William Faulkner, Döşeğimde Ölürken

Dolaşıyor. Gölgesi dolaşıyor.
Bitirdiklerinde içine koyacaklar onu ve sonra uzun bir süre söyleyemedim. Karanlığın ayaklanıp fır dönerek uzaklaştığını gördüm ve,  “Çiviliyecek* misiniz onu içinde, Cash? Cash? Cash?” dedim. Ambarda kilitlendim yeni kapı çok ağırdı benim için kapandı soluk alamadım çünkü sıçan soluyordu bütün havayı. “Çiviliyecek misiniz onu içinde, Cash? Çivileyecek misiniz? Çivileyecek misiniz?”

Babam dolaşıyor. Gölgesi dolaşıyor, testereyle kanıyan tahtanın üstünde aşağı yukarı gidip gelen Cash’ın tepesinde.

Dewey Dell muz alacağımızı söyledi. Tren camın arkasında, rayın üstünde kıpkırmızı. Yürüdüğünde ray sanıp sönüyor. Babam un, şeker, kahvenin çok pahalı olduğunu söyledi. Çünkü ben bir köy çocuğuyum, çünkü kentli çocuklar. Bisikletler. İnsan köy çocuğu olunca un, şeker, kahve neden böyle pahalı acaba. ”Onun yerine muz istemez miydin?” Muzlar yenir gider. Gider. Tren yürüyünce ray yine parlıyor. ”Ben neden kent çocuğu değilim, baba?” Tanrı yarattı beni, dedim. Tanrı’ya beni köylü yapsın demedim. Eğer treni yapabiliyorsa neden hepimizi kentli yapamıyor çünkü un ve şeker ve kahve. ”Muz istemez miydin yerine?”

Dolaşıyor. Gölgesi dolaşıyor.

O değildi. Oradaydım, bakıyordum. Gördüm. O sandım, ama değildi. Anam değildi. O gitti öbürü yatağına yatıp örtüyü çektiğinde. Gitti. ”Kente dek gitti mi?” ”Kentin ötesine gitti.” ”Bütün şu tavşanlar, fareler kentin ötesine mi gittiler?” Tavşanları, fareleri Tanrı yaptı. Treni de O yaptı. Annem de tavşan gibiyse neden hepsinin gidecekleri yeri ayrı yapsın.

Babam dolaşıyor. Gölgesi de. Testerenin sesi uykuda gibi.

Ve işte Cash sandığı çivilerse, tavşan olmayacak anam. Ve işte tavşan değilse ben ambarda soluk alamadım ve Cash da çivileyecek onu. Ve işte o buna izin verirse kendisi olmayacak. Biliyorum. Oradaydım. Gördüm. Kendisi olmadığı zaman gördüm. Ötekiler o sanıyorlar ve Cash çivileyecek.

Anam değildi, çünkü orada tozların dibinde yatıyordu. Ve şimdi parçalandı. Ben parçaladım. Mutfakta, kanıyan tavanın içinde yatıyor, pişirilip yenmeyi bekliyor. O zaman o değildi, anamdı, şimdi o, ama anam değildi. Ve yarın o pişirilip yenecek ve anam o olacak ve babam ve Cash ve Dewey Dell olacak ve sandıkta bir şey olmayacak ve böylece anam soluk alabilir. Orada, yerde yatıyordu. Vernon’u bulabilirim. Vernon oradaydı, gördü ve ikimizle de olacak ve sonra olmayacak.

 

William Faulkner

İzdiham

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: