Yağız Gönüler, Uzaktaki Yakın

*Hüseyin Karacalar’a

Hiçbir sabah beni koynunda bekletmedi
Terimin o hiç kurumadığı alnımda
Çok çabuk unutulmuş bir hafızaydı bendeki
Unuturdum uzunca bekleyişlerin nemini
Tabanlarımın düzlüğünde susmazdı düşüncelerim
Beklenmedik yağmurlar sırtımı kaşırdı yaz günleri
Hatırlardım kinimden neler kalmadı geriye
Ne idim demedim ne olacağımı bilemediğimden
Şunun şurasında geçen yıl, hiç istenmeyen bir damat idim

Her şey yolundaymış gibi çıkardım yola, ne mutlu bana
Atımı dürüstlüğün bahçesine bağlardım yalnız kalabilmek için
Kimseye inanmadım kimseye güvenmedim bunda hata etmedim
Ne öğrendimse yola çıktıkça öğrendim bir de yolda kaldıkça

Şahit oldum yaz boyunca şahitliğimi diri tuttum
Tuhaf ve insansız yollar aradım, bulduğumu da sanmadım
Aptesimi bozan etek, pide kuyruğunda sakız çiğneyen genç
Maaşımın tamamını isteyen emlakçı, ensemi karartan sıcak
Kimselere yerini göstermediğim utangaçlığım
Ağzımda koltuğunu henüz ayırtmamış merhamet
Bileti çoktan kesilmiş uzun trenler saklıydı gözlerimde
İşte tüm bunların yüzünden ve yüzsüzlüğünden
Gönlümde koca bir vefa ayırdım çok uzaklara seslenen
Gönlümde koca vedalar da yer buldu çok yakın seslerden
Veda ve vefa
İnanır mısın tüm bu anlattıklarımı sadece bir harfin çıkardığına
Veda ve vefa
Hiç de duygusal bakmadığım dünyada
Açılan bu oturumun şifresi nerede bulunur
F harfi, benim gönlümde çok uzun oturur

Uzay çağında yaşıyormuşuz öyle diyor muhtar
Belediye başkanı kol kola geziyor birkaç müteahhitle
Bölünecek aileler gösteriyor, satılacak gönüller
Kondular tehdit ediliyor, çocukların maçını kamyonlar bölüyor
Hiç durmadan dönüşüyor kentler arsız bir cehenneme
Bense içimdeki cehennemi patlatmakla meşgulüm

Benim için insanlar bir fazladır hüzünden
Bir eksiktir bekleyişler umuda dönüşmedikçe
Kan kurumadıkça sıcak yaranın hemen altında
İki dostun arasına üç kuruş girdikçe
Hisler naylona dönünce
Ne gerek var çöp poşetlerinin ucunun bağlanmasına
Kokuşmuş bir dünyaya uyanıyoruz her yeni sabah
Bu yüzden çok somurturum gregoryen takvimin julyen günlerinde
Halk otobüsünde gebeler ayakta durunca
Çimen görmek için bilet almak zorunda kalınca
Evde ekmek kalmayınca ve gece karnım acıkınca
Karnımda taşırım yüreğimi çünkü kimseler duymaz açlığını
Açtır benim yüreğim yer sofralarına
Kapı tokmaklarına, misafir odalarına
Kimsenin kimseye sırtını dönmediği
Çocukların ayaklarını babalarının ağızlarına sokmadığı günlere açtır karnım
Geçmişin merakı geleceğimi yıpratır, yıpratır, yıpratır
Haklı çıkar geçmişi yalnız gözleriyle arayan babalar
Ben babalığa yaklaştıkça

Sen ve ben ölsek memlekette gazeteler mi çıkmayacak
Nalburlar çiçek mi satacak
Eczaneler kedi maması
Akvaryumlar balık
Kafesler kuş
Uzatmayayım bunları hiçbiri olmayacak çünkü
Devletin hafızasında en fazla
Hiç tokalaşmamış iki şairin telefon faturası kalacak

 

Yağız Gönüler, (Aşkar, 35, Temmuz-Ağustos-Eylül 2015)

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: