Ufuk Akbal, Halıya Dökülenler

Servet-i Fünun edebiyatının temsilcilerinden olmayan Ufuk Akbal halıya dökülenleri yazdı.

Halı; bir evin içinde dekoratif değeri ve dolayısı ile ona ayrılan bütçenin yüksek olduğu ancak melankoli yolunda verilen önemin aynı raddede değerlendirilmediği obje. Kederin ve kaderin ayaklarımız altında aktığı yer. Halı akış mıdır yoksa tıkanış mı? Halıda bize tercüme edilmesi gerekenler sadece desenler değil – o dekoratif, onu aşınca, o bayırı çıkınca halı üzerinden akan zaman ve çocukluk referansı gündeme geliyor. Halı, en Ulus Bakerci nesne; Spinoza halıyı severdi. Hatıra ve halı. Türk halı sahacılığında, çocukluğumuzu telafi etmek isteyen, bu tamire soyunan ancak hayal kırıklığına dönüşen bir şeyler var.

Endüstri devrimi halıcılığımızı dönüştürdükçe, Nurdan Gürbilek “Kendine Ait Olmayan Oda”yı yazdıkça, satranç taşları ile kurduğumuz futbol takımı halının dikdörtgenliğini tayin eden ve farklı bir renge bürünen ilk şeridin içerisine soktuğu topaklaşmış kağıdı gol yapınca, baba kapıyı açınca, baba ders çalışılmadığını görünce, tüm satranç takımı – artık yeni içerikleriyle, büfenin altına süpürülünce, korkulunca, korku dağları bürüyünce, akşam olunca, karşı apartmanın alt ve üst katlarında olup birenleri Hooper resmaniliği ile dikizleme imkânı bulunca, bu dikizleme hayra alamet bulunmayınca, kolumuzda tutup sürüklenildiğimiz psikiyatri hekimimiz Lustral yazınca, Lustral bizi kesmeyince, bu hâlde toprağa çıplak ayakla basmak tavsiye olununca.. bir evden bir odadan, bir eve bir odaya bir arpa boyu kadar yol kat edince, öğle vakti bir sandviç ve Kazım Taşkent, sergi, falan, filan…

Toprağa çıplak ayakla basılır ve halı ayak altından çekilir..

Büyüdükçe toprakla uzlaşılır. Halı ile hemhâl olunur. Ancak bilinir ki, aynı suda iki kez yıkanılmaz. İkea’dan yepyeni bir halı edinilir, İsveç işi oturma odasına kurulunur.

Keder de gelir, hafiften göğüs kafesinin orta yerine kurulur.

Türk halısı diye bir şey var, Türk kederi diye bir şey niye olmasın o hâl?

Soru zangır zangır titretiyor. Soruda soranı tedirgin eden bir şeyler, sonra..

Halıya dökülenlerin sorumlusu, hissediyorum ki, sakarlığımız değil…

 

Ufuk Akbal, YEDİKULE GÖĞÜS HASTALIKLARI HAST. ONTOLOJİ SERVİSİ

İZDİHAM

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın