Sıddık Yurtsever, Abdullah Harmancı’nın Melek Kayıtları

İlk öykü kitabını 2002 yılında çıkaran Abdullah Harmancı Melek Kayıtları ( İz Yayınları, 2016) isimli kitabıyla okurlarına beşinci defa merhaba dedi. Aynı zamanda bir kuram bir de inceleme kitabı olan Harmancı kaldığı yerden devam ediyor. İlk öykü kitabı Muhteris’i dönemi içinde inceleyecek olursak postmodern anlatının imkanlarını yer yer kullanıp hikayesini bireyin toplum içindeki çıkmazlarına bina eden Harmancı diğer öykü kitaplarında bu izleği çatışmalarla yoğurdu. Harmancı’nın dört öykü kitabında en dikkat çekici husus, fert olma heyecanını durağan bir mistizmle ya da sabır ölçütleriyle donatarak, İlahi manaya biraz daha yakınlaşıp toplum içinde bir role bürünebilen kahramanlar yaratmak.

Melek Kayıtları on beş uzun öykü otuz iki küçürek ya da minimal öyküden oluşuyor. Harmancı’nın, çoğu dergide yayımlanan öykülerinin yanında ilk defa yayımlanan öyküleri de var kitapta. Çoğu öykü ithaflı.  Titiz bir dil işçiliğin yanında duygulu anlatımın yoğunlaştığı öyküler, hayatın tam merkezinden.

İlk öykü, Görünmez Öyküler’de başka bir hayatı aramakla geçirir hayatını kahramanımız. Ertesi Dünya’nın mottosu olan sorgulayıcı anlatımın ana fikri deyim yerindeyse. Dünyanın muadilini bu dünyada arayan, aramakla bulunmaz düsturuna kulak kabartan bir hikaye. Harmancı öyküsünde modern anlatımın imkanını bilinç akışına bina eder. Öykünün en can alıcı cümlelerinden biri ‘’ Ne çok öykü ne çok öykücü bir iz bile bırakmadan yanımdan yöremden geçip gittiler.’’ Öykü boyunca işaret edilen ana izlek burada doruğa çıkar. Aslolan hikayeyi arama çabası net bir mesajdır.

Kitaba adını veren Melek Kayıtları bir derde yaslanarak alt başlıklarla ilerler. Birbirinden kopuk gibi işlenen bu alt başlıklar yer yer denemeyle iç içe geçerek net mesajlar verir. Melek Kayıtları hem bir kitap ismi olarak hem de deruni anlatımın içine gizlenen irfan geleneğimiz açısından çok orijinal bir öykü. Porşşşş adlı alt metin şöyle mesela: Bir gün, kırmızı ışıkta beklerken, siyah bir porş’un siyah camına, yanında bekleyen Suriyeli bir mültecinin esmer yüzünün yansıdığını görmüş, bunun ilahi bir işaret olduğunu düşünmüştü. İçinde bir yerler burulmuştu.

Nihayet Dergi’ de yayımlanan On dakika isimli öykü salt bir özeleştirinin ötesinde geçmiş ve gelecek tasavvurunu ya da derdini içinde barındıran bir metindir.  İnsanın beşer olması sebebiyle içine düştüğü durumu ‘’ daha vakit var’’ çığlıkları ifade eder. Abdullah Harmancı’nın hikayelerinde görülen alışılmış dil özellikleri( kelime tekrarları, noktalama işaretlerinin az kullanımı, bilinç akışı) öyküyü rahatlatır.

Ressam Mavi’de izlek, şikayet mi hikayet mi temsiline yaslanır. Havf ve reca arasında gidip gelen kahramanımız gördüğü manzara karşısında hayretini dile getirse de kendisine gösterilen hakikat karşısında şaşkına döner.

Gösteri isimli öyküde hayatının kelimesini arayan kahramanımızın kırgınlığının yer yer hırçınlığının had safaya yükseldiğini ve bununla başa çıkamayarak şehrin en yüksek yerinden kendini boşluğa bıraktığını görüyoruz. Öyküde yazar yüksekliği bir metafor olarak kullanmış. Çünkü ‘’Kendi en yükseğinden itilince herkes incinir.’’

Ritim bozukluğu öyküsü şiirsel dil ve duyguyla bütünleşerek okuyucuya  net bir mesaj verir. Hem biçimsel özellikler olarak hem de duygu yoğunluğu açısından öykü, Abdullah Harmancı’nın Temmuz dergisinin son sayısında Halep için yazdığı öyküyü anımsatıyor.

Vehim adlı öykü, kitaptaki en eski öykümüz. 2005 yılında yayımlanmış. On bir yıl öncesindeki bir metinle yeni yazılmış bir metnin ayırdına varmak gerçekten güç. Harmancı çizgisini bozmadan yılları kaleminde biriktirip hislerini duyumsamış. Ayrıca bu öykü biraz önce zikrettiğim havf ve reca arasında kelimelerini da özetliyor. ‘’Yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe’’

Dört bölümden oluşan Melek Kayıtları’nın son bölümünde otuz iki tane kısa öykü bulunuyor. Geleneğimizde yeri tartışılmaz olan kıssadan hisseler bu kısa öykülerinde çıkış noktası olmuş. Verilen mesajların netliği okurda bıraktığı düşünme ihtiyacıyla harmanlanıyor.

Abdullah Harmancı’nın diğer kitaplarında da rastladığımız kısa öyküler, herhangi bir anın şahitliğiyle ilerliyor. Duygu yoğunluğunun zirveye çıktığı, kırgınlıkların, kıskançlıkların, özlemin, yılmışlıkların, acabaların, tükenmişliklerin yazıya dökülmüş hali. İki kısa öyküde şehir mimarisine eleştiri var. Betonlaşan şehirlerin içinde betonlaşan insanlar.

Özetle Melek Kayıtları bize takip mesafesinden sesleniyor. Okuru bol olsun.

 

 

 

 

 

Sıddık Yurtsever

İZDİHAM

 

 

 

 

 

 

 

izdiham-26-sayi

İzdiham 26. Sayı

İzdiham dergisi 26. Sayısında hiçbir yerde bulamayacağınız çok özel çalışmalar yer alıyor. Edebiyatla gençleri ve hayatı birbirine dost yapan İzdiham’ın bu sayısında Gökhan Özcan, Ercan Kesal, Ali Ayçil, Atakan Yavuz, Baki Ayhan T., Murat Kapkıner, Güray Süngü, Zeliha Yurdaer, Onur Bayrak, Dilek Kartal, Yağız Gönüler, Yunus Meşe, Mazlum Mengüç, İbrahim Varelci Süleyman Unutmaz, Ferhat Toka, Selman Urluca, Berkan Ürgen, Yasin Kara, Özer Turan, Çağatay Hakan Gürkan, Seda Bilici, Feyza Özcan, Beyazıt Bestami, Halil Kurbetoğlu, Oğuzhan Bükçüoğlu, Mustafa Toprak, Öner Buçukcu, Fahrettin Dede, Dinçer Ateş, Turgay Bakırtaş ve Bülent Parlak gibi nitelikli eserler veren edebiyatçılar ile genç ve umut vaad eden isimler yer alıyor. İzdiham Maarif Takvimi, Lügatlere Güncelleme, Bulgarlar Ne Okuyor? Adlı çalışmanın yanı sıra bir de taziye ilanı yer alıyor. Dengenizi Kaybettiniz, başınız sağolsun. İzdiham’ı bir solukta okunacak bir sayıyla karşınızda. İzdiham dergisinin 26. sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: