatırladığım : O darbeyle bütün bedenimin bir çeşit özgürleşme, bir çeşit hafiflilikle doluşu. (s.154)

34 – Gerçekte kim olduğunu kim bilebilir ? İnsan dediğin roman gibidir : Son sayfasına kadar nasıl biteceğini bilemezsin. Yoksa okumanın ne anlamı.. (s.172)

35 – Ya da, dur, daha iyi anlaman için senin dilinde söyleyeyim : Dünyada iki güç vardır. Entropi ve Enerji. Biri, mutlu sükunete, mutlu dengeye götürür. Diğeri dengenin bozulmasına. Sürekli devinimin mahvına yol açar. (s.175)

36 – ”-Bana sonuncu,en üst, en büyük sayıyı söyle.

-Saçma. Sayıların sayısı sonsuzdur,sen hangi sonuncuyu istiyorsun ?

-Peki sen hangi son devrimi istiyorsun ? Sonuncu diye bir şey yok, devrimler sonsuzdur.” (s.184)

37 – ”Çünkü çocuklar en gözü pek filozoflardır. Ve gözü pek filozoflar hem daim çocuk kalır. Yani haklısın, bu tam çocukça, aynıyla gerekli bir soru : Sonra ne olur ?” (s.185)

38 – Düşünen, görüş sahibi bir yaratığın düzensizlikler, bilinmezle, X’ler arasında yaşaması doğaya aykırıdır. (s.187)

39 – Ama kabahat siz de değil. Hastasınız. Hastalığınızın adıysa : HAYAL GÜCÜ. (s.190)

40 – SONSUZA DEK

”Kusursuz, makineyle eşit olacaksınız… Mutluluk yolu %100 açılacak ! (s.190)

41 – ” ‘Asalet’ mi ? Ama sevgili profesör, bu sözcük üzerine yapılacak basit bir dilbilimsel analiz bunun önyargıya dayandığını, eski feodal çağlardan kaldığını göstermeye yetecektir. Ama biz…” (s.215)

42 – Ve içimde bir şey (ben değil) şunu düşündü : ”Herkes içinde yalnız kalbiyle birlikte söküldüğünde dinecek büyüklükte bir acı mı taşır ?” (s.218)

43 – Kahkahanın öldürücü bir silah yerine geçebileceğini ilk o anda öğrendim. Gülerek cinayet bile öldürülebiliyordu. (s.222)

44 – Gerçek cebirsel insanlık sevgisinin insanlık dışı ve şaşmaz doğruluk işaretinin acımasızlık olması, nasıl ateşin varlığının işareti yanmasıysa, öyle kaçınılmazdı. Yanmayan bir ateş gösterebilir misiniz bana ? (s.226)

45 – İnsanlar birinin çıkıp onlara mutluluğun ne olduğunu söylemesini ve ardından onları bu mutluluğa zincirlemesini isterler ! Peki, bugün yaptığımız bu değilse nedir ? (s.226)

46 – Keşke eskilerinki gibi bir annem olsaydı. Yani kendi annem. Ve onun için ENTEGRAL’in Yapımcısı değil, D-503 değil, Tek Devlet’in bir molekülü değil, sadece insanlıktan bir parça, sadece kendisinden bir parça olsaydım. (s.228)

47 – Hiç bilmezdim ama artık biliyorum ve siz de biliyorsunuz: Gülmenin farklı renkleri var. Gülmek, içinizdeki patlamanın uzaktan gelen yankısıdır. (s.232)

48 – ”İlk size söyleyeceğim. Sonsuzluğun var olmadığını hesapladım!” (s.243)

49 – Eserin son cümlesi: Çünkü mantık kazanmalı. (s.246)

 

Yasin Dinçer hazırladı. Teşekkür ederiz.
İZDİHAM

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: