Theodor W. Adorno, Kitle Hilesi Olarak Aydınlanma

Nesnel olarak nitelenen dinin desteğinin yitimi, kapitalizm öncesi kalıntıların feshi olan sosyolojik teori, teknolojik ve sosyal farklılaşma ya da uzmanlaşmayla birlikte kültürel bir kaosa öncülük ederek her gün yanlışlanıyor; üstelik şimdi aynı etkiyi herşey üzerinde yaratıyor. Filmler, radyo ve dergiler her parçada ve bütünde hep aynı kalan bir sistem oluşturuyor! Politik karşıtların estetik aktiviteleri bile kesin olan sistemin ritmine gayretli bir itaat içerisinde.

Otoriter ülkelerde etkileyici endüstriyel yönetim büroları ve sergi merkezleri hemen hemen birbirleriyle aynı. Uluslarararası şirketlerin dahiyane planlaması olan; her yerde boy gösteren muazzam parlaklıktaki kuleler ivme kazanmış olan serbesleşmiş girişimci sistemin dışardan görünümleri… Şimdi betondan yapılmış şehir merkezlerinin yanında daha eski evler gececekondu görünümünde ve dayanıksız yapılarıyla dağın eteklerindeki yeni evler teknik ilerlemelerinin övgüleri içerisinde bir teneke gibi kenara atılmayı bekliyor. Şehir iskan projeleri,bireyi; küçük yaşam alanlarında bağımsız görünen, rakibine daha önemsizmiş gibi davranan biri haline getirdi bile; işte kapitalizmin gerçek gücü… Çünkü yerleşimciler, tüketiciler ve üreticiler olmak üzere aynı işin ve zevkin merkezine çekildiler, tüm yaşayan varlıklar iyi işleyen komplekslere dönüşüverdi. Toplumun küçük ve büyük gruplarının sıradışı birlikteliği, erkekleri bu kültürün bir modeli olarak sundu: belirli ve genel olanın yanlış kimliği! Suni çerçevesinin çizgileri görünmeye başlayan tekel altındaki bütün kitle kültürleri özdeştir. En yüksek mevkilerdeki insanlar bu tekelin görünümünü saklamakla pek ilgili değildir, şidddeti ortaya çıktıkça daha da güçlenecektir. Sinema ve radyo sanatmış gibi görünmeyi çok uzun süre devam ettirmez. Gerçek şu ki bunlar yalnızca üretilen şeyin yararlılığını ortaya koymak adına oluşturulan ideolojinin içeriğidir… Kendilerine endüstri adını veren bunlar, yöneticilerinin geliri yayımlandığında, hiç şüphe yok ki ürettikleri malın sosyal faydasını düşünecek durumda değillerdir!

İlgili kesimler kültür endüstrisini teknolojik terimlerle açıklar. Zorunlu olan kopya ilerlemelerin kaçınılmaz olarak pek çok yerde aynı ürünlerle tatmin edilebilen benzer gereksinimlere ihtiyaç duyduğu, milyonlarcasının bu yüzden onun içinde olduğu anlatılır. Teknik zıtlığın, çok büyük oranlarda dağılmış yaygın tüketim noktaları ve az sayıda üretim merkezi, yönetim tarafından plânlamaya ve organizasyona gereksinim duyduğu söylenir. Bununla birlikte iddia edilir ki, tüketicilerin ihtiyaçlarına göre ayarlanan standartlar ilk sıraya yerleştirilir, bu yüzden de çok az direnmeyle karşılaşarak kabul görür. Sonuç sistemin birliğini daha da güçlendirecek manipülasyon ve hukuk ihtiyacının birliğidir. Teknolojinin toplum üzerinde elde ettiği gücün en önemli boyutunun bunların toplum üzerindeki ekonomik gücü olduğu gerçeğinden bahsedilmez. Teknolojik neden kendi baskınlığının nedenidir. O kendinden ayrı olan toplumun zorlayıcı doğasıdır. Arabalar, bombalar, sinemalar; onların ulaştığı seviye, onun gücünü yanlış yönde ilerlettiğini gösterene kadar onları birlik halinde tutar. O kültür endüstrisini standardizasyon ve kitle üretiminin başarısından daha ileriye götüremedi; hem de işin mantığı ile sosyal yaşam arasındaki tüm içerikleri feda ederek!

Bu teknolojideki ilerleme yasasının bir sonucu değil ama bugünün ekonomisinin bir fonksiyonu. Merkezi kontrole direnebilme bilinci çoktan kişisel bilinç tarafından bastırılmış durumda… Telefondan radyoya geçiş rolleri farklılaştırdı. Öncekisi aboneye kendi rolünü oynama izni verdi ve özgürlükçüydü; sonraki ise demokrattı: tüm katılanları dinleyiciler haline dönüştürdü ve onları otoriter bir şekilde hemen birbirleriyle aynı olan radyo programları yayınlamaya zorladı. Buna karşı durabilecek makinalar icat edilemedi ve özel yayımcılar özgürlükten yoksun bırakıldı. Varolduğu söylenen amatörler alanına hapsedildiler ve yukarıdan gelen düzenlemeleri kabul etmek zorundaydılar.

Ama resmi yayımlamada halkta kendiliğinden oluşan her iz profosyoneller tarafından seçilen kaliteli insan bulucular, stüdyo yarışmaları ve resmi programların her türüyle kontrol edilir ve soğrulur. Kaliteli olanları çok öncelerden onların çok fazla bilmediği bir endüsriye ait olur. Böyle olmasaydı; içinde olmaya çok fazla istekli olmazlardı. Halkın davranışı, görünürde ve gerçekte kültür endüstrisinin sistemine yardım eden, sistemin bir parçası ve bu davranış onun için bir kusur değil. Sanatın herhangi bir dalı farklı bir çevre ve içerik olarak aynı yolu izlerse, eğer günlük haberlerin etkileyici entrikalarının yayımı müzik tecrübesinin terazisinin her iki tarafındaki teknik sorunları aşmaktan başka birşeyi göstermeye yetmezse(-gerçek jazz veye ucuz taklitler), veya Beethoven senfonisinden hareketle kabaca bir film müziği, Tolstoy romanında olduğu gibi anlaşılmaz bir şekilde, uyarlanırsa; eğer bunlar böyleyse halkın içgüdüsel isteklerinin tatmin edildiği iddiası koskoca bir balondan ibarettir!

Theodor W. Adorno; Çeviri : Volkan Çelebi

İZDİHAM

İzdiham 28 Çıktı. İzdiham 28. Sayısında da yine herkesten farklı, her şeyden özgün, her şeyden daha şiir. 28. Sayı ile İzdiham yepyeni bir yolculuğa daha başladı.  Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Bekir Şamil Potur, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Alper Çeker, Yunus Meşe, Emine Şimşek, Ferhat Toka, Bilge Çiğe, Mücahit Gündoğdu, Sema Evin, Meltem Gülname Kaynar,  Hatice Çay ve Yağız Gönüler hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham 28. Sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: