Yazının Gizledikleri

Cemal Şakar’ın Yazının Gizledikleri adlı eseri Yazgıç kritize etti.

Yazılanlar hakkında yazmak sadece yazılanların değil yazanın da meramını ifade edeceği bir zemindir. Ancak nedense bu tarz değerlendirme yazılarının önemi ve değeri hafifsenir. Cemal Şakar’ın yeni kitabı bu tarz yazanların aslında neyi anlattıklarını çok iyi yansıtıyor.

Edebiyat, boş kağıdı önüne çekip, yazmaya, anlatmaya başlama mesaisi değil. Çünkü yazmak kalemi şu an eline alan her yazarla yeniden sıfırlanan bir meşgale değil. ‘Yazmak’ bir iddiayı, bir sözü taşıma sanatıdır. Esasen şimdiye kadar her yazar, kendinden öncekilere rağmen ve onların sayesinde kalemi eline almış demektir. Kimi yazarlar bu hesaplaşmayı yazarak, adını koyarak ifadelendirirler kimileri de yazmasa da üslubuyla, temalarıyla, lafzıyla ve ruhuyla eserleriyle bu hesaplaşmayı adını koyma işini başkalarına bırakarak yaparlar. Sonuçta bu yazarın tercihidir. Cemal Şakar ise ilk grupta yer alan yazarlardan.

Cemal Şakar’ın ‘Yazının Gizledikleri’ adlı yeni kitabının böylesi bir hesaplaşmanın yansımalarından biri olarak da görmek ve okumak mümkün. Cemal Şakar bu kitapla hem dünya görüşünü hem de edebiyat anlayışını etkileyen yazarlar hakkında kıvamlı ve derin okumaların mahsulü bir dizi çalışmaya imza atıyor.

Hiç bir yazar, yazmaya azmedince, kendini milat ilan etme, o ana kadar hiçbir şey yazılmamış, tartışılmamış gibi davranma lüksüne sahip değil. Şakar ele aldığı yazarla sınırlamamış okumalarını, o kişi hakkında daha önce kaleme alınan yazıları da hesaba katarak oluşturmuş kendi çerçevesini. Bir anlamda Cemal Şakar iki öykü arasında susmak yerine genelde edebiyat, özelde Türk edebiyatı hakkında düşünerek, birerbir kendi yazdıklarının olmasa da içinde yer aldığı Türk edebiyatına bakışının arka planını ve bir anlamda da dolaylı olarak kendi edebiyatının yol haritasını da kâğıda dökmüş oluyor.

Öncelikle Mehmet Akif’ten Necip Fazıl’a, Nuri Pakdil’den Atasoy Müftüoğlu’na uzanan bir fikri tavrın halkalarına dair yazılar adı konulmamış bir ilk bölümde ard arda sıralanıyor. Ele aldığı her kişiyi kendi günceli ve gündemi içinde okumaya tabi tutuyor Şakar. Sözgelimi Mehmet Akif’in kabulleri ve redleri arasındaki çatışmayı net bir şekilde ifadelendiriyor. İslam’ın kurum ve gelenekleriyle hayatta olduğu ama devletin elden gittiği zamanda önceliğinin ne olduğunun resmini çekiyor.

Kitap bundan ibaret değil elbette. Rasim Özdenören’i ‘Gül Yetiştiren Adam’ adlı romanını merkeze alarak inceleyen yazısı, ‘Yazının Gizledikleri’nde adeta adı konmamış bir bölümün başlangıcı. Yine Şakar’ın medeniyet ve edebiyat perspektifini nasıl inşa ettiğini anlayabileceğimiz bu bölüm, Cahit Zarifoğlu, Hasan Aycın ve Ömer Lekesiz ile devam ediyor.

Daha sonra ise kronolojik bir geriye sıçrama ile devam ediyor kitap. Ahmet Mithat Efendi ile başlayıp, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nazım Hikmet ve Peyami Safa ile devam eden bu bölümü, modern Türk edebiyatnı ‘hazırlayan’ kuşaklara saygı olarak okuyabilirsiniz. Daha sonra Sevim Burak, Adnan Benk ve İhsan Oktay Anar ile devam eden bölümü ise bir ‘şimdiki zamanın hikâyesi’ olarak görüp, tanımlamak mümkün.

Bu yazıların önemine gelince… Daha önce de dedim. Konuşulacak, tartışılacak ve yeni eserlere imza atılacak eleştirel bir zemin inşa edilmediği sürece edebiyatın da, yayıncılığın da atalete mahkûm olması kaçınılmaz. O zemin elbet ilelebed payidar kalmaz. Zaman içinde farklı yaklaşımlarla yepyeni açılımlara, yepyeni eleştirel zeminlere ulaşılabilir. Ancak “tanıtım” yazıları ile iktifa eden bir edebi atmosferde ne yazara ne yayıncıya ne de okura yeni ufuklar kazandırabilir… Cemal Şakar’ın ‘Yazının Gizledikleri’ni Türkiye’de sağlıklı bir eleştirinin nasıl olduğunu gösteren bir kitap olarak görüyorum.

Kitapta editöryel anlamda en önemli eksik bir ad ve konu indeksinin bulunmaması. Ayrıca yazıların gruplaşmalarına göre sıralanmaması da çok önemli bir handikap. Türk edebiyatını hem güncel anlamda hem de ileride edebiyat tarihçilerinin geriye dönüp bakacağı “eleştirel” bir metnin doğumuna sebep olabilirdi.

‘Yazının Gizledikleri”nde bulabileceğiniz hazineler elbette bu saydıklarımdan ibaret değil. Ya siz olmasını ister miydin?

 

 

 

 
Suavi Kemal Yazgıç
İzdiham

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın