Sıdık Bakır, Bu Sema Bu Leyl Bu Alarga

Leyl, gecenin en karanlık yeri.

Yaşam ve ölüm,
buğday başakları, yasaklı elma,
karabasan köyler, bıçak izi bir yara.

Yaşamın bir yüzü, yarısı ölümün,
Leyl, kursağında su tutan serçenin geçmeyen ürpertisi.

Lekesiz, kan ter içinde devşirme çocukluğuyla,
soluk güllerin nefesini ıslatır.
Yaşam ve ölüm,
git ve kal arasında;
Leyla,
el değmemiş bir sayıklama.

Bak Leyla,
bak bu coğrafya,
devrilen katarlar, beyaz tülbentli analar,
batıya doğru gittikçe dağılan sis,
dağlara çıktıkça dağılan saçların,
kırışan alnım
kırılan gönlüm.
Ben seni zirvedeyken bir düzenli atlastan söktüm.

Leyla, yaşam bir yana
ölüm bir yana.
İncinen bu gökyüzü altında,
ellerine gölgeler düşüyor, görüyorum.
Ellerin üşüyor, görüyorum.
Durup, meridyenler arasında alev taşımış sayıyorum kendimi.
Durup, bir aleve sarıyorum kendimi.

Leyl diyorum bir şiirin sonuna.
Birbirine benzeyen şehirlerden,
yalınayak hiçlik yontuyorum.
Kim-se a-yıp-la-mı-yor be-ni.

Kaç sokak eskittim,
bir içsel savaş bu
kurşun askerler erittim.
Artan rotasızlığım,
çağrılmadan gelişlerim,
arsızlığım,
ve çağrılmadan gelişlerim,
bıraktığım yerden devam edişim.
Döngüsü özüne hasret yalnızlıklar çekiyorum.

Leyl yazıyor kâğıda doğuştan sessiz bir kadın.
Tutup, gecenin en karanlık yerine yoruyorum.
Safımı belli ettim,
ben bir uzun caddeyi,
eprimiş kalbimle geçiyorum /
sigaramdan içiyorsun.
Kalıp, yaranı acemice gizleyişini seyrediyorum.

İnceliyor ve kayıp gidiyor ayaklarımın altından
kader denen köprü.
Leyl deyince susuyorum,
anlıyorum ve kayıp gidiyor ellerimin arasından
acısı parçalanan yüzü.

Ölüm, uzunca bir yaşamdan sonra..

Leyl ! diye sesleniyorum boynumda gevşeyen ipe;
bir içsel savaş bu diyorum,
kurşun askerler erittim.

Muğlaklaşınca sonra ağzımdaki mühür,
Leyl adında boğuk bir ses oluyor.
Ne kaldı?
Cebimde kırmızısına küskün kurumuş gül yaprağı,
yaşıyor olması imkânsız,
ölüm kaplamış atlasını.

Bak lütfen sen öyle değilsin,
bu bıçak esmerliğini kesmez.
Benim sırtımda çekingen bir çarmıh,
ikimize de jilet oluyor.
Bilmiyorum, belki birimize daha derindir kesikleri.

Leyl bunlar sekiz puntoluk delilikler,
kanlı birer portre, hatalı verilen adres, içilen zehir.
Yaşam nedir ölümün yanında?
Bomboş dökülen sokaklarda,
bir baştan diğerine bataklık, lügatte neyin tasviridir?

Zarfsız gönderilen bir mektuptur bu.
Hatırla, denize ulaşamayan sancılı ırmaktır.
Leyl bak ben meridyenler arasında alevler taşımış sayıyorum kendimi.
Durup, bir aleve sarıyorum kendimi.

Ölüm bazen soluklaşır bir yaşamın duldasında,
Leyl derim bu zarif çığlığa.
Kırılan ayna,
yüzümün kesiklerine acıyarak bakma.
Leyl
derim
bu
zarif
vedaya.

 

 

 

 

Sıdık Bakır

İZDİHAM

 

 

 

 

 

İzdiham 27. Sayısına ulaştı. Bu sayıda Mustafa Kutlu, Gökhan Özcan, Bülent Parlak, Ali Ayçil, Fatma Şengil Süzer, Atakan Yavuz, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Çağatay Hakan Gürkan, Nurdal Durmuş, Dilek Kartal, Onur Bayrak, Eda Tezcan, Seda Nur Bilici, Zeliha Yurdaer, Hakkı Özdemir, Feyza Özcan, İbrahim Varelci, Mustafa Toprak, Muhammed Palewi, Özer Turan, Halil Kurbetoğlu, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, Ferhat Toka, Mücahide Orak, Mücahit Gündoğdu, Kevser Tekin, Elif Atasoy, Hatice Çay ve Yağız Gönüler yer alıyor. İzdiham hepimiz ölecek yaştayız demeye devam ediyor. İzdiham dergisinin 27. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: