Subcomandante Marcos, Aslan Bakarak Ölür

Aslan bakarak ölür…

Koca Antonio eski çakmaklısıyla Amerikan Puması’na çok benzeyen bir dağ aslanı avlamıştı.. Deriyi gururla gösterdi bana, hiçbir delik yoktu üzerinde. “Tam gözünden.” dedi… “Aslan öteki hayvanlar güçsüz olduğu için güçlüdür. Aslan ötekilerin etini yiyerek yaşar, çünkü ötekiler aslanın kendilerini yemesine izin verir. Aslan pençeleri ya da dişleriyle öldürmez. Aslan bakarak öldürür. Önce yavaş yavaş ve sessizce yaklaşır çünkü ayaklarında sis vardır. Gürültü onu öldürür. Sonra sıçrar ve kurbanını bir hamlede pençesiyle alaşağı eder; gücünden çok, yarattığı şaşkınlıkla. Sonra bırakır ve kurbanını seyretmeye koyulur…

Zavallı hayvan oracıkta öyle, başka çaresi olmadığı için kendine bakan aslana bakmaktadır. Hayvancığın gördüğü artık kendisi değildir; aslanın bakışlarındaki görüntüsüne bakmakta, aslanın bakışlarında zayıf güçsüz hayvanı yani kendini görmektedir. Oysa hayvancık daha önce “Zayıf mıdır? Küçük müdür?” hiç düşünmemiştir. Ne küçük, ne güçsüz öyle sıradan bir hayvandır işte. Ama şimdi aslanın bakışında korkuyu görür. Gördüğünün görüldüğünü görünce de zayıf ve güçsüz olduğuna iyice ikna eder kendini ve aslanın bakışında gördüğü korkudan korkar. O zaman zavallı hayvancık başka hiçbir şeye bakamaz olur. Gecenin soğuğunda dağlarda nasıl kemiklerimiz tutulur, kıpırdayamazsak o da öyle kıpırdayamaz. Bırakır kendini, teslim olur. Gerisi aslana kalmıştır. İşte böyle öldürür aslan: Bakarak!..

Ancak öyle bir hayvan vardır ki aslanla karşılaştığında hiçbir şey olmamış gibi davranır. Aslan bir pençe atacak olsa tırmalayarak karşılık verir. Küçücüktür tırnakları ama acıtır ve epey kan akıtır. İşte bu hayvancık aslana fırsat tanımaz. Çünkü kendine bakana bakmaz… Kördür. Köstebek derler adına… Köstebek kör kalmış. Çünkü dışarı doğru bakmak yerine içeri, yüreğine doğru bakmış. Nerden gelmiş aklına bunu yapmak kimse bilmez. Ama bu bakış tanrılara özgü olduğundan, “Tanrılar kızıp onu sonsuza dek toprağın altında yaşamaya mahkum etmiş.” derler. Köstebekler toprağın altında yaşamaktan zerre kadar üzüntü duymazlar. Çünkü içeri doğru bakmayı sürdürmektedirler ve işte bu yüzden aslandan korkmazlar.

Kendi yüreğine doğru bakan insalar da böyledir, korkmazlar aslanlardan.”

 

Subcomandante Marcos

İzdiham

İzdiham'ın 37. sayısında Rainer Maria Rilke'nin vasiyetnamesi Sema Peltek'in çevirisiyle Tükçe'de ilk kez İzdiham'da yayımlanıyor. Müslüm Gürses’i kapağına taşıyan İzdiham Dergi’nin Ekim-Kasım sayısı; Meltem Gülname Kaynar’ın hazırladığı İzdiham Maarif Takvimi’yle başlıyor. Rilke’nin Vasiyetnamesi ilk kez Sema Peltek'in çevirisiyle Türkçe yayımlanırken Gökhan Özcan’ın kendine has bir tarzda yazdığı yazısıyla devam eden bu sayıda Gerard de Merval’in morg kaydına yer veriliyor. Erhan Tuncer köşesinde Yeşilçam Şiirlerinden oluşan bir yazı dizisine başlarken; birbirinden farklı üsluplarıyla dikkat çeken ve bu sayıda yer alan yazarlar: Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Çağatay Hakan Gürkan, Dilek Kartal, Faruk Aksoy, Furkan Güngör, Güray Süngü, Hakan Göksel, İbrahim Varelci, Melda Zirek, Muhammed Güleroğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Seda Nur Bilici, Talip Kurşun, Tuğba Karademir, Turan Karataş, Yasin Kara. Şiirleriyle: Bülent Parlak, Abdülhamit Güler, yer alırken; öyküleriyle: Arzu Özdemir, Emine Şimşek, Zeynep Kahraman Füzün; masalıyla: Meryem Ermeydan yer alıyor. Filmler ve Replikler köşesini Berat Karataş hazırladı. Etibar Hesenzade Şehriyar'ın biyografisini yazdığı, Arzu Özdemir'in de bir şiirini çevirdiği dergide: Enes Aras, Mercedes Kadir’i; Ferhat Toka, Cahit Zarifoğlu’nu; Özer Turan, Bakunin’i; Yunus Meşe, Kadı Burhanettin’i anlatıyor. Röportajlarda; Beyazıt Bestami dolarla, Hacı Ahmed Eriş oto tamircileriyle, Mustafa Toprak Ahmet Hamdi Tanpınar ile konuştu. izdiham dergisinin 37. sayısına BURADAN ulaşabilirsiniz.    

Bir Cevap Yazın