Yağız Gönüler, Aman Canım Sen De!

Çanakkale Muharebelerinde Kanlısırt baskınında şehit düşen Dar-ül Fünun öğrencilerinin, baskından evvel birbirlerini cihada ve gazaya teşvik etmek için sürekli okudukları bir marş vardır. Sonradan “Alay Marşı” olarak da bilinmiştir: “Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı / al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı / Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana / sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana.”… Mehmetçik gerek cephedeki gerekse cephe gerisindeki vatan hizmetinde ağzından Allah’ı ve Peygamberi eksik etmeden ilahilerle, türkülerle, şarkılarla, marşlarla yürümüştür kâfir üzerine. Yürürken “Allah Allah!”, vurulduktan sonra “Aman!” demesinin ardında neyin olduğunu Yeni Türkiye’de hiçbir tarihçi anlatmıyor, anlatmayacak. Burada “Hakikat hiç kimseyle paylaşılmasa bile hakikat olma vasfından bir şey kaybetmez. Ama paylaşılmayan hakikat, hiçbir zaman tecelli edemez.” sözü mucibince, tecelli etmesi gereken hakikatleri anlatmayı bir vatan borcu olarak görmek lâzım. Biz “Önce Vatan!” dedikçe birileri “Aman canım sen de!” demeye devam edecektir. Türk olsalardı, bunu demezlerdi.

“Aman” sözünün neyle irtibatlı olduğunu anlatmadan evvel bir gerçek daha var ki, Yeni Türkiye’de Mehmetçik sözünün geçtiği haberleri artık görmüyoruz. Mesela 20 Ağustos 2014 tarihli bir haberde “Van’da devriye görevi yapan askeri time PKK’lılarca ateş açılması sonucu 1 teğmen şehit oldu. Saldırıda bir er de yaralandı” yazıyor. Daha yakın bir zamanda, 7 Mart 2015’teki bir haberde ise “İzmir’in Çiğli ilçesinde iddiaya göre, görev sırasında 4 metre yükseklikten aşağıya düşen 1 astsubay şehit oldu.” yazıyor. Türk kelimesini kullanmamak için elinden geleni yapan güç ve onun medyası, Mehmetçik sözünü de tedavülden kaldırmak için var gücüyle çalışıyor. Mehmetçik artık sadece Şanlıurfa ilinin Viranşehir ilçesinin merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi zannediliyor. Oysa Mehmetçik; Resullullah’ın isminden gelmektedir. Hatta Biz Türkler, peygamberimizin ismi zedelenmesin diye evlatlarımıza uzun yıllar Mehemmed ismini vermişiz. Bu Mehemmed’ler Mehmet olmuş, vatan borcunu ödeyenine de âgûşunu açmış peygamberine kavuşacağı için duyulan sevgi münasebetiyle Mehmetçik denmiştir. Mehmetçik ve Rasullulah. Peki, “aman” bunun neresinde?

Hâlâ belirli aralıklarla “Darıldın mı gülüm bana, hiç bakmıyorsun bu yana”, “Yalı kenarında zülfüm tararım”, “Bir dalda iki kiraz” gibi şarkıların Yunanlılardan müziğimize geçtiği konuşulup duruyor. Makamıyla, usulüyle ve güftesiyle tamamen bize ait olan bu türküler, batı müziğini millete dayatanlar yani müziğimizi katledenler tarafından Rembetiko veya Kanto gibi adlarla millete yutturulmuştur. Çünkü Rembetiko veya Kanto denince bizimle bir alakası yokmuş gibi görünüp, esasen türkü olan bu şarkıların Yunanlılardan müziğimize geçtiğinin ispatı kolaylaşıyor onlar için. Bu türküleri eğer Rumların plaklarından dinlerseniz, bilhassa meyan bölümünde “Aman, of, nur ol, ah” gibi nidaları hemen işitirsiniz. Ne hikmetse Yunanlılar “Aman!” kelimesini telaffuz etmek zorunda hissetmişler. Roza Eskenazi bile Rumca gazellerde(?) Türk üslubundan kaçamamış araya da mutlaka bir iki “Aman” yahut “Ah” nidası serpiştirivermiştir.

Bir şey güzelse, o hemen fark edilir. Biz Türkler güzel olan her şeyi Allah’tan biliriz. Ezan veya gazel okurken elimizi kulağımıza götürürüz. Âlemlere rahmet olmak ve güzellikleri tamamlamak için gönderilmiş Rasullulah’ın adı zikredilince elimizi kalbimize koyarız. Sanatın hangi alanında olursa olsun, bu tahayyül göğsümüzü doldurduğunda da “Aman!” ya da “Ah” deriz. Bunlar birer reverans değildir, güzel olanın güzelliğinden geldiğini bildiğimizden göstermiş olduğumuz bir hassasiyettir. Yemen’e giden Mehmetçiklerimiz için yazılan ve Yemen Türküsü olarak bilinen “Havada Bulut Yok” adlı eserde “Bir çift kundurayla bir de fesi var” sözü geçer. Çünkü Thomas Edward Lawrence, hem öldürdükleri her Türk askeri için hem de şehitlerin memleketlerine hiçbir şartta gönderilmemesi için Araplara bir kırmızı İngiliz altını vermeyi vaat etmiştir. Allah’ın vaadinden dönmeyen Mehmetçiklerin sadece kunduralarıyla, içinde künyeleri yazılı olan feslerini birer poşetin içinde evlerine yollamıştır. Bu yüzden türkümüzün nakaratı “Anom yemendir gülü çemendir” diye yazılmıştır. Anom, “Güzelim, sevgilim” manasındadır ve çoğu zaman bu bölüm “Ah o yemendir” diye söylenir.

Yaman Dede “Aman lafzı senin ism-i şerifinle müsavidir / Anınçün aşıkın zikri ‘aman’dır ya Rasulallah” demiştir. Yani: Ey Allah’ın Rasulü, aman sözü senin mübarek ismine eşittir / işte bu yüzden âşıklar hep aman der dururlar. Ebced hesabına göre de “Aman” ve “Muhammed” kelimeleri 92 sayısını verir. Şairler, edipler, erenler, vakanüvisler ve musikişinaslar; yazdıkları şiirlerde, beyitlerde, güftelerde ve diğer eserlerde bu hesaba daima sahip çıkmışlardır. İşte Rasulallah’ın ismi ile dilimiz arasındaki münasebet; müziğimizde de kendine yer bulmuştur, “Aman” dendi mi Rasulallah hatırlanır. Kâfirle savaşırken dualarla birlikte ağızlarından şarkılarımızı, türkülerimizi ve ilahilerimizi eksik etmeyen Mehmetçik de tertemiz alnından vurulduğunda, toprağa kendini bırakmadan evvel “Aman!” demiştir. Bunu meçhul subayların hatıralarından, askerî tarih kitaplarının dipnotlarına kadar her yerde görmek mümkündür.

Yunanlılar bizden aldıkları bariz olan eserlerimizi okurken söylemekten kaçamadıkları “Aman” nidalarıyla Rasulallah’ı hatırlarlar mı bilmem fakat mübadeleden evvel “Bize askerlik yap, sana ev ve iş verelim” diyen Yunana “Aman aman! Ben gâvura askerlik yapmam!” diyerek memleketine dönen hakiki muhacir dedem Hüseyin Gönüler’i iyi bilirim. Çünkü ülkesindeki iç karışıklık sebebiyle şahsi konforunu düşünerek başka bir ülkeye gidene muhacir denmez. Muhacir; kâfirin saldırdığı ya da saldırmaya hazırlandığı İslâm ülkesini korumaya katılan, harekete geçen, hareket eden kişidir. Unutulmamalı ki Resul-i Ekrem Mekke’yi feth etmek için Medine’ye hicret etmiştir.

 

 

 

Yağız Gönüler

İZDİHAM

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: