Ümit Aydın, Botticelli Angel

ayet  çıplak

doğduğun anda dikine bir çizgi çekilir hayata
çağdan çağa değişir bu yüzden insanlığın gölgesi
sonra ölürsün ve bir kadının suskunluğu
yorgunluğunun elinden tutup,
seni uygun bir şehre götürür
ve son salâvat, son şükür; ikinci boylamın adı
mutlak bir değer ekseni, bir aralıktır ömür
ancak ellerinle gezgin, ancak ellerinle özgür

günlerin demir atamamak gibi
kurtulamadığı bir alışkanlığı vardır
daha yeni terk edilen bir kadını özler gibi
komşu olmayı denedim yalnızlığa
durma, bir şarkı daha söyle
sözgelimi asya’dan bir kavim daha sürsün kendini
aciz bir geleneğin kollarından gelelim
göğsümüzde cumhuriyetin kaderi yazsın
ve ben roza dedikçe sen bakunin
asya’nın kalbi kırık ve biraz soğuk
dünya düzeni altında ezilen sevgililerin
alman arabalarına olan tutkusu
pazar sabahı kahvaltıları filan, bilirsin

bazı şehirlerin çekmeceleri vardır
bir mimara dönüştürür şiiri
bazı ayetler çıplaktır
bir gece bir gündüzü sessiz kılmasın diye
stratejiler vardır ve her daim gökyüzü
bazıları avcı, yani namlunun ucunda ayna
gelirsem saçlarını uzat, biliyorsun ellerimiz yok artık
bir ikindiyi bölüşür, uzak bir geceyi tamamlarız

reality reality

oysa daha yeni keşfedilen bir kadın gibi
karşı olmayı denemiştim yalnızlığa
dur ve bir şiir daha oku
ardı arkası net mezopotamya’da
bir aile reality şovlara büyük düş
babalarımızın önümüze sürdüğü geleceğin
ceplerinde binler var, ne yapalım?
ve ben mona roza dedikçe sen gülce
avrupa gezisi filan, işte özgürlük?
işin içine tren raylarını ve bisikletleri de kattık
ve çadırda geçirilen geceleri, bilirsin

ama şimdi o karanlık odanda
birer çıldırış gibi duran kutsal kitapların arasında
şaraplar içip erkekler kusarken
seni elleri daha yeni kirli bir katil görebilir, korkma!
iyi yalnızlıklar atlasıyım, coğrafyasından taşan kent
beni üz ve dünyada mezarı bilinen tek cellada sun
bize sus! içimizin köleleriyiz

her şey bakış açısından ibaret, öyle diyorlar
bir güdüm, bir çizgi ve yasaların kuşattığı diströktler
işte; ansızınlığı düşleyen koca bir nesil
bekleyişindeki yalancı aymazlık
kaderimdeki dirayetsiz dinde bombalar
adı yok bu saçlarını uzatmış kentin
-ki orada, gittikçe daralan bir kelepçe-
adı yok bu savaşın, iması var
herkesin kafasında bir sinopsis
yıllar bizi terk etmiyor, intihar ediyorlar
senin tedirginliğin çevirisiz
içimdeki nehre havza bulamıyorum
belki bilirsin.

Ümit Aydın
İZDİHAM
 
 
bireylikler dergisi | sayı 58, eylül – ekim 2014

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın