Uğur Uçkıran, Erk ile Can arasında geçen bir anın hikayesidir.

Akşam, usul usul şehrin kanına karışıyordu. Kara köpekler gibi yüksek binaların tepesine üşüşmeye başlayan bulutlar salyalarını sokaklara saça saça, ağır ağır devinerek, ıslak gölgelerini düşürüyorlardı yeryüzüne. Şehir ahalisinin en narin fertleri göğün hışmından kurtulmak adına şemsiyelerini bulutlara doğrultup açmaya başlamışlardı teker teker, bir anda açılıveren çiçekler gibi.

Erkan, rüzgara, yağmura, soğuyan çayına aldırmadan bekliyordu. Yaratılış maksadı bu tenha çay bahçesinde soğuk plastik bir sandalyenin üzerinde beklemekmiş gibi bekliyordu. Sanki yıllar önce buraya et, kan ve kemikten ibaret biçimsiz bir yığın olarak bırakılmıştı da rüzgarın, yağmurun elleriyle Erkan’a dönüştürülmüştü. Öyle bekliyordu. Derken olanca boynuyla Canan geldi oturdu karşısına yağmur damlalarından mamul bedeniyle, beyaz birer yalımdan ibaret elleriyle…

Uzun zamandır ilk kez bir araya geliyorlardı. İkisi de aralarında çizilmiş görünmez çizgiyi aşmamaya çalışarak hareket ediyor, diğerini süzüyor ve karşıdakinin söze girmesini bekliyordu. Sanki ikisinden biri sınırı aşsa birbirlerini görmedikleri onca zaman içinde aralarında boy veren uçuruma yuvarlanıp gidecekti.

Canan’ın elleri etrafına ışıltılar saçarak dolandı masanın üzerinde. Paketten bir sigara çıkartıp götürdü ağzına. Sigaranın ucunda turuncu bir çiçek açtı. İlk nefesinin dumanını gökyüzüne teslim ettikten sonra “Nasılsın, ne yapıyorsun.” Dedi. Aralarında dolanıp durmakta olan sessizliğe son vermek maksadıyla kurulan bu cümle bir soru anlamı taşımaktan o kadar uzaktı ki soru işareti dahi cümlenin sonunda durmayı reddediyordu.

Erkan her bir araya geldiklerinde olduğu gibi varlığının yavaş yavaş Canan’a akmakta olduğunu farkediyordu yine. Parmak uçlarında gezinen bir karıncalanma hissi olarak farketmişti bunu önce. Sanki müsaade etse evvela parmakları yavaş yavaş eriyerek Canan’ın varlığına karışacaktı. Sonra her daim titreyen elleri yok olacak, biraz sonra kollarının olması gereken yerde iki boşluk parçası sallanacaktı. En sonunda parça parça karşısındaki varlığa karışarak yok olacaktı Erkan. Bunu engellemek için pakete uzattı ellerini ve parmaklarını bir dal sigaraya sabitledi.

Sağanak bir yağmur sonrasını anımsatan uğultulu bir sessizlik vardı aralarında. Sinsice üzerlerine çöken kadifeden karanlık tüm hareketlerini, çıkardıkları tüm sesleri emiyordu. Canan gerçekliği yırtarmış gibi parıldayan bir alaycılığı ses tonuna raptederek:

-“Ne oldu” dedi “O da mı sevmedi seni?”
Erkan bu bariz alaycılığı duymazdan gelerek cevapladı
-“Sevmedi tabii. Tersi şaşırtıcı olurdu.”

Nedendir bilinmez diğer buluşmalarından farklı bir şekilde bu kez sesini bir bıçak gibi bileyerek konuşuyordu Canan bu yüzden konuşurken kelimeleri tekinsiz parıltılar saçıyormuş gibi gelmişti Erkan’a

 -“Bu sefer umutluydum” dedi parıltıların arasından “Ondan bahsederken hikayelerimden birine aitmiş gibi diyordun.”
-“Doğru” diye cevapladı Erkan sözcüklerden bir kalkanı göğsüne bastırarak “Tam da bu yüzden sevmedi beni.”

 Canan saldırılarını nihayetlendirmeye niyeti yokmuş gibi daha keskin, daha sivri bir sesle; bıçak gibi, konuştu:
-“Tabii ki” dedi “Sen kendi kafanda dahi seni sevecek bir kadın yaratamıyorsun ve hayatının da hikayelerinle paralel gittiğini kendine ispatlamak adına her yenilginden sonra şanlı mağlubiyetini bana anlatarak ispatlıyorsun.”

Erkan sağlı sollu maruz kaldığı bu saldırıları savuşturmaya dahi yeltenmiyordu. Tüm hırsını izmaritten çıkartarak daha dumanı havada dağılmamış sigarasını yeni bir tanesiyle aldattı. Canan haklıydı. Her mağlubiyetinden sonra soluğu onun yanında aldığı doğruydu, her kaybını ona anlatarak somutladığı da ama bir şeyin doğru olduğunu bilmek onu kabullenmeyi kolaylaştırmıyordu. Kalkmaya yeltendi:

 -“Anlaşıldı” dedi “Zırlamalarımı dinlemekten bıkmışsın.”

Canan emreden bakışlarını doğrulttu üzerine. Bu bakışlar olanca kuvvetiyle omuzlarından bastırmış gibi tekrar yerine oturdu Erkan ve seri bir şekilde zihnine çarpan darbeleri dinlemeye devam etti.

  “Anlattıklarından bıktığımı söylemedim.” Dedi Canan “Sadece kendi halini farketmen için çabalıyorum. Emin ol seni zannettiğinden daha iyi tanıyorum. Sen hep demez misin bir insanı tanımlayan şey kaybettikleridir diye? Ben senin bütün kayıplarını dinledim.

Zihninin içinde bir kitabın sayfaları arasında dolaşır gibi dolaşabiliyorum. Dünyanın acemisi olduğunu biliyorum. İlk kitabını okuduğun gün hikayeleri yaşantılardan daha kolay kavrayabildiğini farkettiğini biliyorum. Bu yüzden senelerce durmadan okuduğunu da. Yazabildiğini keşfettiğin andan itibaren tüm varlığını bir kaç sayfa yazıya dönüştürüp anlamlandırmaya çalıştığını biliyorum. Bu yüzden tüm ızdıraplarının bir hikayesi olduğunu da.

Yazdığın hikayelerle ilgili düşünmeye başladığında hikayeleri nasıl yazdığını da hikayelerinin konusu haline getirdiğini biliyorum. Kendini bir hikaye kahramanına dönüştürüp kağıt üzerinde anlamaya çalıştığını da.

İşte bu yüzden elinde kalan son limanı da yakıp gidiyorum çünkü senin zihninde bir kadın ancak gitmekle bir hikayeye layık hale gelir ve ancak hikayesi olan bir kadın sana laf dinleyebilir.”

Konuşmanın tam burasında soluklandı Canan. Konuşmanın tam burasında tüm yeryüzü derin bir soluk verdi. Bir çokları buna rüzgar diyordu. Canan parıldayan sesiyle devam etti.

“Yaz bu akşamı” dedi. “Onlarca kez kullandığın, kullanarak eskittiğin o teknikle yaz. Yazmak sanki kendi isteğin değilmiş başkasının talebiymiş gibi yaz. İsimlerimizi değiştirerek yaz. Çünkü ancak yazarak anlayabileceksin.

Uğur Uçkıran

İZDİHAM

            

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: