Turgut Uyar, Ölümlü Yaşamaya Hergünkü Çağrı

 

Halbuki birçok şey söylenebilirdi. Yadsınırdı örneğin. Ben vurmadım denirdi. Yalvarırdı, kaçardı hiç değilse insan. Türkü bile çağırabilirdi. Herif sokağın ortasında yatıyordu. Kan içimde yatıyordu. Tıpkı ölmüş gibi. Belki de ölmüştü. Öldüyse eğer, sinemalara gidemeyecekti. Sıkıldı mı oturup ağlayamayacaktı. Saçları kandan yapış yapıştı. Hem geceydi hem karanlıktı. Bir direkte bir lamba yanıyordu. Bildiğimiz lambalardan. Bir de bulut. Hâlbuki birçok şey söylenebilirdi. Polis dirseğimi sıktı. Ama hiç acımadı. Artık rahattım. Ayaklarım yerdeydi. Elle tutulurdu yaşadığım. Bir korkuyordum, bir korkuyordum. Titremek geliyordu içimden. Üstelik korkmaktan hoşlanıyordum. Bir şeyler özlüyordum korktuğum zaman. Muz gibi, tüylü tüylü şeftali gibi, sıcacık kadın gibi. Ama değildi, bunlar değildi. Neydi bilmiyorum. En iyisi bir duvara yaslanıp sigara içmekti. Polis dirseğimi sıktı. Birçok şey söylenebilirdi. Denilebilirdi ki, herifin parası vardı benim yoktu, karıma sulanıyordu namussuz, anama avradıma sövdü durup dururken, senin geçmişini… dedi. Ama ben tutum ne dedim oysa. 

İnce Zincir 
Herif düpedüz beni aldattı 
Beni mi ya hepimizi 
Ense tıraşı uzamıştı inandım 
Günlerden cumartesiydi iyi buldum 
Bir ben yoktum başka her şey vardı. 
Dedim ki kendime hatırlar arada bir 
Bir selam versem bütün ışıkları yanar gözbebeklerinin 
Kopmuş gemilerin birer birer rıhtıma bağlar 
Merhaba dedim yüzüme baktı 
Çektim herifi vurdum. 
Halbuki sarhoş olmasaydım vurmazdım 
Adamakıllı ağlasaydım yahut 
Mavi tulumbalar gibi 
Bir ışık boydan boya yolu donattı 
Ortada ben yoktum şaşırdım 
Paltosu eskiydi sevindim 
Merhaba dedim yüzüme baktı 
Cebinde gazeteleri vardı. 
Çektim herifi bir daha vurdum. 
Adamın kanı aktı şaşırdım 
Dünya öyle güzel ki 
Sevişmek var ölmek var 
İç çekmeleri var şaraplarla 
Bir kadının oh demesi var içinden 
Koptuğu yerden başlamak 
Yaşamak için her şey 
Merhaba dedim yüzüme baktı 
Çektim herifi vurdum. 
Aslında bir ben vardım sokakta birde polis. Beni yeni olmuştum. Önce yoktum elbet. Bir de sokak lambası ile o bulut. Bir de vurduğum o adam vardı. Tamam birde ağustos gecesi. Elbette geceydi ne sandınız. Gündüz adam vurmak için sebep yok zaten. Polis benim savunmamı yeter buldu belki. Ama ille tanık gerekiyordu. Öyle dedi polis. Tanık olmadan olmaz dedi. Doğruydu ya. Tanık olmadan olmaz, tanık olmadan kimse ne yaşar ne ölebilir, ne sarhoş olabilir, ne aşık olabilir, ne yankesici olabilir. Bakındım. Sokak lambasını gördüm, gösterdim, bulutu gördüm gösterdim. Hem başka kimseciklere inanamazdım. Zaten kimse de yoktu. O sokak lambasının dedikleri bir bir hatırımda. Işığı da. Gidip bir gün hatırını soracağım.
Turgut Uyar
İZDİHAM

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın