Yalçın Tosun’un Peruk Gibi Hüzünlü kitabını Yunus Meşe tanıttı

Öykü yaşanmış ve yaşanmakta olana yeni bir gözle bakıp, onun görünmeyenini hissettirdiğinde kıymetlidir. Ve başarılı kabul edilir.  Yalçın Tosun öykücülüğünün başarısı da bu farklı gözlem gücüne dayanır. Yalçın Tosun kitaplarına koyduğu isimleriyle, öykülerinde anlattıklarıyla, meramını kendine has bir söylemle dile getirmesiyle özgünlüğünü ispatlamış, güçlü ve başarılı bir öykü yazarıdır.

Onun öyküleri huzursuzdur. Sorgular. Düşündürür. Dürter. Rahatsız eder. Harekete geçirir. İnsan dünyasının karanlıkta kalan yanlarına pencereler açar. Bunu yaparken kullandığı dille okuyucuyu yormaz. Yapaycı dil anlayışından özellikle kaçınır.

Kendi ifadesi ile: “ne kadar yalınsa, o kadar derindir”

Kitaplık, Adam öykü ve Notos gibi öykü dergilerinde izlerine rastladığımız Yalçın Tosun, bir kitabıyla okurunu ilk kez 32 yaşında selamlar. Bu yaş onun için geç kalınmış bir yaştır. Fakat yazar bu “geç kalınmışlığın” getirdiği olgunlaşmayı asla inkâr etmez.

İlk öykü kitabının ismi “Anne-Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler”dir. Kitaplara konulan isimler, kitabın muhtevasından olduğu kadar yazarının yazın dünyasından da izler taşır. İlk öykü kitabına konulan bu isim, toplumumuzca, “kutsal” kabul edilen “aile” kavramına getirilmiş sert bir eleştiridir. Bu eleştiri aynı zamanda yazarın özgünlüğünü ortaya koyar. Yazarın özgünlüğe ulaşma çabası, özellikle edebiyat yapmış olmak için yazmama ve yapaylıktan kaçınması onu başarıya taşır ve öykücü daha ilk kitabında emeklerinin karşılığını alır. Kitap “2011 Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’ne” layık görülür. Edebi bir eserin başarısı elbette verilen ödülle ölçülemez. Fakat bu ödülün, diğer edebiyat ödüllerinden farkı: eserlerin, kulvar olmaksızın yarışmalarıdır. Seçici bir kurul tarafından binlerce kitap arasından sıyrılarak ödülü alan bir ilk kitap için bu ödül, önemli bir ölçüttür.

 

 

Bir peruk neden hüzünlüdür?

Öykü dünyasında kendisini göstermeye başlayan yazar, öykü dünyasındaki yerini ikinci kitabı ile sağlama almıştır. En az ilk kitabı kadar dikkat çekici ve düşündürücü bir ismi vardır bu kitabın da:

 “peruk gibi hüzünlü”

Yazar bu kitabında öykü alanındaki yetkinliğini sınamış, ilk kitabıyla almış olduğu ödülün sarhoşluğuna kapılmadan, kılcallarına kadar hesaplanmış, şansa bırakılmamış öyküler yazarak sınavında başarılı olmuştur. Bu sınama yazarın hem kendisine hem de okuruna karşı başarılı olduğu bir sınamadır. Kitap 58. Sait Faik Öykü Armağanı’na layık görülür.

Yazar’ın farklı dünyalara kapılar açan kitabının ismi, yazarın öyküleme ustalığına da ışık tutmaktadır. Bir peruk neden hüzünlüdür? Ya da hangi peruklar hüzünlü olur?

 

            “Kanser bir kadının kullandığı peruk

            Yaşlılığından utanan bir adamın kullandığı peruk

            Kulaklarındaki kusuru örtmek isteyen bir gencin kullandığı peruk

            Bir seks kölesinin, zorunlu seks işçisinin kullandığı peruk”

 

Bütün bu rengarenk peruklar hüzünlü olabilir. Kitabının ismi ile pek çok dünyaya taşınan okur, kitapta yer alan öykülerle de o dünyalara taşınmaya devam eder. Şempanze ile dost olan bir ergenin, mahallenin kadınları ve o kadınların çocukları tarafından sevilmeyen, annesine düşman bir kızın, patronu Zeren’e karşı beslediği aşkı kendi kuytularında yaşayan Zehra’nın dünyasına.

Yazarın kişileri birer anti kahramanlardır. Müthiş kaybederler. Yazar hayatlarının kırılma anlarını yakalar ve hayatın onlara attığı kesiği ustaca betimler.  Yazar Kahramanlarının ne hissettiklerinden çok bu hislerin onlara neler yaptırdığını döker kağıda. Bu sebeple kahramanların kırılma anları ile bu anların anlatımı arasında ciddi bir mesafe farkı vardır. Yalnızdırlar. O kadar ki yalnız olduklarının  farkında bile değildirler. Bu durumu değiştirmek için eyleme de geçmezler. Kusurlarını bilip sahiplenirler ve bahane üretmezler kusurları için. Yazar öykü kahramanlarına demokratik yaklaşır. Ne olduklarından fazla yüceltir ne de alçaltır. Yazar’ın bu yaklaşımı sakin ve kendine güvenen anlatımıyla birleşince gerçekçiliği ve inandırıcılığı yüksek başarılı öykülerin doğmasını sağlar. Bize öğretilen düşünce kalıpları ile düşündüğümüze inanan ve bu kalıpların dışına çıkmamız gerektiğini söyleyen Yalçın Tosun öykülerinde ele aldığı konularla – ensest ilişkiler, çocuk istismarı, cinsel istismar, ergen dünyasındaki karışıklık, cinsel tercihleri sebebi ile ötekileştirilmiş bireyler-okurunun farklı olanı normal kabul etmesine ve dünyaya farklı bakmasına katkı sağlar. Yalçın Tosun’un öykülerindeki bitmemişlik tadı, yazarın okuruna olan güveninden kaynaklanmaktadır. “okura güvendiğinizde daha cesur olursunuz” diyen yazar, öykülerine yerleştirdiği boşlukların okur tarafından doldurulmasını ister.

Dört bölümden oluşan kitapta on altı öykü yer almaktadır. Her bölümün başına Yazar’ın “peruk gibi hüzünlü”  şiirinden seçilen satırlar yerleştirilmiştir. Bu satırlar bölümde yer alan öykülerin temaları hakkında ipucu sağladığı kadar, kitap bütünlüğünün oluşmasına da önemli katkılar da bulunmuştur.

Kitabın dikkat çeken bir başka noktası ise bölümlerdeki sıralama.

Yazar dört bölüme ayırdığı kitapta her bir bölümde sırasıyla: çocukluk-gençlik-olgunluk ve ihtiyarlık dönemlerini ağırlıklı tema olarak kullanıyor. Öykü kahramanları da bu doğrultuda büyüyor, yaşlanıyor. Kitabın bu yönü farklı bir lezzet sağlıyor okuyucuya.

Bir öykü bittiğinde altı çizilecek en az bir cümle yoksa o öykü başarısızdır benim için. Yalçın Tosun bunu bir adım öteye taşımıştır. Onun öyküleri hayatınıza kazıyacağınız cümleler taşıyor.

 

Yunus Meşe

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: