Tenisin Zararları ve Biz Neden Tenise Karşıyız?

Tenis, Türk örf ve adetlerinde yeri olmayan oldukça berbat bir spordur. Tenis oynamak ruha zarar verir. Zaten tenis oynayanlar ruhen ölmüş insanlardır.

Boris Becker’den beri tenis, tenis olmaktan çıkmış menfaatçi ve haram yiyenlerin uğraşısı haline gelmiştir. Türkiye’de tenis oynadığını zannedenlerin çoğu haram yiyen insanlardır.

Özellikle son zamanlarda tenisin halk arasında nefret, kin ve lanetlenerek anılmasında bu haramzadelerin katkısı çoktur. Federer bile tenisin itibarını kurtarmaya imkan bulamamıştır.

Hayatlarını bedava yaşamak üzerine kuranların oynadığı spor olan tenisin beden sağlığına da oldukça zararları vardır. Fıtıktan uyuza, menüsküsten vebaya kadar birçok hastalığa sebep olabilir.

İyi insanlar asla tenise merak salmazlar. Sadece aşırı kötü insanlar tenisle uğraşırlar. Tenise başlayan birinin en büyük özelliği insanları satacak olmasıdır. Stefi Graff’ın ilkokul arkadaşları arasında nefretle anılmasında Graff’ın tenise başladıktan sonra uğradığı değişimdir.

Edebi olarak da tenisin hiçbir değeri yoktur. Tenis, hiçbir şaire şiir olmamıştır. Hiçbir romancı tenisçileri karakterlerine dahil etmemiştir. Üstüne tüm edebiyat kamusu  tenis duyunca şiirden, romandan ve öyküden kesilirler.

Tenisin doğaya da zararları büyüktür. Kort yapacağız diye kesilen ağaçların haddi hesabı yoktur. Yeşil alanları mahveden inşaatçılıktan sonra ikinci büyük tehlike tenistir. Tenis öyle berbat bir uğraştır ki ne siz sorun, ne biz anlatalım.

Boyun fıtıklarının en büyük sebebi tenis denen şeydir. Kafalarını bir sağa, bir sola sallamaktan bugün birçok masum insan boyun fıtığı olmuştur. İnşaallah hükümet tenisi yasaklar ve bu insanların boyun fıtığı olması engellenir.

Tenise harcanan para yurtdışına gitmektedir. Ülkemizde üretilmeyen tenis eşyalarına harcanan para bugün cari açığımızda önemli olmasa da epey yer tutmaktadır. Zengin ile fakirin arasını açan tenise karşı olmak her Türk vatandaşının asli vazifesi haline gelmiştir.

Sokrates, Aristo, Heideger, Kant, Arabi, Yunus Emre, Fenerbahçeli Cemil de tenisi ağızlarına almamış insanlardır. Hawking her şeye bir çözüm bulmuş ama bu saçma spora asla değinmemiştir. Çünkü tenis değersizdir. Çok değersiz. Kim tenis oynuyorsa o bizden asla olamaz, değildir.

İZDİHAM

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın