Taksim’de dünyayı kurtaran insan modelleri

Taksim’de dünyayı kurtaran insan modelleri

Taksim deyince akla İstiklal Caddesi gelir. Biz de İstiklal Caddesi’nde dünyayı kurtarmaya talip kişileri gruplandırdık. Umarız, beğenmezsiniz ama maalesef böyle işte. Ama bir şey diyelim. İstiklal Caddesi gerçekten çok güzel bir yer. Kalabalığıyla ya da tenhalığıyla. Ya da şöyle diyelim: İstiklal iyi ama çevresi kötü. 

 

1. Gece yarısından sonra barlarda içmeye başlayıp sağa sola küfür edenler: Bu tipler genelde 20-70 yaş aralığında olurlar. Genç yaştakiler dünyayı kurtarmaya kendinde güç bulurken evinden izin alamadıklarını saklayarak daha da kahraman olurlar. İleri yaştakiler ise dünyanın kendilerine haksızlık ettiğini hiçbir fırsatta saklamazlar. Sarhoş olduklarında mükemmel derecede cesur ve küfürbaz olurlar.

 

2_big

2. Sinemacı tayfası: Kafe kafe, sokak sokak, han han gezerek oynadıkları dizilerden, oynayacakları dizilerden, oynama ihtimali olan dizilerden bahseden tayfa. Bu tayfaya başta mahalle muhtarları olmak üzere kimse güvenmez. Aile içinde illallah getirilen kişi ve kurumlardan oluşur.  Dünyayı kurtaracakken otobüs geldiği için evlerine dönmek zorunda kalmışlardır.

tumblr_inline_mgzy68R3oN1raucvu

3. Şarkıcı tayfası: Çatalla şarkı söylerken kendini Tina Turner,  İbrahim Tatlıses veya Pink Floyd yerine koyan ve bu hızla Taksim’in herhangi bir kafe ya da barında şarkı tüttüren tayfadır. Saçlar ile botları arasında muazzam bir uyum sözkonusudur. Her konuda söyleyecekleri bir fikirleri mutlaka mevcuttur ve küfür ettikleri Acun Ilıcalı’nın yarışma programlarının elemelerine mutlaka katılırlar. Yoksa uykuları kaçıyor.

taksimde-gostericilere-tomali-mudahale-CHA-1810189-1-t

4. Göstericiler Tayfası: Bir gösteri falan olsa da katılsak diyen eğlenceli tayfadır. Genelde ailelerinden ayrı yaşarlar. Çalışmak yerine çalışmayarak ve başkalarına yük olarak yaşamanın garip onurunu taşırlar. Dünyayı gösterilere katılarak kurtarırlar. Polisten gaz yemek kendi aralarındaki hiyerarşide önemli yer tutar. Anarşizmin bir Amerikan komedisi olduğunu anlamaları zaman alsa da mahalle bakkalarına, arkadaşlarına, oturdukları kafelere bile borç takanlarına çokça rastlanır. Kendilerini kurtaracak şey yeni bir gösteridir. Hobi gibi bir şey yani.

 

5. Entelektüelciler: Bizim adamımız bunlardır. Entelektüelcilik alır, entelektüelcilik satarlar.  Cioran’dan 3, William Blake’den 4, Knut Humsun’da 1, Kafka’dan 7 aforizma ile dünyaya meydan okurlar. Nedense tanışıldıktan beş dakika sonra puhahahaha:) şeklinde gülmeye başlarlar. Dünyayı aforizmaların ve twitterın kurtaracağına gönülden inanırlar.

 

 

5. Şair ve Yazar Tayfası: Mustafa Amca’nın taburelerinde ya da Ara Cafe’de oturur ve dergi çıkarma, dergilerine son verme, kitap çıkarma, kitaplarını masalarında gelen geçene göstermecilikle meşguldürler. Mephisto’ya gidip kitaplarını alarak kitap satışlarına derin etkiler yaparlar.  Özellikle hafta sonları etkinlikleri arasındadır Mephisto’ya gitmek. CHP Belediyeleri’nin kendilerini davet etmelerini beklerler ama genelde beklemekle geçer ömürleri. Şiirler, genelde 1980’den öteye gidememiştir. Dünyayı kimsenin anlamadığı dergileriyle kurtarırlar.

 

 

6. Cincon Kızlar, Cincon Erkekler: Ağızlarında sakız, kulaklarında küpe, ellerinde kocaman Samsung akıllı telefon ile dünyaya gelmişlerdir. Yaaaaaaa, demeden cümlelerinin sonunu getiremezler. Örnek: Çocuğu gördün mü yaaaaaaaaa? gibi. Kıyafetlerin sergilendiği bütün saçma tv programlarını ezbere bilirler. Dünyayı akıllı cep telefonlarıyla çektikleri selfielerle kurtaracaklardır.

 

 

7. Senarist Tayfası: Sinemacılardan ayrıldıkları taraf artist olmayı küçümsemeleridir. Artistleri küçümseyerek dünyayı kurtaracaklarının iddiasındalardır. Siyaset, bilim, bilinmezlik dahil her konuda fikre sahiplerdir. Şiiri sevmezler ama şiirden de ayrı duramazlar. Yüz yıl falan bir senaryoya emek verip kazandıkları parayı bir yıl içinde bitirebilme özelliğine sahiplerdir. Rakipleri, diğer senaristlerdir. Üç kısma ayrılırlar. Küçük, orta, büyük senaristler. Mephisto’da latte içmeyi ayrıca severler.

 

8. Kiliselere tedirgin girenler ile mum dikenler: İstiklal Caddesi’ndeki kiliseleri ziyaret ederken İslamiyet’ten çıkarım duygusunun tedirginliği birinci ziyaretten sonra biter. Peki çıkılır mı? Elbetteki hayır. Tek sıkıntı ayakkabımızı çıkarmıyoruz, bu nasıl iş? sorusudur. Selfie çekerken çok rahat olmazlar. Çünkü kilisedeki sükunet buna engeldir. Aziz Antonyo Kilisesi gerçekten mimari açıdan çok güzeldir. Tavsiye ederiz görmeyenlere. Mum dikmek ise genelde ikinci ya da üçüncü ziyaretten sonra gerçekleşir. Bu tipler çaput da bağlar, mum da diker. Kilisenin içindeki papazı gördüklerinde akıllarına gelen ilk soru “günah çıkarsak mı?” olur ve gülmeden sorunun sonu gelmez.

 

 

9. En iyi fal Taksim’de bakılır hissine sahip tayfa: Hafta sonraları Taksim’e çıkanların büyük kısmı fal baktırmaya giderler. Büyük paralar döner bu sektörde. Falcılar genelde üniversite öğrencileri ile üniversiteyi terk edenlerden oluşur. Önemli olan fal değil, karşıdakinin duymak istediklerini söyleyebilmektir. Bunu da başarırlar genelde. Fal baktıranların çok büyük çoğunluğu hanımlardır. Her türlü semtten gelirler. Dünya yansa umurlarında değildir, faldan başkası dünyayı kurtarmaz.

 

Boş Tayfa: Genelde Taksim’e uzak semtlerden gelirler. Kimseye bakmadan yürümeyi iyi becerirler ama aslında herkesin farkındalardır. Dünyayı kurtaracak şey bulacakları bir sevgilidir. Başarırlarsa ki asla böyle bir şey yok, dünya da kurtulacaktır, kendileri de.

İZDİHAM

SKL Hareketi

Ya bizim efkarımız ne olacak? 

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın