Turgenyev’in Mektupları

Turgenyev’in yakın çevresine yazdığı mektuplar Türkçede ilk kez yayımlandı.

Çok eski tarihlerden bu yana, ünlü kişilerin, aydınların, edebiyatçıların mektupları, bir mektuptan daha fazla işlev görmüş ve önemsenmiştir. Abelard ile Heloise’in yazışmaları ortaçağdaki birçok şeyin, düşünce yapısının tanığı, Makyavel’in mektupları ise adeta Roma tarihidir. Bu tür mektuplar çağına ilişkin belgeler, çağın yaşam tarzı, alışkanlıklar, gelenekler, siyaset, inanç gibi birçok konuda bilgi verir. Bazen bir kitle iletişim aracı işlevi görmüştür bu yazışmalar, bazen de edebiyata malzeme olmuş, hatta edebiyatın kendisi olagelmiştir. Yazarların, düşünürlerin, aydınların mektuplarının okur kitlelerine açılması, yayımlanması ise çoğu kez bir gizin faş edilmesi gibidir. Okur, yazarın romanlarını, hikâyelerini, denemelerini okumuştur. Ne ki yazarı tanıdığını, ona bütün bunları yazdıran ruh halini, sosyal çevreyi, koşulları anladığını iddia edemez pek. Yalnızca tahminlerden ve çıkarımlardan ibarettir bu kısmı. Ancak mektuplarını okuyunca onun gizli dünyasına girer. Agora Kitaplığı tarafından yayımlanan Turgenyev’in Mektupları hem 19. yüzyılın bilinen kişileri hakkında ilginç ayrıntılar aktarıyor hem de dünyaca ünlü yazarın kinlerini, meraklarını, aşklarını, kıskançlıklarını, zaaflarını gözler önüne seriyor.
İlk mektubunu 12 yaşında yazdı

Turgenyev’in, aralarında Tolstoy, Flaubert, Zola, Dostoyevski ve Gonçarov gibi büyük yazarların da bulunduğu yakın çevresine, edebi dostlarına ve aşklarına yazdığı, duygularını, elemlerini ve ölümü bekleyişini anlattığı mektupları kimi zaman tatlı sert, kimi zaman öfkeli ama genellikle içten ve sıcak. Mektuplar, 1818-1850, 1851-1860, 1861-1870, 1871-1879 ve 1880-1883 olmak üzere beş döneme ayrılmış. 1818 doğumlu Turgenyev’in ilk mektubu, 12 yaşında amcasına yazdığı günlük şeklindeki mektup. Bunu yazarın ilk eseri olarak görmek de mümkün. Petersburg Üniversitesi profesörlerinden, eleştirmen ve edebiyat tarihçisi A.V. Nikitenko’ya, yazdıkları hakkında görüş istediği, özgüvensizlik ve ürkeklikten kaynaklanan bir mütevazılıkla kaleme aldığı mektup ilk dönem mektupları arasında. Bu mektup, Turgenyev edebiyatının yola çıktığının ilk işareti aynı zamanda. Ancak Nikitenko’ya yazılan bu “edebiyat çaylağı” mektubuyla, tarih profesörü Granovski’ye yirmili yaşlardaki Turgenyev’in kendi kişiliğindeki tutarsızlıkları itiraf ederek başlayıp büyük bir özgüvenle –gençliğin verdiği ukalalık mı demeliyim?- kaleme aldığı mektup arasında çok uzun zaman yok. İlginçtir, Turgenyev, Granovski’yi hep büyük saygıyla anmış olsa da Prof. Granovski’nin onu kişiliksiz ve önemsiz bulduğu söylenir. Bu kanaatin oluşmasında genç Turgenyev’in edebiyattan sanata, siyasetten teolojiye, neredeyse her ilimden birer cümleyle de olsa dem vurduğu bu mektubun etkisi ne denli olmuştur, bilmek zor!

19. yüzyıl anarşistlerinin en bilineni ve bir süre aynı odayı paylaştığı Bakunin’e, kendisine âşık olan Tatyana’ya ve 26 yaşındayken tanıyıp âşık olduğu ve hep öyle kaldığı opera sanatçısı Pauline Viardot’ya ilk mektupları da 1850’ye kadar süren ilk dönem mektupları arasında yer alıyor. Bu mektupların ortak özelliği, çocuk, yeni yetme ve delikanlı Turgenyev’i doğru sırayla görebilmemiz. Kendini beğenen, her duyguyu coşkulu yaşayan bir Turgenyev.
Tolstoy’a tavsiyeler

1850’de annesinin ölümü sonrası miras yoluyla toprak sahibi olan, mektuplarında sahip olduğu toprakların yönetiminden, hayat gailesinden söz eden Turgenyev’in yanı sıra artık eserlerindeki başarılarıyla övünen ve egosuna hâkimiyetini yitirmeye başlayan bir Turgenyev görüyoruz. Sivastopol kuşatmasında, Kırım’da bir asker olan Tolstoy’a, tanışma talebini dile getirmek için yazdığı mektupların ilkinde “Siz bir yazar, bir söz ve düşünce sanatçısı olmak için yaratılmışsınız” diyerek hem hayranlığını dile getiren hem de onu savaşı bırakması için ikna etmeye çabalayan Turgenyev, iki yıl sonra (1857) yazdığı mektupta “Âdeta sırtınızı okşuyor gibi olmaktan dolayı özür dilerim, ancak ben sizden tam on yaş büyüğüm ve sizin için bir eğitmen, bir sırdaş olduğumu düşünüyorum” diyerek bulunduğu yeri epeyce yüceltir. Yine Turgenyev’in sonraki mektuplarından, Tolstoy’un bu tavırdan hiçbir zaman hazzetmediğini, Turgenyev’in önerilerini ve “eğitmenliğini” dikkate almadığını anlıyoruz.

Turgenyev, edebiyat dünyasından yalnızca Tolstoy’la değil, Oblomov’un yazarı Gonçarov, Dostoyevski ve Flaubert’le de mektuplaştı. Gonçarov’la 1856’da dost oldu. Ancak Gonçarov, Turgenyev’in kendi fikirlerini çaldığını ve eserlerinde kullandığını iddia etti. Turgenyev, Gonçarov’a yazdığı bir mektupta bu iddiaya olan öfkesini, kendi “bağışlayıcılığını” öne çıkararak dile getiriyor.

1860’ta kızıyla Paris’e yerleşen Turgenyev’in 1870’e kadarki mektuplarından en çok dikkati çekenler, Dostoyevski’ye yazdıkları. 1845’te tanıştığı yazara ilk mektubu 1862’de yazıyor. Yeni yayımlanan Babalar ve Oğullar’a beğenisini anlatan bir eleştiri yazan Dostoyevski’ye bir teşekkür niteliğindeki mektupla aralarında bir samimiyet kurulsa da, ideolojik farklılıklar bu samimiyeti sürdürmelerine engel oluyor. Turgenyev’in, Dostoyevski’nin deli olduğuna ilişkin kanaati hiç değişmiyor.
‘Dostum, edebiyata dönünüz’

Turgenyev’in mektupları Babalar ve Oğullar’a gelen eleştirilere yanıtlar içeriyor. Bu da kitabın o dönemde de fazlasıyla ilgi gördüğünün kanıtı gibi. Flaubert, Victor Hugo ve hayatının sonuna kadar dost kalabildiği birkaç insandan biri olan Zola’ya mektupları da Turgenyev’in dönemin siyasetine ilişkin fikirlerini, kişisel acılarını, edebiyata bakışını bugüne aktaran belgeler niteliğinde. 1880-1883 mektuplarına ise son dem mektupları demek yanlış olmaz. Yakınlarının ölümü, kendi sağlık sorunları, ekonomik sarsıntılar, yazmayı bırakması bu dönem mektuplarının neredeyse tümünün teması. Turgenyev’in edebiyatçı dostlarına yazdığı mektuplardaki ortak tema ise onları sürekli yazmaya, edebiyattan kopmamaya teşvik etmesi. Bu yönüyle Turgenyev’in mektupları birer üstünlük kurma, bulunduğu yeri yüceltme aracı olarak da algılanabilir. Tolstoy’a yazdığı, muhtemelen son mektubu, Turgenyev’in ölüm döşeğinde bile eğiticilik ve yön vericilik takıntısından vazgeçmediğini gösteriyor sanki: “İyileşmem imkânsız ve bunu düşünmenin hiçbir yararı yok. Çağdaşınız olmaktan ne kadar memnun olduğumu söylemek ve son ricamı içtenlikle bildirmek için size özel olarak yazıyorum. Dostum, edebiyata dönünüz!”

 

Agora Kitaplığı, Çeviren: Mefkure Bayatlı, Yayın Yılı: 2011, 400 sayfa
Temel Karataş eleştri yaptı.
İzdiham

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: