Şu mısralar var ya

http://www.izdiham.com/uploads/yazi/KLFNuAwv10.jpg

Şu Mısralar Var Ya

 

Söylemişlerdi. Hep söylerler.

Göçen göçtüğünde anlıyor insan:

Can testisi kırılmış, tek parçası kalmamış.

Halbuki

“Hey gönül!” diyecektik,

“Şu mısraların var ya…”

                        Fatma ŞENGİL SÜZER

 

 

 

Yüzüm hiçbir anlamı donduramıyor;

Bir çiçek aynı yerden açmıyor iki kere!

Bana açıldığımı söyle! Utandığımı!

Giyinip savuşayım o güzel yansılardan

Arama korkusundan, ayna tutulmasından!

Mehmet Aycı (Dergah, 284)

 

 

bir gül şiirin gündemine taşınmıştır artık

çocuk gündüzlerinden çıkmıştır hayatın da

sorun. ona ki kaldırımın hiçbir ayrıntısıyla

parkelerle direklerle tanışmamıştır, duraklarla.

Ertuğrul Demir (Dergah, 284)

 

 

 

Kötü hissettim, iyi hissettim

Kader denecek yaşa geldi kederim

Dedemi ziyaret için aldığım gömlek

Dur düğmelerini bir ilikleyeyim

Evliya Çelik (Dergah, 284)

 

 

 

İlkin onları o dağınık gülüşlerimizden yapılanları

Çiçekten çiğdemden değil eritilmiş naylondan

Kezzap gibi aklını göğsüne akıtanları

Kopardık yara kabuklarını kayıtlardan.

 

Deliyse deliliği sokakta dileneni miskinse miskinliğini

Kanattık dilaltında saklanmış jiletlerle

Kibrimize en keskin bıçağı bileyenleri

Yavuz Altınışık  (Dergah, 284)

 

 

Aklımda bir elma, bir sayı, bir de sen vardın.

Ağlarken şimdi düşündüğüm o sivrisineğin

hiçbir günahı yok.

….

Uçsun ve bütün iş ona kalsın.

Uçsun ve ben yokmuşum gibi yapsın.

Ayşe Nur Orhan  (Dergah, 284)

 

 

 

Gözümün önündeki dünyayı tanımadan henüz

Geziyordu zihnimde bir sürü çözümsüz bilmece

Temizlendikçe kirlenen bir kalbin katranına karışıp

Nikotinin yapış yapış gölgesine sığınırken her gece

Mehmet Baş (Dergah, 284)

 

 

 

Adeviye meydanı ışıklar içinde

Akşamdan Sabaha

Sabahtan akşama direniyor ya

İnadına güzelleşiyor bir daha dünya

Nurettin Durman (Ayvakti, 146)

 

 

Yeryüzü bir yaralı serçe

Uçabilse gökyüzü mavi

Uçabilse çiçekli dallar

İçiyor o serçenin yarasından

Kan sızan gagası bir çeşme

Daha bir güçlenmek için

Kırmızıya tapıyor adamlar

Mehmet Aycı (Ayvakti, 146)

 

 

Kalbimi götürdün çocuk.

Zamansız acılarla acıdı içim,

Ebe sobe dedi bütün ölümler sana,

Nereye gittin bilmiyorum hangi cennet yurduna,

Kalbimi götürdün çocuk.

Adem Özbay (Ayvakti, 146)

 

 

 

çöl yalnızlığı damarlarımda kan

varmak için ne kısrak ne küheylan

ırak selamın gelmiş.

Selma Özeşer (Ayvakti, 146)

 

 

 

Ben burada seni bekledikçe

Sanki vakit ölmüş koyu bir cenaze almış beni

Sular sakin, bankalar boşalıyor ve emlakçılar bile

Ne garip emlakçılar bile bayağı insaniyetli

Kızların hepsi tablo, bozuk paralar gibi aynı renkte

Kararmış bir ikindi hatta

Her şey yerli yerinde

Ama yok bana burda gölge

Şehre şöyle bir bakıyorum

Ellerim cebimde gene de geçiyorum önünden

Aldırmıyor, aldırmasın

Nasılsa saçlarım dağınık ve Salı hala günlerden

Dursun Göksu (Bakmaklar, 2)

 

 

söyle: o bir yığın gül kurusunu aldırayım mı şimdi

bahse söz konusu edilen iyilikten.

bu namluyu daha fazla uzatma sen,

istersen yaşamını şansa bırak!

iyi günler, kötü günler, hep sıradan günler, hay hak!

nasıl sağ bırakılmayı istersen.

Ekrem Sami Yavuz (Bakmaklar, 2)

 

 

Böyle giderse tahrip ya da yüksek doz

Allah ne verdiyse

Ama

yeni inmiş bir ayet gibi

Bakan/bakabilen/bakabilmeyi bilen/

Her nasılsa birini

Yazık

Alnından mıhlayacaklar ya da dokuz köyden

Hemen.

Banu Özbek (Bakmaklar, 2)

 

 

hâlâ gerinmek için dünya bu

senin dudakların pembe uyku

burda bütün yalanlar beyazdılar

….

her yer tel örgüydü

az değil dünya çocukluğumuzu gördüydü

biz ölümü kutladık sadece

Talip Nacar (Bakmaklar, 2)

 

 

oysa her şeyin altında ve üstünde her şeyin, ben

boğulsun derdim, boğulsun, çocukların annelerindeki dalgalanışı

kapının göğe doğru kapanışı, sözün sonsuz dinine sığınarak

ağzı dikiş tutmaz o cumayı bağışlarken ağzıma

meydanda iki kişi kalarak dilimize indirgediğimiz savaş

Salim Nacar (Bakmaklar, 2)

 

 

 

 

 

Fatma Şengil Süzer

İZDİHAM

 

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın