Sıdık Bakır, Seremonide Çatlak Sesleri – İpek Tende Gül Yanıkları

Sevgili Günlük;

Satırlarıma başlamadan önce pencereyi kapatmak istiyorum. Zira çok soğuk iki gündür; ki açık olması, kuşların gelme ihtimali dâhilinde, önündeki ekmek kırıntıları, iki kişilik kahvaltı hazırlamanın derin yalnızlığı, ve, sonrası…
Hal böyle iken günlük; çorbasına ekmek banan kıza âşık oluyorum. Çorbasına ekmek banışından öğrenci olduğunu anlıyorum.  Edebiyat  2.Sınıf öğrencisi, adı Berrin. Bunu çorbaya ekmek banışından anlamıyorum elbet; masada tuzluğun yanında, karabiberin arkasında, ders notları duruyordu.. Gördüm..

Eve geldim sonra Berrin’le ayrıldık. Öyle küslük filan olmadı, diyalogsuz ayrıldık. Kendisine mektup yazmamı isterdi belki; ama ben reddederdim, duymamış olayım derdim. Şeyhim tembihlemişti, facebook kullanan kızlara mektup yazılmaz diye.. Berrin, profil resmin de vardır senin..

Kâğıt kalem aradım odada bulamadım. Klavyenin başına oturdum bunları yazdım. Yazım yanlışları sık sık oluyor, bütün harfler sıkışık. Kâğıt bunu yapmazdı. Canım benim.

Denizin üstünde nar kokusu ol yazdım,Assos’u, Rimbaud’u,  güzel gözlü keklikleri, ilkokuldan işlemeli mendilimi yazdım.

Bir bulut olsundu yazdım başımın üstünde dursundu.. Belki beni sevsindi. Oturdum ona bunları yazdım..

Şimdi altını çiziyor mudur okuduğu kitabın, yerine kokuyor mudur beni cümledeki her bir belirtisiz nesnenin. Soğuk, iç çekişli, üzgünümsü o nesnelerin.. Onun için ağlayabileceğim bir şeyim olsun istedim, onun için sevişebileceğim bir saçak altı.

Lisede çorabı kaçan kızın hüznü varken hala üzerimde, gözü –olasıdır- İlhan Berk’e değmiş o kadına çay yapamam. Onun gözleri önünde çiçekleri sulayamam. Göğe öyle dalgın dalgın bakamam..Sanırım ikide bir pencereme kuşları gönderen de o. Kavisli dualar biliyorum, ihtiyacı varsa anlarım; lakin böylesi kan sızıyor ellerimden..

Nesi var deme günlük, ekmeği tutuşu var, ders notlarında adı, üzerinde eflatun hırkası var. Hem de elden işlemeli. Beni fark etsin istedim. Ki ben otobüste uzatılan hiçbir kolonyadan avucumu çekmedim, kuş vuranları sevmedim,  annemi üzmedim.

Şimdi bir pınarın doğduğu yere saçları düşüyor, uzuyor alnımda güller.  Geçtiği bütün ülkeleri parçalıyor, savaşlar patlıyor her bir şehirden. Yangın yeri bir ömür geçireceğiz anlaşılan..

Sovyetlerden bu yana böylesi yalnızlık çekmedik günlük, bu durum farklı, zira kabuk tutmuyor tütünlense de artık hiçbir yara.

Masada dünden kalma midyeler, limonlanmış üstelik, yarısı içilmiş sigaralar, kaptan black, Ece Ayhan, clozapin, zotepin, ziprasidon, Genç Werther, yanında acıları, Berrin’in tokası.. O yok hayır.

Berrin üşüyünce üzerine kalın bir şeyler giyinecek, ben bunu okuduğu şiirle ilişkilendireceğim.

Odanın ağladığım bir köşesi üstüme geliyor şimdi,  (8 kelime karalanmış) 

İlköğretimi yeni bitirmiştim, geçiş dönemindeydim, “ Şüphesiz ki bu çocukluktan yetişkinliğe geçiş

dönemi çok çatışmalı geçecektir. Anne babaların görevi ergenin bu çabalarını anlayıp onlara destek olmak ve bu dönemin en az hasarla atlatılmasına yardımcı olmaktır. Bunun karşılığında da ergen kendini ispatlayarak yetişkinler dünyasına adımını atar.”  diyor lisans kitaplarımda.

Bileklerime inmeseydi şayet o kesik, geçmeseydi önümden bin bir şerit..

Belki ben.. ben de.. günlük, belki ben de..

Hayallerim akademik yollarla yıkılıyor artık..  Kirpiklerinde bir annenin dudak izi epriyen o kız kâbusum olmasın zahir..  Hüzünler gergefinde kalakalmış o kız, kaderin mi olsun şair..

Göndereceğim mektuplar zarfına sığmayacak,  dili kuruyan nilüferler şarkıma ortak olmayacak.

Gidiyorum günlük, bugünün tarihini unutma..

Ki nasıl söylerim ben sana,

Bir masalın ölümle başlayamayacağını.

 

 

Sıdık Bakır

İZDİHAM

 

 

 

İzdiham Dergisinin 29. sayısı çıktı.  İzdiham 29. Sayısını hiçbir şey için okumayacaksanız bile 00.05.1965 tarihinde Elazığ Akıl Hastanesi’nde yatan Urfalı bir hastanın Allah’a yazdığı mektup için okuyun!   İzdiham 29. sayıya buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın