Türker Ayyıldız, Her Pazar Başka Ölürüm

 

Türker Ayyıldız, “oysa yıllar önce iki kadını üst üste sevmiştim” deyince şiir oluyor.

doğduğum şehirden mektup getiriyor yaz söylenceleri
çocukluğum yine kendini öldürmüş ..üzülüyorum

yatılı okul koridorlarını anımsatıyor sokak lambaları
ütüsüz mintanlar içinde yalnızlıkların büyütüyor çocuklar
siz onları hiç bu halde görmediniz
tren garlarında bir aşina yüz uğruna
bildikleri tüm oyunları unutuyorlar
pazar günleri en çok anneleri geliyor akıllarına
pazar günlerinden nefret ediyorlar

suları çekiliyor antik marmaranın
bizanssın şiirlerine saldırıyor martılar
kırmızı gözlerinde parlayan açlık
zamansız bir savaş oluyor sur diplerinde
milyonlarca sevgilinin tırnaklarını unutarak kazıdıkları kalpler
anlamsız harfler yumağına dönüşüyor kendiliğinden
erosu mitoloji kitaplarına gömerken
gece yarısı cumhuriyetleri kuruyoruz köşe başlarında
“kral öldü yaşasın kraliçe “çığlıklarıyla
en zavallı pezevengimize
kız kulesinin bakire sularını teslim ediyoruz

ve biz kimseyi sevemiyoruz artık..

oysa yıllar önce iki kadını üst üste sevmiştim
kuyruklarında bileylenmiş jiletler olan
iki uçurtmaydı sanki onlar..
ve uçurtma bayramının ilk rüzgarlarında
birbirlerinin mezüre iplerini kopardılar

ilki sevemezdi bunu biliyordum
elimi kanatıyordu tutmak istedikçe
ne kadar serpiştirsem suretini
gölgemde gelincik öbekleri filizleniyordu
dilekler tütün basıyordu yarama
tek yıldız kimıldamıyordu yerinden
düğünler dernekler kurulurken şehir mezarlıklarında
hiçbir intihar fantezisini beğenmiyordum

ikincisi biraz daha yakındı hüzne ve şiire
güldü mü göçmen kuşlar birikiyordu su başlarında
gamzelerinde küskün sahralar
uzun geniş alnında yoksul üç beş saç
ayaklarını sürüyerek geçiyordu sokaklarımdan
şehrin kapılarını kapatırken gece bekçileri
o hep dışarıda kalıyordu..
sevgili değildik,
bir şiirin hüznünü yazdık meyhaneler ve minareler arasına
imkansızı sorguladık
kırlangıç yuvaları da bozuldu ardından

su yılanları,ahtapotlar,deniz anaları
mercanlar ve deniz kızlarının yasak ülkesinde
birbiri ardından süregelen ayrılıkların
müzmin yalnızlığında soluklanırken
tutunabilmek üzere denizlere açılıyordum

terkedilmiş düşler arasından fışkıran
acı yüklü kent akşamlarına
ve mutlaka herkesin bir dizesinden haberdar olduğu
dramatize edilmiş bu şiire yaşantım diyordum
duyduğumu sandığım acıyı herkesin duyması olası değildi
-duyması da gerekmiyordu zaten-
ama deşifre ederek kendimi
kendim olmayan sahte benler yaratıyordum..

imgesizliğimin yarattığı çelişkiler dönemecinde
tüm şiirlerimi sorgulayarak
yıllar yılı içimde çöreklenen duygusuzluğun intikamını
aynı tende yüzlerce ter kokusu ve aşağılık pazarlıklarla
sevgili suretinde görünen fahişelerin koynunda
her pazar akşamı kendimi eskitiyordum

şimdi uzak denizlerden bile nefret ediyor çocuklar
en çok med cezirlerde aşınmış künyeleri
onlar her pazar sehpaya çıkıp öldürürken kendilerini
sakın ola ki sevmekten bahsetmeyin onlara

doğduğum şehirden mektup getiriyor yaz söylenceleri
uçurtma bayramlarını çok severmişim önceden..

 

 

 

Türker Ayyıldız

 

İzdiham

 

 

 

.

 

“İzdiham, 31. Sayısında kapağı okuyucuları istediği şekilde tamamlasınlar diye manşeti siz atın dedi.” İzdiham Dergisi’nin 31 sayısı müthiş bir içerikle okuyucusunun karşısına çıkıyor. Edebiyat dünyasında yeni bir çığır açan İzdiham’ı mutlaka okuyun. İçeriği ile göz kamaştıran İzdiham’ın 30. Sayısı okuyucusuna anlamı büyük, yıllarca saklanacak bir hediye de veriyor. Herkes, herkesle gerçekten selamlaşsın diye.
İzdiham dergisinin 31. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın