Yeraltından Notlar

Kendini yaşamdan soyutlamış, sürekli içinde kaygılar ve doğruluğundan emin olamadığı çeşitli mantıklı ya da mantıksız davranış parçacıkları taşıyan bir yeraltı adamının hikâyesidir bu.

Dostoyevski, yaşamının izlerini ve kaygılarını yeraltındaki adama bürüyerek anlatır bize. Umutlarını, heyecanlarını, neden yeraltına girdiğini ve neden bir şeyler yazma ihtiyacı duyduğunu okurlarıyla tartışırcasına yazar; kendinden hiç söz etmeden. Ancak yazdıkları kendi düşünceleridir, kendi bilinçaltıdır. Yaşamın karşısında durmak ve kendi içinde doğrulara ulaşmak için garip bir tutum izler. Yalan söylediği ya da kaygıyla ifade ettiği davranışların, karşı taraf için anlaşılabilirliğe kavuşmasını beklemeden, kendi içinde, söylediklerine cevaplar hazırlayarak onların muhtemel sorularını onlar sormadan yanıtlamaya çalışır. Böylece toplumsal düşünüş hakkındaki fikrini ve bilgisini anlattıktan sonra kendi için olan doğrularıyla diğer düşünceleri kıyaslayarak istediğini elde etmek için çabalar. İstediği ise, yirmi yıl boyunca yalnız başına yaşamış bir kişinin, nemli ve bir o kadar da rutubetli olan şu küçücük yer altındaki odasına birazcık güneş doğmasını sağlamaktır. İhtiyacını saklayamaz… Kimi zaman insanları küçümser, kimi zaman onları gözünde yüceltir. Kaygılar içindedir ve kendi içindeki gerçekleri bulmak için cebelleşmektedir -ne ile! Az önce bahsettiğim gibi, bir dakika içinde fikirler değişiverir onun için. Bir an insanların kendisinden aşağı olduğunu düşünür ve onlardan nefret eder; aşağılıkları yüzünden. Oysa çok vakit geçmeden, insanların kendisinden üstün olduğunu ve onların mertebesine erişemediği için onları küçümsediğinden bahseder.

“Varıp dayandığımız sonuç: En iyisi hiçbir şey yapmamaktır. Bir köşeye çekilip seyirci kalmaktan iyisi var mı! Onun için yaşasın yeraltı! Normal insanı ölesiye kıskandığımı söyledim, gördüğüm kadarıyla gene de onların durumunda olmak istemem. (Kıskanmaktan geri durmayacağım gene de. Ama hayır, hayır, ne olursa olsun yeraltı daha kazançlı!) Orada hiç olmazsa insan… Eh!.. Şimdi bile yalan söylüyorum. Yalan, çünkü iyi olan yeraltı değil, özlemini duyduğum, ama bir türlü elde edemediğim başka, bambaşka bir şey olduğunu iki kere ikinin dört ettiği gibi biliyorum. Cehenneme kadar yolu var yeraltının…”

Hazların ya da insan için olan mutluluk kavramının, gerçekte ne olduğuna karar vermeye çalışır. Kimi zaman acılardan mutluluk duyarken, kimi zamanda insanların kendisiyle alay etmesinden büyük bir zevk alır yeraltında yaşayan Dostoyevski bilincine ve benliğine sahip olan bu yeraltı adamı. Çelişkiler içindeyken bile kendi için doğru olan şeylerin farkındaymışçasına, sanki sizi deniyormuşçasına alaylı ifadelerle konuşur. Bazen insanın çıkarlarının tersine gitmekte usta olduğunu söylerken bazen de kendini yaşamın ilginç ve gereksiz kısımlarına kaptırmış şekilde mantıklı ya da mantıksız konuşmalar yaparken bulur. Yaşamın mutluluğunun ve kastedilen huzur ortamının sağlanmasındaki payların bir şekilde, birileri tarafından belirlenmesi ve “Sen bu şekilde mutlu olursun!” denilmesi garibine gider yeraltı adamının. Haksız da sayılmaz. Nasıl olur da herkes ya da her şey, aynı nedenlerden ya da aynı olaylardan dolayı mutlu olabilir! Bunun yanı sıra ezilmenin ve aşağılanmanın zevkinden bahseder bize yeraltı adamı; bu da onun için bir haz ve bir mutluluk olabilir kimi zaman.

Tesadüfler, değişiklikler… yaşam, matematik kurallarıyla işleyen bir denklemden çok uzaktır.

Dostoyevski bu kitabında kendini yeraltı adamıyla bütünleştirmiş durumda. Güçlü bir anlatımla, benliğindeki tüm karmaşıklığına rağmen kusursuzu yakalamaya çalışan düşüncelerini ve kötü ya da iyi olmaksızın davranışlarını değerlendirmiş, kendi içindeki bir hesaplaşmayı sonuca vardırabilmiştir -vardırabilmiş midir! Bir çeşit çözümleme kullanılmış yeraltı adamı üzerinde, ve bu çözümleme her zaman ve her bir sözcükte Dostoyevski’ye çözümlenme olarak geri dönmüş. Dostoyevski, gerçeklerin ve bir sanatsal kurgulanmanın yansıtılmasındaki gücünü en iyi şekilde göstermiş ve bunu kendi üzerinden en iyi şekilde kanıtlamış yeraltından bizlere sunduğu notlarında.

Kitap iki bölümden oluşuyor: “Yeraltı” ve “Sulu Sepken Üstüne”. Birinci bölümde, az önce bahsettiğim şekilde yeraltı adamının kendisi ve çevresiyle olan hesaplaşmaları anlatılıyor. İkinci bölümde ise, yeraltı adamının yaşamış olduğu ve onu huzursuz eden bir olaydan bahsediliyor…

Kitabın ilk bölümünü okuduktan sonra, çoğu karmaşık ve çelişkili olan düşünceler arasında bir boşlukta kalabilirsiniz. Böyle bir durum gerçekleşirse; sizin için birincil olan ‘neden’i kâbul etmektense, ikincil görünen, ancak gerçekte birincil olan ‘neden’lere bakmayı deneyebilirsiniz. Belki bir şekilde kendi içinizdeki hesaplaşmanıza da yardımcı olur bu…
Kitapla ilgili belirtilmesi gereken önemli noktalardan biri de, Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı! (Ne Yapmalı!) adındaki kitabına bir eleştiri olarak tasarlanmasıdır. Çernişevski’nin kitabını okuduktan sonra bu eleştirilerin hangi noktalara yapıldığını çok rahat bir biçimde görebilirsiniz.

Sonuç!..

Dostoyevski’nin müthiş iç hesaplaşmasını ne pahasına olursa olsun kaçırmamalısınız.

 

Düşle Edebiyat Dergisi

İzdiham

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın