Trump’ın Kudüs’le İlgili Barış Konuşmasının Tam Metnini Yayınlıyoruz

Biz Amerikalılar, tüm Hıristiyanlar adına dünyaya barış getirmek için her fırsatta önümüze geleni yıktık, yaktık ve öldürdük.

Bizim barışa olan düşkünlüğümüz bundan yüzlerce yıl önce Haçlı Seferleri ile başladı. Yıkılmadık şehir, yakılmadık köy, öldürmedik mazlum bırakmadık. Yeri yerinden oynatsak barış içindi, göğü insanlığın başına yıksak insanlık için.

Kuruluşumuzda topraklarımıza barış ve demokrasi getirmek için tüm Kızılderilileri öldürdük. Çünkü insan olmamızın en büyük şartının başkalarını öldürmek olduğuna inancımız tam. Bu bizim genlerimize işleyen bir hareket. Benjamin Franklin dedemiz o kadar barışa düşkündü ki insanların derisini yüzerken bile sarhoştu. Keyiften.

Biz dünyaya barış getirmek için I. ve II. Dünya Savaşları’nda da elimizden geleni yaptık. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine bıraktığımız atom bombaları ekmek ve İncil çarpsın ki barış getirmek içindi. Milyonlarca insan ölmeden Japonya’ya ve Vietnam’a barış getiremezdik.

Nükleer silahlarımızı barış için üretiyoruz. Asla bunu insanlık için tehdit olarak görmeyin. Sizler üretemezsiniz ama biz; birkaç devlet üretip duruyoruz. Siz çünkü barışı bilmezsiniz. Barışı ancak bizim gibi eli kanlı katiller bilir. Silahla ancak bir insan öldürebilirsiniz. Ama nükleer silah öyle mi? Kullandığın an milyonlarca insanı bir anda öldürebilirsiniz. Bir kurşun bir barış, bir nükleer silah binlerce barış.

Demokrasi diye bir yönetim biçimi icat ettik. Eğer barış ve insanlıkla halledemediğimiz meselemiz olursa bunu demokrasi kılıfı altında hallettik. Bakın Irak’a! Irak’ta nükleer silah var deyip milyonlarca müslüman kadına askerlerimiz tecavüz etti, erkeklerini barış için gözümüzü kırpmadan öldürdük, çocukları yetim bıraktık. Asla kötü bir niyetimiz yoktu. Biz barışa, demokrasiye ve insanlığa aşırı şekilde düşkün insanlarız.

Afrika’da rengini beğenmediğimiz çıplak ayaklı insanları barış için sömürdük. Öyle güzel oluyor ki sömürmek. Altın madenlerine el koyduk onların, aç bıraktık, sefil oldular ama asla kötü bir niyetimiz yoktu. Bizim amacımız sadece barışı getirmekti. Açlıktan ölmemeleri için karınların taş bağlasınlar diye taş hediye ettik.

Libya’da, Tunus’ta, Mısır’da, Bosna’da ve bizim bile yerlerini unuttuğumuz her yere barış elçisi olduk. Silah sattık bolca, silahı bitene silah, düşmanlığı bitene düşmanlık, nefreti bitene nefret ihraç ettik. Bize göre bir yerde huzur varsa orada barış yoktur. Bizim kaidemiz budur. Bir de El-Kaidemiz vardır. Önce kan, sonra ceset, sonra sömürmek. Huzuru olanın kesinlikle barışa ihtiyacı vardır.

Bütün kıtalardan daha uzaktayız ve ajanlarımız her ülkede cirit atıyor. Yetişemiyorsak o ülkelerden kahpe satın alıyoruz. O kadar çok kahpe var ki al, al bitmiyor. Sonra onların eliyle barışı getirmek için çabalıyoruz. Canımızı sıkan bir yönetim olursa barış diyerek huzuru bitiriyoruz; medeniyet diyerek insanların birbirine güvenini yok ediyoruz, olmadı birkaç uçak, bomba. Artık içimizdeki şeytanlar ve iğrenç niyetlerimiz ne istiyorsa onları temin için biteviye çalışıyoruz.

Sıra Kudüs’e geldi. Aptal Arap liderleri zaten satın almıştık ama müslüman halklara hala sözümüz geçmiyor. Onlar için de barış düşünüyoruz. Bunun için en son adımı bu gece Kudüs’ü, yavşak devlet olduğunu bildiğimiz İsrail’in başkenti ilan ediyoruz. Barış gelmez ayol başka. Barış gelmez.

Biz barışa o kadar düşkünüz ki beş devlet bir araya gelip vur patlasın, çal oynasın yapıyoruz Birleşmiş Milletler’de. Kim iyiyse bizim düşmanımızdır, kim gerçekten bir arada, huzur içinde yaşamak istiyorsa bizim g…tümüze kazık giriyor, rahat edemiyoruz. Gittiği yere kadar öldürmeye, yalan söylemeye, sahtekar olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz buyuz. Barışçıyız, demokratız, yavşağız, sahtekarız kardeşlerim. Yalan söylüyorsak nasılsa papazlar var. Kiliseye gidip günahlarımızı affettiriyoruz. Günahlarımızı affettirmek 1 TL. artı bir miktar mumdur.

Öldürdüğümüz milyonlarca insan için üzgünüm. Umarım bir gün bizden özür dilerler.

 

 

 

 

Trump konuştu, Bülent Parlak yazdı

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham Dergisi 32. Sayısında birbirinden güzel yazılar, şiirler, çıldırmalar, öyküler ve denemelerle okuyucusuyla buluşuyor. Kapakta viyolonsel çalan Vedran Smailovic.  Bosna yerle bir edilirken her enkaza smokinini giyerek ağıt yakan Vedran’ın iç burkan hikayesini okuyacaksınız. Arka kapakta ise saçlarını üfleyince tarak uzattığımız Naim Süleymanoğlu. İzdiham, unutulmaz bir sayı daha sunuyor. İzdiham Dergisi 32. Sayısına Buradan Ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın