Yasin Kara, İçinde Öldüğüm Filmler

 

Allah ne güzel.

‎657’ye tabi bir memur olmasaydım da tiyatro oyuncusu olsaydım ne olurdu?

Dram oynasaydım. Annemden öğrendim; güzel ağlasaydım.

Şiir söyleseydim giderken topuk sesleri ciğerimi delenlere.

Uzun uzun sussaydım yanmayan kömür sobasının kenarında oturup.

Tren raylarını takip edip kaybolsaydım son istasyonlarda.

Bir çift sağlam ayakkabım olsaydı. Sevinseydim buna. Yağmur biriktirirken avuçlarıma ıslanmayacak ayaklarım için.

Hiç uçurtması olmadığı için kuşların gökyüzünden yukarı mahallenin çocuklarına bilye yuvarlayan çocuk olsaydım.

Annesiz ablamın saçlarını ben tarasaydım.

Sokakta çok oynamaktan değil çok beklemekten yorulup uyuya kalan kız kardeşimin saçına yapışan sakızı ona belli etmeden kesip alsaydım.

Erkek kardeşimle okul bahçesinde elimize tutuşturulan renkli keçeli kalemlerle üzerini örtmeye çalışsaydık çocuk oyunlarının.

Ellerimdeki çatlak ve yağ izlerinden utanıp teneffüslerde kutu kutu pense oynayan arkadaşlarımın yanından ellerim cebimde geçseydim. Bildiğim sorulara parmak kaldırmasaydım sosyal bilgiler dersinde.

Kuran kurslarına gidip beni uçurumlardan kurtaracak dualar öğrenseydim. En çok anneme dua etseydim. Annem duamı devam ettirseydi.

20 yaşında İstanbul’da resmi üniformalı parasız ve yatılı bir okulun öğrencisiyken okulca İstiklal caddesindeki Atlas sinemasında izlediğimiz o yerli komedi benim o yaşıma kadar gittiğim ilk film olsaydı. Filmler yetim çocuklardan para almasaydı. İnsanlar komik olsalardı.

Ben Kıbrıs’ta askerdeyken efendinin oğlu Hüseyin dedem ölmeseydi. Bana traktör sürmesini öğretseydi. Massey Ferguson 165’lik.  Ancak bir yıl sonra gitmeye cesaret edebildiğim mezarının başında çömelip üst üste yaksaydım onun çok içtiği uzun Maltepe sigarasını.  Dumanla konuşsaydım. Dedeler hemen ölmeseydi. Dombillinin küreğini yine çalsaydım kulübesinden.

Babaannem Almancı halalarımın yazları getirdiği çikolataları sakladığı yerden çıkarsaydı da yeseydik yine.

Babam bir yolunu bulup uzaklara gitseydi. Okul dönüşü aynı sofrada oluruz belki diye atılsaydı adımlarımız.  Hepimize gereken hayat bilgisi kitaplarda yazdığı için ağır olsaydı sırt çantamız.

Hemen ağlıyorum. Benden dram oyuncusu olmaz. Uzun uzun sustuktan ve biraz yutkunduktan sonra göğe bakarak ağlar iyi oyuncular. Benim gibi yapmazlar. Ben aslında çok güzel gülerim de şimdi konumuz dram… Yazı bittikten sonra güleriz. Şeker yeriz. Çay da içeriz.

İçinde olduğum birçok film sayabilirim size. Bunlar benim filmim. Repliklerim ezbere değil şiire dayalı. Gitmeler, anneler, sinemalar, ölmeler… Bunların yollarla bir ilgisi olmalı.

Yol olmasa gitmezler, yol olmasa ağlamazlar, yol olmasa bitmezler, yol olmasa ölmezler.

İyi ki ölmek var ya ölemeseydik? İyi ki yol var. Ya gidemeseydik?

İçinde öldüğüm filmlerden kimseye bahsedemedim.

Kuşlara yol gösteren çocuk. Daha çok yaşa sen.

 

 

 

 

Yasin Kara

İZDİHAM

 

 

 

 

 

 

“Biz yazılıya çalışmıştık, hayat bizi sözlü yaptı.” İzdiham Dergisi’nin 30 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye. İzdiham Dergisi'nin 30. Sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın